Önergenin; yatırım fonları üzerinden gerçekleştirilen usulsüz işlemler, piyasa manipülasyonları ve haksız kazanç faaliyetlerinde siyasi nüfuz sahibi kişilerin ve kamu görevlilerinin olası rollerinin, siyasi ve idari sorumluluklarının, ihmal ve kusurlarının, denetim eksikliklerinin ve soruşturma süreçlerindeki muhtemel ayrıcalıklı uygulamaların bütün yönleriyle araştırılmasını amaçladığını belirten Olgun, fon krizinin devlet kurumlarının işleyişi ve görevlerin kötüye kullanılmasıyla ilgili ciddi soru işaretleri doğurduğunu ifade etti.
‘455 BİN 758 VATANDAŞ BİRİKİMLERİNİN AKIBETİNİ BİLEMİYOR’
Fon krizinin borsada yaşanan geçici bir sarsıntı olarak değerlendirilemeyeceğini dile getiren Olgun, Sermaye Piyasası Kurulunun verilerine göre 455 bin 758 vatandaşın birikimlerinin akıbetini bilemez hâle geldiğini kaydetti. Bu kişilerin spekülatörlerden ibaret olmadığını vurgulayan Olgun, mağdurlar arasında emekli maaşını korumaya çalışan yaşlıların, ev sahibi olmak için küçük miktarlarla birikim yapan gençlerin ve küçük esnafın bulunduğunu belirtti. Olgun, vatandaşların paralarını devletin lisans verdiği fonlara yatırdıklarına dikkat çekti. Fonlarda manipülasyon yapıldığının Kasım 2025’te sorumlu makamlarca dile getirildiğini ifade eden Olgun, gerekli müdahalenin ise 10 ay sonra yapıldığını savundu. Bu gecikme sürecinde tasfiye edilen fonların büyüklüğünün 297 milyar liradan 822 milyar liraya ulaştığını belirten Olgun, sorunun tespit edilmesine rağmen çözümün ertelenmesini eleştirdi. Olgun, sorunu teşhis edip tedaviyi 10 ay erteleyenlerin bugün başarı hikâyesi anlatmasının mağdurların yaşadığı acıyla alay etmek anlamına geldiğini söyledi.
‘EKSİK KALAN, MEVZUATI UYGULAMA KARARLILIĞIYDI’
Anayasa’nın 167’nci maddesinin piyasaların sağlıklı ve düzenli işlemesi için gerekli tedbirleri almayı devletin görevi olarak belirlediğini hatırlatan Olgun, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun da Sermaye Piyasası Kuruluna gerekli yetkileri tanıdığını ifade etti. Mevzuatın hazır olduğunu ancak uygulama kararlılığının eksik kaldığını savunan Olgun, yaşanan süreçte denetim ve müdahale mekanizmalarının neden zamanında işletilmediğinin açıklığa kavuşturulması gerektiğini dile getirdi.
‘BU DOSYADA İKİ AYRI TÜRKİYE VAR’
Anayasa’nın 10’uncu maddesinde yer alan kanun önünde eşitlik ilkesine dikkat çeken Olgun, fon soruşturmasında herkese aynı hukukun uygulanıp uygulanmadığını sorguladı. Olgun, bazı fon yöneticilerinin sabaha karşı operasyonlarla gözaltına alındığını, iktidara yakın olduğu öne sürülen bazı kişilerin ise ifadeye davetiyeyle çağrıldığını, kazançlarını iade ettikten sonra adliyeden serbestçe ayrıldığını ve bazı kişilerin mal varlıklarına konulan tedbirlerin kısa süre sonra kaldırıldığını iddia etti. Kazancını iade edenlerin ya da babası kendisine kefil olanların bu durumdan kurtulmasının hukuk değil, pazarlık olduğunu savunan Olgun, görevdeki bakanların isimlerinin de iddialarda geçtiğini ancak iktidarın ilgili listeyi açıklamak yerine saklamayı tercih ettiğini öne sürdü. Olgun, Cumhurbaşkanı ve Adalet Bakanı’na seslenerek, fon krizi öncesinde fonlardan çıkış yapan tüm isimlerin, makamı ve siyasi partisi ne olursa olsun açıklanmasını istedi. Olgun, bu çağrısını, “Madem, ucu kime dayanırsa dayansın sonuna kadar gidileceğini söylüyorsunuz, her sabah çözdüğünüzü iddia ettiğiniz faili meçhul dosyaları açıkladığınız gibi kriz öncesinde fonlardan çıkış yapan tüm isimler, makamı ve partisi ne olursa olsun derhâl açıklanmalıdır” sözleriyle dile getirdi.
‘EŞİTLİK İLKESİ DE HERKES İÇİN GEÇERLİDİR’
Emeklilerin birikimleri zarar görürken içeriden bilgi aldığı iddia edilen kişilerin kurtulduğu bir düzenin hukuk devleti olamayacağını savunan Olgun, böyle bir tablonun ‘imtiyazlılar cumhuriyeti’ anlamına geldiğini söyledi. Kimseyi peşinen mahkûm etmediklerini ve masumiyet karinesinin herkes için geçerli olduğunu belirten Olgun, eşitlik ilkesinin de tüm vatandaşlar için uygulanması gerektiğini vurguladı. Anayasa’nın 98’inci maddesinin Meclise bu tür meseleleri araştırma yetkisi verdiğini hatırlatan Olgun, cezai sorumluluğun yargı tarafından belirleneceğini, ancak sistemin neden işlemediğinin ve kimlerin korunduğunun ortaya çıkarılmasının Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevi olduğunu ifade etti. Araştırma önergesinin reddedilmesinin mağdurları kaderine terk etmek anlamına geleceğini savunan Olgun, İYİ Parti olarak önergeyi desteklediklerini belirterek vatandaşların emeğinin hesabını sormaya devam edeceklerini kaydetti.

