Ana Sayfa Arama Video
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Bilen: Diş taşı sadece estetik bir sorun değil

AFSÜ Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Emrah Bilen, diş taşı oluşumu, diş sararması ve diş eti hastalıklarına karşı uyarılarda bulundu. Diş taşı temizliğinin dişlere zarar verdiği yönündeki inanışın yanlış olduğunu belirten Bilen, düzenli diş fırçalamanın yanı sıra diş ipi kullanımının ve kişiye uygun aralıklarla diş hekimi kontrolünün önemine dikkat çekti. Bilen ayrıca diş taşının sadece estetik bir sorun olmadığını vurguladı.

AFSÜ Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Dr.

Ağız sağlığını korumak için diş temizliğine özen göstermek şarttır. Gün içinde tüketilen besinler, hormonal sorunlar ve genetik faktörler de ağız ve diş sağlığını etkileyebilir. Bu nedenle diş fırçalamak, ağız sağlığı için tek başına yeterli değildir. Çünkü dişler ne kadar özenle temizlenirse temizlensin, diş taşı oluşabilir ve diş sararması yaşanabilir. Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi (AFSÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Emrah Bilen, diş taşı oluşmasının ve diş sararmasının nedenlerine ve bu sorunların sebep olabileceği hastalıklara dair önemli değerlendirmelerde bulundu. Diş taşı oluşumuna ilişkin bilgiler veren Dr. Öğr. Üyesi Emrah Bilen, “Diş plağı, dişlerin üzerinde gün içinde biriken, bakterilerden oluşan yumuşak ve yapışkan bir tabakadır. Sabah dilinizi dişlerinize sürdüğünüzde hissettiğiniz o pürüzlü his, aslında plaktır. Diş plağı, fırça ve diş ipiyle kolayca temizlenebilir. Temizlenmezse tükürükteki kalsiyum ve fosfat gibi mineraller birkaç gün içinde bu plağı sertleştirir ve plak, taşa dönüşür. İşte diş taşı budur. Diş taşı fırçayla çıkmaz, ancak diş hekiminin özel aletleriyle temizlenebilir. Bu taşları en fazla, tükürük bezlerinin ağzını açtığı alt ön dişlerin iç yüzünde ve üst azı dişlerinin yanak tarafında görürüz” dedi.

‘BAZEN HASTANIN ‘SARI DİŞ’ DİYE ŞİKÂYET ETTİĞİ ŞEY, ASLINDA TAŞTIR’

Sararmanın iki grupta değerlendirilebileceğini dile getiren Bilen, “Birincisi dışarıdan gelen renklenmeler. Çay, kahve, kola ve en önemlisi sigara ve tütün ürünleri burada başı çeker. Bunlar diş yüzeyine yapışır ve zamanla rengi koyulaştırır. İkincisi dişin kendi yapısından kaynaklanan sararmadır. Mine tabakasının kalınlığı ve altındaki, dişlerin kemiğe benzer yapıdaki temel tabakası dentinin rengi, kişiden kişiye farklıdır. Bunda genetiğin payı büyüktür. Yaş ilerledikçe mine incelir ve alttaki daha sarı olan dentin daha belirgin görünür. Bunların dışında çocuklukta kullanılan bazı antibiyotikler, içme suyundaki fazla flor renk değişikliğine yol açabilir. Darbe almış ya da kanal tedavisi görmüş dişlerde de renk değişikliği görülebilir. Diğer yandan diş taşının kendisi de sarı-kahverengi bir görüntü verir, yani bazen hastanın ‘sarı diş’ diye şikâyet ettiği şey, aslında taştır. Ayrıca şunu da belirtmek gerekir; diş taşı temizliği dişin rengini beyazlaştırmaz, diş beyazlatma işlemi çok daha farklı bir tedavidir” diye konuştu.

‘GÜNDE İKİ KEZ EN AZ İKİ DAKİKA DİŞLERİMİZİ FIRÇALAMALIYIZ’

Dişlerin günde iki kez, sabah ve özellikle gece yatmadan önce florürlü bir macunla en az iki dakika fırçalanması gerektiğini altını çizen Bilen, “Burada bir uyarıda bulunmak isterim: Herkese dişini fırçaladıktan sonra kesinlikle bir şey yiyip içmemesini öneriyoruz. Yani kahvaltıdan sonra fırçalanmalı ve gece fırçalandıktan sonra da bir şey yenilip içilmemeli ki diş eti iyileşmek için fırsat bulabilsin. Doğru diş fırçalamak için fırçayı, diş ile diş eti birleşimine yerleştirip oval hareketler yapıyoruz. Temizlenmesi gereken alan, tabiri caizse pembe ile beyazın birleştiği dişeti kenarıdır. Sağa sola sert sert ovalamak hem diş etine hem dişe zarar verir. Yumuşak ya da orta sertlikte bir fırça yeterlidir, herkes istediği sertlikte fırça alabilir. Bunların biri diğerinden daha üstün değildir. Şunu özellikle vurgulamak isterim: Fırçanın kılları, dişlerin arasına girmez. Diş taşının ve diş eti hastalığının en çok başladığı yer de tam orasıdır. O yüzden günde bir kez diş ipi ya da arayüz fırçası kullanmak, diş bakım rutinimizin vazgeçilmez parçası olmalıdır. Sararma açısından çay ve kahveyi azaltmak, içtikten sonra ağzı su ile çalkalamak ve tabii ki sigarayı bırakmak büyük bir fark doğuracaktır” ifadelerini kullandı.

‘TEMİZLİK SONRASI HASSASİYET DE SIK KARŞILAŞTIĞIMIZ BİR ŞİKÂYETTİR’

AFSÜ Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Emrah Bilen, yaptığı değerlendirmenin devamında şunları söyledi: “Diş taşı sadece estetik bir sorun değildir. Diş taşının yüzeyi pürüzlüdür ve üzerine sürekli yeni plak birikir. Bu bakteriler önce diş etinde iltihaba neden olur ki ilk belirti, fırçalarken kanamadır. İnsanların çoğu kanamayı önemsemez ama bu vücudun verdiği bir uyarıdır. Tedavi edilmezse iltihap zamanla dişi tutan kemiğe ilerler, diş eti çekilir, dişler sallanmaya başlar ve sonunda diş kaybı yaşanabilir. Ülkemizde erişkinlerde diş kaybının en önemli nedenlerinden biri budur. Üstelik diş eti hastalığının, diyabet ve kalp-damar hastalıklarıyla da ilişkili olduğunu biliyoruz. Yani ağız sağlığı, genel sağlıktan ayrı düşünülemez. Hastalarımızdan çok sık duyduğumuz, ‘Diş taşı temizliği dişe zarar verir, mineyi aşındırır’ diye yanlış bir kanaat var. Bu sebeple temizlik yaptırmak istemeyenler oluyor. Bu doğru değildir. Diş taşı temizliği, doğru yapıldığında dişe zarar vermez. Asıl zarar, taşın orada kalmaya devam etmesidir. Temizlikten sonra ‘dişlerimin arası açıldı’ diye gelen hastalarımız da oluyor. Aslında o boşluklar temizlikle oluşmuyor. Diş eti zaten taşın yol açtığı iltihap nedeniyle çekilmiş, aradaki boşluğu da taş doldurmuş oluyor. Taş temizlenince bu durum ortaya çıkıyor. Yani temizlik soruna sebep olmuyor; üzeri örtülmüş sorunu görünür hâle getiriyor. Diş eti iltihabı geçtikçe de diş eti biraz toparlanıyor. Temizlik sonrası hassasiyet de sık karşılaştığımız bir şikâyettir. Bunun nedeni, uzun süre taşın altında kalmış diş yüzeylerinin yeniden ağız ortamıyla, soğukla sıcakla temas etmeye başlamasıdır. Bu hassasiyet geçicidir, genellikle birkaç gün ile birkaç hafta içinde azalır. Bu süreçte hassasiyet giderici diş macunu kullanmak rahatlatıcı olabilir. Hassasiyet uzun sürerse de diş hekimine danışmak yeterlidir.

‘ALTI AYDA BİR KONTROL ÖNERİYORUZ AMA BU, HERKES İÇİN GEÇERLİ DEĞİLDİR’

Genel olarak altı ayda bir kontrol öneriyoruz ama bu, herkes için geçerli değildir. Diş taşı yapma eğilimi yüksek olanlarda, sigara içenlerde, diyabet hastalarında ya da daha önce diş eti tedavisi görmüş kişilerde bu süre üç-dört aya inebilir. Ağız bakımı çok iyi olan, taş yapma eğilimi düşük kişilerde ise yılda bir yeterli olabilir. Bu aralığı en doğru şekilde, kişinin ağız durumuna bakarak diş hekimi önerecektir. Bu noktada önemli olan, şikâyet ortaya çıkmasını beklememektir. Çünkü diş eti hastalığı genellikle ağrısız ilerler ve fark edildiğinde de maalesef çoğu zaman iş işten geçmiş olabiliyor.”