Konuşmasının devamında Hollanda asıllı İngiliz vatandaşı Simon Kuper’ın futbol tarihi üzerine yazdığı kitabından bahseden Baş, “Kitabın Türkçe ismini söyleyince an hatırlayacaksınız. Futbol, asla sadece futbol değildir. Bu başlık bize şunu da hatırlatıyor. Tartıştığımız konular hiçbir zaman sadece kendi bağlamından ibaret değildir. İklim konusunu tartışırken de sadece küresel ısınma istatistikleri, küresel iklim politikalarının tek dayanak noktası değildir. Tek dayanak noktası olmadığını gösteren veriler de elimizde var. Bir ısınma sürecinin yaşadığına tanıklık ediyoruz zaten. Bu bir hesaplamaya, raporlamaya da ihtiyaç göstermiyor” dedi.
Baş,yazların arttığını, su kaynaklarının azaldığını, ekstrem iklim olaylarıyla daha sık karşılaşılmaya başlandığını ifade ederek, “Bir değişim var. Bu değişimin mevcut olup olmadığı hususunda değil tartışma. Bu değişim karşısında tutumumuz ne olacak? Bu temel eksende bir küresel hassasiyetin mevcut olduğu konusunda da bir tereddüt yok. Dünyanın da şöyle bir alışkanlığı var. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünya böyle davranmaya başladı.Hangi küresel hassasiyet ortaya çıkarsa dünya o küresel hassasiyet temelinde mutlaka iki kutuplu bir rekabete sahne oluyor. Askeri açıdan iki kutuplu bir dünya var. Değil mi? Rusya Amerika gibi. Siyasi açıdan iki kutuplu. Ekonomik açıdan iki kutuplu bir dünyadan söz ediyoruz. Dolayısıyla küresel hassasiyetler aslında küresel rekabetin birer parçası haline gelmiş durumda” diye konuştu.
Baş, “Türkiye olarak biz bu küresel güç mücadelesi içinde kendi rolümüzü kendi pozisyonumuzu nasıl şekillendireceğiz? Nasıl şekillendirmemiz gerekir? İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra uzun süre Türkiye küresel vesayetin kıskacında bağımsız politikalar üretmekten mahrum kaldı. Özellikle son yirmi beş yılda Türkiye’nin küresel rekabet koşullarında askeri rekabet, siyasi rekabet, ekonomik rekabet koşullarında kendisini nasıl konumlandırdığına tanıklı geliyoruz. Küresel güç merkezlerinin tamamıyla ilişki içinde o küresel güç merkezlerinden bağımsız ama bu güç merkezlerinin tamamıyla rasyonel Türkiye’nin çıkarına ilişki kurmayı savunuyoruz. Askeri açıdan Amerika’yla askeri işbirliklerini yapıyoruz. Rusya’yla da yapıyoruz. Ekonomik olarak Avrupa Birliği’ne girişle ilgili mücadelemiz sürüyor. Şangay’ı örgütüne de bir taraftan üye olmak için girişimlerde bulunuyoruz. Dolayısıyla Türkiye bağımsızlığını küresel güç merkezlerinin tamamıyla rasyonel bir ilişki düzeni kurmak üzerine oluşturmuştur. İklim konusundaki tercihlerimiz Türkiye’nin kodlarından genetik siyasi kodlarından farklı değil.Yine Türkiye iklim konusundaki küresel rekabetin bütün unsurlarıyla ve bütün merkezleriyle rasyonel bir ilişki kurmak neyi gerektiriyorsa ancak bunu yapıyor” ifadelerini kullandı.

