Tribünde maç seyretmenin zor olduğu zamanlardı. Sabah namazına müteakip bilet kuyruğuna girmişliğim yoksa da tüm harçlığını maç biletine verip, parasız kaldığım zamanlar. O zamanlar Afyonspor’un iki amigosu vardı; Limon Yaşar ve Amigo Basri
Takımlarına gönül verip taraftarı coşturan amigoların futbol camiasında ayrı bir yeri vardı. Sadece maç günleri değil sair günlerde de şehrin neşe kaynağıydılar. Zamanla mafyatik başkanlar, çok geçmeden de onlara uygun tribün liderleri nedeniyle amigoluk kaybolan bir gelenek olarak tarihteki yerini aldı.Hiç değilse Pazar yazılarında gündemden kaçıp eskilere bakmak lazım anlayışı ile bu hafta, bir meslek olarak değil ama bir gelenek olarak unutulan ‘amigoluk’ üzerine yazalım dedik… Çocukluğum Afyonkarahisar’da geçti.
Tribünde maç seyretmenin zor olduğu zamanlardı. Sabah namazına müteakip bilet kuyruğuna girmişliğim yoksa da tüm harçlığını maç biletine verip, parasız kaldığım zamanlar. O zamanlar Afyonspor’un iki amigosu vardı; Limon Yaşar ve Amigo Basri
Biz, sahada takımımızın rekabetinden önce Limon Yaşar ve Amigo Basri’nin tatlı rekabetini seyrederdik maçlar başlamadan. Taraftar da kızıştırırdı bu rekabeti;bazen biri öne çıkar bazen diğeri. Sonra barışılır ve hep beraber başlardı tüm tribün onların önderliğinde: Afyonnnn
GÜÇLERİ SEMPATİKLİKLERİNDEN
Her şehrin her takımın bir Limon Yaşar ve AmişgoBasrisi vardı aslında. Samsunspor’unLazigo’su, Urfaspor’unMame’si, Giresunspor’un Adnan’ı, Karşıyaka’nın Albay’ı, Ankaragücü’nün Sefa’sı, Fenerbahçe’nin Çetin’i… 70’lerin Eskişehirspor’unu Amigo Orhan’ı anmadan konuşamazsınız. Birçoğunun büyük takımlardan transfer teklifi aldığı söylenen amigoları vardı Türk futbolunun. Ya ‘Karıncaezmez Şevki’? Bugünün futbol ikliminde lakabı ‘karıncaezmez’ olan bir tribün lideri düşünebilir misiniz?
Biraz naif, kırılgan, yarı meczup adamlardı amigolar. Güçlerini şiddetlerinden değil sempatikliklerinden alırlardı. Stadyumların orta oyuncularıydı demek daha doğru belki onlar için. Sadece maç günleri değil sair günlerde de şehrin neşe kaynağıydılar.
Herkesin tanıdığı şehrin veya takımın sembolüydüler. Evet, yalan yok küfürbazdılar onlar da; ama çatık kaşlı, korkulacak adamlar değillerdi. Rivayet o dur ki Karıncaezmez, amigoluğun son dönemlerinde bir ‘reis’ tarafından ‘uğursuz geliyor’ diye tribünde itilmiş ve kolu kırılıp ve uzaklaşmıştır tribünlerden. Bu olay amigoların yediği ilk goldü belki de… Sonrası malum; önce mafyatik başkanlar, çok geçmeden de onlara uygun tribün liderleri… Bir zaman sonra yeniler de kendilerine ‘amigo’ denmesine razı olmadı zaten. Amigoluk kaybolan bir gelenek olarak tarihteki yerini aldı. Bu geçiş dönemine farklı tribünlerde şahitlik eden biri olarak bize de ‘yazık oldu’ demek düştü. İyi haftalar efendim.Haber yorum Alaattin Yeşilçay

