Ana Sayfa Arama Video
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

30 Yıl, yüzlerce hayat: Öğretmenlik bir meslek değil, yaşam biçimi

Afyonkarahisar’ın Şuhutlu öğretmeni Aynur Küçük, 30 yıllık meslek yolculuğunu Afyonşehir Gazetesi’ne anlattı.

Kuruçova’nın sobalı sınıflarından Bolvadin’in köy okullarına, Çocuk Esirgeme yurtlarından Hoca Ahmet Yesevi’ye uzanan bir hikâye… Bir öğrenciyi sıralardan yaptığı yatakta hayata döndüren, hiçbir okulun kabul etmediği yaramaz çocuğu müziğe kazandıran, pes eden bir öğrenciyi Anadolu Lisesi’ne, oradan doçentliğe taşıyan bir öğretmen… Küçük’e göre öğretmenliğin sırrı tek kelimede gizli: Sevgi. Ve o diyor ki: “Bu işi sevmeden yapan bıraksın; öğretmenlik insan hayatına dokunma işidir.”
AYNUR KÜÇÜK’ÜN 30 YILLIK YOLCULUĞU
Afyonkarahisar’ın Şuhut ilçesinde doğup büyüyen Aynur Küçük, bu yıl öğretmenlikte 30. yılını tamamlamaya hazırlanıyor. Sade anlatımı, güçlü hafızası ve her cümlesi içten gelen bir sevgiyle dolu olan Küçük’ün hikâyesi, sıradan bir meslek hayatının değil; yüzlerce öğrencinin hayatına dokunan bir yolculuğun hikâyesi. İlk Günün Şaşkınlığı ve Heyecanı: “Düzensizliğe Rağmen Çok Mutluydum” Küçük, ilk atamasının yapıldığı Kuruçova İlkokulu’na girer girmez yıllardır unutamadığı ilk izlenimini şöyle anlatıyor: “Öğretmenler odasında bir düzensizlik vardı. Sınıfa girdim, orada da… Ama ben o anda ‘Neler yapabilirim?’ diye plan yapmaya başladım. Çünkü öğretmenliği çok istiyordum. Mutluydum.” Bu cümle bile, onun bir mesleğe değil, bir hayata başladığının işareti gibiydi.

BİR ÇOCUĞUN DOKUNUŞU: ÖĞRETMENLİK KARARINI VERDİREN AN
Küçük’ün öğretmen olma fikri, ilkokul üçüncü sınıfta yeşermiş bir karar: “Öğretmenim Hüseyin Ateş… Allah rahmet eylesin. Ona hayrandım. Ders anlatışı, duruşu, yürüyüşü… Her şeyiyle rol modelimdi. Onu gördüğüm gün öğretmen olmaya karar verdim.” Bu kararı besleyen bir diğer kişi ise ağabeyi: “Hep ‘Sen öğretmen doğmuşsun’ derdi. Bu sözünü hiç unutmadım.”
KURUÇOVA’DA YÜREĞE KAZINAN ‘CANAN’ HİKAYESİ
Öğretmenliğinin ilk yılında, öğrencisi “Canan” (gerçek adı değiştirildi) Küçük’ün hayatında unutulmaz bir iz bırakır. Sınıfa hiç gelmeyen öğrencinin neden devamsız olduğunu sorduğunda aldığı cevap onu derinden sarsar: “Öğretmenim, o dertli… Hasta.” Küçük, eve gittiğinde sobaların yanmadığı buz gibi bir evde, tek başına yaşayan hastalıklı öğrenciyi bulur. O an hiç düşünmeden harekete geçer: “Okula getirdim. Sıralardan yatak yaptım. Evden yemek götürdüm. Bir ay boyunca okulda ona baktım.” Yıllar sonra öğrencinin evlendiğini, iki çocuğu olduğunu öğrenir:
‘DUYDUĞUM AN DÜNYALAR BENİM OLDU’
Hiçbir Okulun Almadığı ‘Ahmet’ ve Müzikle Değişen Kader. Küçük’ün en çarpıcı hikâyelerinden biri de Bolvadin Alkasan’daki yıllarında başlar. Merkezdeki hiçbir okulun kabul etmediği “çok problemli” bir öğrenciyi sınıfına almasıyla. Müdür bey bana kızdı, ‘Okulu mahvedeceksin’ dedi. Ama ben o çocuğun ya dağa ya da kötü yollara düşeceğini biliyordum.” Ahmet sınıf düzenini bozsa da, Küçük onu okuldan koparmamak için her yolu dener: paspas yaptırmak, enerji harcatmak, kantine gönderip sorumluluk vermek… Ta ki bir gün sınıfta “Dağ Başını Duman Almış” marşı söyletirken güçlü bir ses duyana kadar: “Müzik öğretmenini çağırdım. ‘Hocam, bu çocuğa bir enstrüman öğretebilir misin?’ dedim.” Sonrasında Ahmet org çalmaya başlar… Yıllar geçer… Bir gün babası arar: “Oğlum orkestra kurdu, düğünlere çıkıyor. Elini değil ayağını öperim öğretmenim.” Küçük bunu anlatırken hâlâ duygulanıyor.
‘OKUMAYACAK’ DENEN ÇOCUĞUN DOÇENTLİĞE UZANAN HİKAYESİ
Bir diğer öğrencisi, anne-babasız büyüyen ve amcasıyla yaşayan bir çocuk… Amca kararlıdır: “Okumayacak. Hafız olacak. Tarlaya lazım bana.” Küçük, zekice bir mantık yürütür: “Okumazsa ırgat olur. Ama okursa ehliyet alır; traktörü kullanır, senin ustan olur.” Bu söz etkiler. Ertesi gün çocuk okula kaydedilir. İnatçı öğrenci iki ay boyunca sınıfta sorun çıkarır. Küçük bir gün pes eder gibi yapar:
“GİT O ZAMAN AHMET, NEREYE GİDİYORSAN GİT!”
O an kırılma noktası olur. Ertesi gün öğrenci mum gibi gelir. Yıllar sonra… “Serviste elimi öptü. Anadolu Lisesi’ni kazanmıştı. Şimdi doçent.” Çocuk Esirgeme Kurumunda Bir “Koruyucu Anne” Alkasan’da öğrencilerinin çoğu Çocuk Esirgeme Kurumu’ndan gelmektedir. Hırçınlıkları, güvensizlikleri, hayata küskünlükleri… Tümünü sabırla dönüştürür. Hafta sonları gönüllü derslere gider, önce voleybol oynatır, sonra Türkçe ve matematik çalıştırır.
O yıllardan unutamadığı bir an: “Bahçede voleybol oynuyorduk. Büyük oğlum ‘Anne, sen ölünce biz de mi buraya geleceğiz?’ dedi. O gün çok sarsıldım. Ama çocuklar hayatına iz bırakan değerler olmaya devam eder. En Unutulmaz Öğretmenler Günü. Bir paketi olmayan mendil… Bir başörtüsü yazması… Bahçeden toplanmış papatyalardan örülmüş taç… “Çocuk Esirgeme’deki çocuklar ‘Aynı öğretmenler günü kutlu olsun’ dedi. Hiç unutmadım.”
SINIF YÖNETİMİNİN SIRRI: BAĞIRMADAN, BAKIŞLARLA
Küçük, 30 yıl boyunca hiç bağıran bir öğretmen olmamış. “En yaramaz sınıfa bile girsem ayakta beklerim; sessizce gözlerinin içine bakarım. Sınıf kendi kendini toplar.” Ders motivasyonu içinse ilginç bir taktiği var: Sabah “elma toplama” egzersizleri… Yorgun derslerde “Sürprizim var çocuklar!” diyerek sınıfı bir anda canlandırması… Eğitimde En Verimli Dönem: 5+3 Sistemi. 5 yılın sonunda sınavla liselere gidilirdi. Gidemeyenler meslek okullarına… Ara eleman yetişirdi. Çok verimliydi.”* Zorunlu eğitimin uzaması ve teknolojinin hızla merkeze oturması konusunda ise temkinli.
30 YILIN SONUNDA: ÖĞRETMENLİK BİR YAŞAM BİÇİMİ
Küçük, bu yıl emekliliği düşünse de öğretmenlikten emekli olmanın imkânsız olduğunu söylüyor: Devletten emekli olursun ama öğretmenlikten asla. Gönüllü projelerim var, devam edeceğim. Genç Öğretmenlere Altın Tavsiye. Sevgi, sabır ve kararlılık… Öğrenciyi mutlaka takip edin. Bir çocuk değişecekse bunu ancak sevgiyle sağlarsınız. ”Bu Meslek Kutsaldır. Doktorluk ve öğretmenlik… İkisi de insan hayatına dokunur. Telafisi yoktur. Çocuğu sevmeyen bu işi bırakmalı. Çünkü öğretmenliğin sırrı sevgide bitiyor.

DİĞER VİDEOLAR