Ana Sayfa Arama Video
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

‘Polis emeklilerinin mağduriyeti önlensin’

İYİ Parti Afyon Milletvekili Olgun ve 19 milletvekili tarafından polis memurlarının emeklilik rejiminde ortaya çıkan adaletsizliklerin ve 5434 ile 5510 sayılı Kanunlar arasındaki farklılıkların doğurduğu mağduriyetlerin araştırılması, gerekli yasal düzenlemelerin belirlenmesi, alınması gereken tedbirlerin tespiti ve eşitsizliklerin giderilmesi amacıyla TBMM Başkanlığına araştırma önergesi sunuldu

İYİ Parti Afyon Milletvekili Olgun ve 19 milletvekili tarafından polis

İYİ Parti Afyon Milletvekili Hakan Şeref Olgun ve 19 milletvekili tarafından, polis memurlarının emeklilik rejiminde ortaya çıkan adaletsizliklerin ve 5434 ile 5510 sayılı Kanunlar arasındaki farklılıkların doğurduğu mağduriyetlerin araştırılması, gerekli yasal düzenlemelerin belirlenmesi, alınması gereken tedbirlerin tespiti ve eşitsizliklerin giderilmesi amacıyla 3 Nisan 2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan Meclis araştırması önergesi önceki gün görüşüldü. Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ Parti Grubu adına kürsüye gelen Milletvekili Olgun, sözlerine Polis Haftası’nın içinde olduğumuzu hatırlatarak, “Esasen bir tebrik ve takdir konuşması yapmayı gerektirirdi ancak içinde bulunduğumuz tablo kutlamadan ziyade ağır bir adaletsizliğin ve yapısal bir sorunun konuşulmasını zorunlu kılmaktadır çünkü bu ülkenin polisleri görevde fedakârlığın, cesaretin ve disiplinin simgesi iken emeklilik sürecine geldiklerinde ciddi hak kayıplarıyla karşı karşıya bırakılmaktadır” şeklinde başladı.
DEVLET, POLİSİN HEM HAKKINI HEM ONURUNU KORUMAK ZORUNDADIR
Olgun’un, emniyet teşkilatının hayatın her alanında görev yaptığına vurgu yaptığı konuşmasından öne çıkan satırbaşları şöyle: “Ancak ne yazık ki bu fedakârlığının karşılığında aynı hassasiyeti haklarını vermekte gösteremiyoruz. Uzayan mesai saatleri, belirsiz görevlendirmeler, amir baskısı ve sistematik mobbing iddiaları artık görmezden gelinemez bir noktadadır. Devlet, kendi güvenliğini emanet ettiği polisin hem hakkını hem onurunu korumak zorundadır. Bu yükü taşıyanların sesi duyulmadıkça adalet duygusundan söz etmek mümkün değildir. Aynı rütbede, aynı görev tanımıyla, aynı risk koşulları altında çalışan personel arasında yalnızca tabi oldukları mevzuat farklılığı sebebiyle 25 ila yüzde 40’a varan maaş farklarının ortaya çıkması, Anayasa’nın 10’uncu maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesine açıkça aykırıdır.
KANUNLAR ARASINDA ORTAYA ÇIKAN FARKLILIK HUKUK DEVLETİ İLKELERİNİ ZEDELEMEKTEDİR
Bununla birlikte, yine Anayasa’da düzenlenen sosyal devlet ilkesi ve sosyal güvenlik hakkı da açıkça ihlal edilmektedir. Mevcut uygulamada aynı görevi yapan polisler arasında farklı emeklilik rejimleri oluşturarak bu yükümlülük ihlal edilmektedir. 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu ile 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu arasında ortaya çıkan farklılık, eşit işe eşit hak ilkesini ihlal etmekte, kamu personel rejimi içerisinde ölçülülük, hakkaniyet ve hukuk devleti ilkelerini zedelemektedir. Özellikle polislik gibi yüksek risk, sürekli görev ve yıpranma içeren bir meslek grubunda ek ödemelerin ve tazminatların emeklilik hesaplamalarına yeterince yansımaması sosyal devlet ilkesinin gereği olan koruyucu yaklaşımla bağdaşmamaktadır.
MEVCUT SİSTEM SADECE BİREYSEL MAĞDURİYET ÜRETİYOR
Öte yandan, polislerimiz sadece emeklilik aşamasında değil görev süreleri boyunca da ciddi sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır. Uzayan çalışma saatleri, düzensiz mesai sistemi, yeterli dinlenme imkânlarının sağlanamaması ve psikolojik yıpranma mesleğin doğasında bulunan riskleri daha da ağırlaştırmaktadır. Buna ek olarak ekonomik koşullar karşısında maaşların yetersiz kalması, büyükşehirlerde artan kira ve yaşam maliyetleri polislerimizin yaşam standartlarını doğrudan etkilemektedir. Polis Akademisi ve benzeri eğitim kurumlarında geçen sürelerinin sigorta başlangıç tarihine dâhil edilmemesi aynı dönemde mesleğe başlayan personel arasında dahi farklı emeklilik rejimlerinin oluşmasına yol açmaktadır. Mevcut sistem sadece bireysel mağduriyet üretmekle kalmamakta, aynı zamanda kamu personel rejiminde ciddi dengesizliklere de yol açmaktadır. Ayrıca, görev başındaki polislerimizin karşı karşıya kaldığı özlük hakları sorunları da bu tablonun ayrılmaz bir parçasıdır. Fazla mesai ücretlerinin yetersizliği, izin haklarının fiilen kullanılamaması, görev sırasında maruz kalınan risklere rağmen sosyal destek mekanizmalarının sınırlı kalması bu mesleği her geçen gün daha da ağır bir yük hâline getirmektedir.
BU YAPISAL ADALETSİZLİKLERİN GİDERİLMESİYLE MÜMKÜNDÜR
Açıkça ifade etmek gerekir ki devlet, kamu düzenini sağlayan ve toplumun can güvenliğini temin eden personeline karşı yüksek bir sorumluluk taşımaktadır. Bu sorumluluğun gereği sadece görev süresinde değil emeklilik sonrasında da adil, dengeli ve sürdürülebilir bir sosyal güvenlik rejimini tesis etmektir. Polis Haftası vesilesiyle yapılan kutlamaların gerçek anlam kazanabilmesi ancak bu yapısal adaletsizliklerin giderilmesiyle mümkündür. Aksi hâlde, ifade edilen her takdir cümlesi sahada karşılığı olmayan bir söylem olarak kalacaktır. Burada açıkça ifade ediyorum: Polisi sadece alkışlayan değil polisin hakkını teslim eden bir anlayışa ihtiyaç vardır. Aksi hâlde, bu kürsüden söylenen her söz sahada karşılık bulmayan bir temenniden ibaret kalacaktır. Bu nedenle bu mesele ertelenemez, görmezden gelinemez. Polislerimizin alın teri, riski ve fedakârlığı tartışma konusu yapılamaz. Ancak onların haklarının teslim edilip edilmemesi doğrudan bu Meclisin sorumluluğundadır.”