Bir dizi temasta bulunmak üzere önceki gün Afyonkarahisar’a gelen Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, ‘Sivil Toplum Buluşması’nda sektör temsilcileriyle bir araya geldi. Zafer Haftası etkinlikleri kapsamında düzenlenen programa Vali Dr. Naci Aktaş, AK Parti milletvekilleri İbrahim Yurdunuseven, Ali Özkaya ve Hasan Arslan, MHP milletvekili Mehmet Taytak, eski Orman ve Su İşleri Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu, Belediye Başkanı Burcu Köksal, şehit yakınları, gaziler ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri katıldı.
‘TARİHE KARŞI İKİ TANE YANLIŞ YAPIYORUZ’
Programda konuşan Kurtulmuş, şunları söyledi: “Allah nasip etti, Meclis Başkanı olduğumdan bu yana üç senedir Afyon’daki 25-26 Ağustos’taki Zafer Bayramı’yla ilgili etkinliklere katılma imkânını buluyorum. Geçen sene olduğu gibi bu yıl da buraya gelmişken siz değerli sivil toplum kuruluşlarımızla bir araya gelmek, hasbihal etmek ve ülkemizin geleceğiyle ilgili meseleleri sizlerle de paylaşmak en temel vazifelerimizden hiç şüphesiz. Dün akşam (önceki gün akşam) da ifade ettim. Her 26 Ağustos Malazgirt Zaferi Günü, her Büyük Taarruz ve 9 Eylül’de düşmanı denize atma sürecindeki o zamanın en temel özelliklerinden birisi, birlik ve beraberlik içerisinde hareket edebilmiş olmamızdır. Şimdi her iki tarihin altın sayfasından da ders alarak yolumuza devam edeceğiz. Tarihe karşı genelde iki tane yanlış yapıyoruz. Bunlardan birisi, tarihi eski bir hikâye olarak anlatıyor, övünülecek birtakım kıssaların bütünü olarak görüyor, tarihten ders almadan tarihi hikâyeyi de tanık geçiyoruz. Ya da bu milletin tarihini dönemlere ayırarak Selçuklu’yu, Osmanlı’yı ve Cumhuriyetimizi birbirinden ayırarak, sanki bunların her birisi başka milletlerin varlıklarıymış gibi değerlendiriyoruz. Hatta üzülerek ifade ediyorum ki zaman zaman da maksadını aşan yorumlarla tarihi birbirine yarıştırıyor, hatta çatıştırıyoruz.
‘CUMHURİYETİN YAKLAŞIK 50 YILI TERÖRLE MÜCADELEYLE GEÇMİŞTİR’
Selçuklu da bizimdir, Osmanlı da bizimdir, Cumhuriyet de bizimdir. Bunların birbirinden ayrılması mümkün değildir. Eğer 26 Ağustos 1071’i 26 Ağustos 1922’den ayırabiliyorsanız geçmişi bugünden ayırabilirsiniz. Mümkün değildir. Bu milletin tarihidir ve her sayfası bizim için iftihar edeceğimiz büyük bir tarihtir. Onun için hem 1071’den hem 1922’den ders alarak bugüne kadar geliyoruz. Cumhuriyetimizin ilk asrını geride bıraktık. Cumhuriyetimizin ilk asrında kolay günler geçirmedik. Ne zorluklar, ne yokluklar, toplumsal anlamda da büyük yoksulluklar yaşadığımız dönemler oldu. Ama hep ileriye doğru yürüdük. Hem umutla baktık ve Cumhuriyetimizin ilk yüzyılında Allah’a çok şükür başarıyla bu noktaya kadar geldik. Ancak ilk asrın muhasebesini yaptığımız zaman, Cumhuriyetimizin ilk asrının en ağır bilançosu, Türkiye’ye emperyalistler tarafından ödetilmiş olan terör ve terörün getirmiş olduğu yıkım ve maliyettir. Burada da bir kısım seçkinleri olan aziz şehitlerimizin kahramanca mücadelesiyle teröre karşı çok büyük bir başarı elde edilmiş ve Allah’a çok şükür bugüne gelinmiştir. Ancak Cumhuriyetin yaklaşık 50 yılı terörle mücadeleyle geçmiştir.
‘TERÖRLE GEÇEN SÜRE ÇOK AĞIR BİR MALİYET GETİRMİŞTİR’
40 binin üzerinde insan öldü. Binlerce şehidimiz oldu. Ben de hayatımda çok sayıda şehit cenazesine katılmış olan birisi olarak, her katıldığımız şehit cenazesinde mutlaka şehitlerin analarından, babalarından, yakınlarından sadece vatan sağolsun sözünü dinledim. Hiç kimse isyan etmedi. Hiç kimse Allah’ın takdirinin dışında olana isyan göstermedi. Herkes sabretti, birliğimizin korunması için büyük bir mücadeleye destek oldu. Bu 50 yıllık terörle geçen sürenin ağır maliyeti aynı zamanda Türkiye’ye ekonomik olarak da çok büyük, çok ağır bir maliyet getirmiştir. Ben de 2013 yılında, birtakım üniversite arkadaşlarımızla hesaplamaları yapmışım. O zamanki rakamlarla alternatif maliyetleriyle birlikte 1,3 trilyon dolardı. Bugün en mütevazı rakamlarla 2,3 trilyon doları bulmuştur.
‘EMPERYALİZMİN İKİNCİ OYUN PLANINI DEVREYE GETİRDİLER’
Balkanlar, Yemen, Arap toprakları, Trablusgarp, birçok yerde birbiri ardına iç karışıklıklarla, isyanlarla o koskoca dünya devleti paramparça edilerek bugünkü hâline getirildi. Balkanlar’da altı asır bir arada yaşamış olan Boşnaklar, Arnavutlar, Yunanlılar, Bulgarlar, Türkler maalesef 20 yıl içerisinde birbirine düşman edildi. Balkanlar paramparça oldu. Bugün dahi hâlâ aynı şekilde güneyimizdeki coğrafya paramparça hâle getirildi. Bizim de içinde bulunduğumuz coğrafyada sınırlar cetvellerle masanın üstüne konularak çizildi. Örnek olarak söylüyorum. Bizim Şanlıurfa’nın Akçakale’sinin karşısında Tel Abyad diye bir yer vardır. Tel Abyad da Akçakale demektir. Suruç’un karşısında Ayn el-Arap ya da Kobani diye bir yer vardır. Ve bu iki sınırın iki tarafında da aynı halkın, aynı aşiretin fertleri yaşarlar. İnsanları sınırlarla böldüler ama gönüllerini bölemediler. Emperyalizmin ikinci oyun planını devreye getirdiler. Terör örgütleri vasıtasıyla bölgedeki coğrafyayı daha fazla parçalamak, bölmek ve parçalamak için terör örgütlerine ciddi şekilde destek verdiler.
‘TOPLUMUN FARKLI KESİMLERİNİN TEMSİLCİLERİ DİNLENDİ’
Ama önümüzde hem bölgenin yeni şartları, hem dünyanın yeni şartları, hem Türkiye’nin çok güçlü, özellikle savunma sanayiinde çok güçlü bir hâle gelmesi, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin ve güvenlik kuvvetlerimizin her tarafta etkin bir caydırıcılığa kavuşmuş olması, Türkiye için yeni dönemin adımlarını atmayı mümkün hâle getirmiştir. Sadece bundan iki yıl evvel Sayın Cumhurbaşkanımızın Ahlat’ta yaptığı konuşmada, iç kalenin tahkim edilmesi gerektiği vurgusuyla başlayan süreç, Sayın Devlet Bahçeli’nin son derece stratejik destekleriyle belli bir şekilde ilerleyecek. Geçen sene 5 Ağustos’ta Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde, bendenizin başkanlığını yaptığı, parlamentodaki hemen hemen bütün partilerin katıldığı bir komisyon oluşmuş ve biz kararlı, büyük demokratik başarıları ortaya koymuşuz. 21 toplantı yapılmış. Başta şehit ailelerimiz ve gazilerimiz olmak üzere Türkiye’deki toplumun farklı kesimlerinin temsilcileri dinlenmiş. Üniversiteler, iş dünyası, sendikalar, doğudan katılan bütün sivil toplum kuruluşları ve kanaat sahibi olanlar dinlenmiş ve beraberce güçlü bir demokratik müzakere ortamı oluşturulmuştur.
‘BU SİYASİ BELGE AYNI ZAMANDA BİR YOL HARİTASIDIR’
Katılan milletvekili arkadaşlarımızın 47’sinin oyuyla rapor kabul edildi. Rapor, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun raporuydu. Türkiye demokrasisinde bu kadar büyük bir çoğunlukla, ittifakla kabul edilen bir siyasi belge yoktur. Bu siyasi belge aynı zamanda bir yol haritası, aynı zamanda bir el kitabı olarak hazırlanmış ve önümüzde bir dönemin başlangıcını önümüze koyacak. Ardından, bin yılı süren bu çalışma, beş ayı aşkın çalışma sonrasında, arkasından bildiğiniz gibi geçtiğimiz günlerde, 10 Ağustos’ta Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin İnşa Edilmesine Dair Kanun 467 milletvekilimizin oyuyla, yani Meclis tarihinin en büyük ittifakıyla kabul edilmiş ve yasalaşmıştır. İyi de bu kapı nereye geçecek? Bu kapı barışa, kardeşliğe ve bu topraklarda ilahi var olan kardeşliğimizi kıyamete kadar devam ettirmeye açılıyor. Bu kapı, gerçekten problemlerimizi demokratik bir olgunlukla çözmeyi, aynı bayrağın altında, aynı vatanın yurttaşları olarak, aynı kaderin kaderdaşları olarak, aynı yolun yoldaşları olarak 86 milyon hep beraber yürümeye açılıyor. Ve inşallah bunu gerçekleştireceğiz.
‘DÜNYAYI BİR İNSAN OLARAK KABUL ETSENİZ, BU İNSANIN KALBİ ANADOLU KITASIDIR’
Böylesine zor ve bazı şartlar yan yana gelmeden asla olmaz. Öncelikle şunu ifade etmek isterim. Türkiye’de toplumumuzun büyük bir kısmının bu konuda ‘Terörsüz Türkiye’nin gerçekleştirilmesi konusunda yaygın ve güçlü bir kanaati vardır. Zaten Meclisten hemen hemen her partiden 467 milletvekilinin oy vermesi, toplumda var olan bu kanaatin doğal bir yansımasıdır. Ayrıca bu toplumsal iklime paralel olarak bölgedeki siyasi şartlarda da Allah’a çok şükür Türkiye’nin fevkalade ciddi bir şekilde lehine gelişmektedir. Zor bir coğrafyada yaşıyoruz. Günümüzde ifade ettiğim gibi, bu coğrafyada atalarımız bir gün bile şöyle arkasına yaslanarak rahat bir şekilde yaşamış değiller. Dünyanın en stratejik yerindeyiz. Eğer dünyayı bir insan olarak kabul etseniz, bu insanın kalbi Anadolu kıtasıdır. Bu kadar önemli bir coğrafyada hiç kimse bizi tabii ki tek başımıza bırakmaz.” Buğra Avşar

