CHP’nin Cemal Enginyurt tercihi ne anlatıyor?
CHP, Afyonkarahisar’da millet iradesine Cemal Enginyurt ile mi sahip çıkacak?
Türk siyasetinde parti değiştirme olgusu, yalnızca bireysel siyasi tercihlerle açıklanabilecek bir mesele değildir; aynı zamanda ideolojik tutarlılık, temsil krizleri ve seçmen algısı bakımından da değerlendirilmesi gereken yapısal bir sorundur. Son günlerde Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal hakkında ortaya atılan “AK Parti’ye geçeceği” yönündeki iddialar üzerine CHP Genel Merkezi’nin Afyonkarahisar’da düzenlediği “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” eyleminde konuşmacı olarak Cemal Enginyurt’un tercih edilmesi, siyasi iletişim açısından dikkat çekici bir tablo ortaya koymuştur.
Siyasetin sert ve popülist dilini benimseyen Enginyurt’un konuşması sırasında defalarca “yavşak” gibi hakaret içeren ifadeler kullanması, Türkiye’de siyasal söylemin geldiği noktayı göstermesi bakımından ayrıca önemlidir. Demokratik siyaset, toplumsal kutuplaşmayı derinleştiren sokak diliyle değil; fikir, ilke ve siyasi nezaket üzerinden yürütülmelidir. Özellikle bir milletvekilinin kullandığı dil, yalnızca şahsını değil temsil ettiği siyasi hareketin kurumsal ciddiyetini de yansıtır. Bu nedenle CHP’nin, “millet iradesini savunma” iddiasıyla düzenlediği bir organizasyonda böylesine sert ve argo bir üslupla öne çıkan bir ismi tercih etmesi, siyasi etik açısından tartışmalıdır. Birde şunu da eklemeden geçemeyeceğim, “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” eylemleri kapsamında CHP’li milletvekillerin, Belediye Başkanı Burcu Köksal’a karşı söyledikleri “Onu gördüğünüz her yerde protesto edin. Sizi terk edenleri sokağa çıkarmayın. Bu sokaklarda yürütmeyin! Yüzüne tükürün” şeklindeki ifadeleri siyasi ahlak ve etiğin tam olarak neresinde kalıyor düşündürücü doğrusu.
Daha da dikkat çekici olan ise Enginyurt’un siyasi geçmişidir. Siyasi hayatına Milliyetçi Çalışma Partisi’nde (MÇP) başlayan Enginyurt, ardından Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), Demokrat Parti (DP) ve bağımsız siyaset çizgisinden geçerek bugün Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) saflarında siyaset yapmaktadır. Elbette demokratik sistemlerde parti değiştirmek hukuken meşru bir tercihtir; ancak sık ve ideolojik ekseni belirsiz geçişler, kamuoyunda siyasi ilkesizlik ve pragmatizm tartışmalarını beraberinde getirir. Bu noktada CHP’nin, Burcu Köksal’ın olası bir parti değişimi iddiasına karşı kamuoyu oluşturmak amacıyla siyasi kariyeri boyunca birçok farklı partide bulunmuş bir ismi ön plana çıkarması, doğal olarak bir çelişki algısı üretmektedir.
Siyasal iletişim teorileri açısından bakıldığında, bir partinin verdiği mesaj kadar o mesajı kimin verdiği de önemlidir. Çünkü siyaset, yalnızca söylem değil aynı zamanda temsil sanatıdır. Temsilcinin geçmişi, siyasi aidiyeti, kamuoyundaki itibarı ve kullandığı üslup; verilen mesajın inandırıcılığını doğrudan etkiler. Bu nedenle CHP’nin tercih ettiği bu yöntem, Burcu Köksal üzerinden oluşturulmak istenen siyasi baskının etkisini artırmak yerine tersine zayıflatma riski taşımaktadır.
Öte yandan mesele yalnızca bir belediye başkanının olası parti tercihi değildir. Türkiye’de seçmen davranışı giderek daha fazla “ilkeli siyaset” beklentisi üzerinden şekillenmektedir. Seçmenler artık yalnızca hangi partinin kazanacağını değil, hangi siyasetçinin tutarlı bir çizgiye sahip olduğunu da sorgulamaktadır. Bu bağlamda, siyasi geçmişi boyunca farklı ideolojik kulvarlarda yer almış bir ismin “sadakat” ve “irade” merkezli bir kampanyanın öncüsü yapılması, kamuoyunda ironik bir durum olarak değerlendirilmektedir.
Sonuç olarak Afyonkarahisar’daki bu tablo, Türk siyasetinin temel sorunlarından birini yeniden gözler önüne sermiştir; siyasi dilin sertleşmesi ve siyasi tutarlılığın giderek ikinci plana itilmesi. Demokratik olgunluk, rakipleri suçlayıcı sloganlarla değil; ilkeli duruş, tutarlı kadrolar ve saygın bir siyasi üslupla inşa edilir. Aksi hâlde siyaset, toplumun ortak aklını geliştiren bir zemin olmaktan çıkar ve yalnızca gündelik polemiklerin sahasına dönüşür.































YORUMLAR