Ana Sayfa Arama Video
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Başkan Mısırlıoğlu’ndan ekonomi temalı basın toplantısı

İYİ Parti Afyonkarahisar İl Başkanı Muhammet Mısırlıoğlu, haftalık basın toplantısını bu kez Zafer Meydanı’nda ekonomi temasıyla gerçekleştirdi.

İYİ Parti Afyonkarahisar İl Başkanı Muhammet Mısırlıoğlu, haftalık basın toplantısını

İYİ Parti Afyonkarahisar İl Başkanı Muhammet Mısırlıoğlu, haftalık olarak düzenlediği basın toplantısında ulusal ve yerel gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. İl Başkanı Mısırlıoğlu, partililerle birlikte bu haftaki basın toplantısı için parti binası yerine Zafer Meydanı’nı tercih etti. Zafer Meydanı’nda partililer ellerindeki ‘Ev hanımı, gazeteci, dul ve yetim, siyasetçi, esnaf, engelli, şehit, öğretmen, çiftçi, emekli, öğrenci, sanayici, öğretim üyesi, nakliyeci ve şoför esnafı’ yazılı dövizlerle toplumdaki kesimleri temsil ettiler ve ağızları siyah bantlı bir şekilde basın toplantısı boyunca Mısırlıoğlu’nun etrafında bulundular.

‘DEVLET VE MİLLET DÜŞMANLARIYLA NE YAPIYORSANIZ DERHAL SONLANDIRIN’

Terörle mücadele ve 12 Türk askerinin şehit olması konusunda değerlendirmelerde bulunan Mısırlıoğlu, “Ülke olarak haftaya çok acı bir haberle başladık. Büyük bir yastayız. Bu yasımız, bu matemimizi bir nebze olsun paylaşarak sözlerime başlamak istiyorum. 12 tane vatan evladını vatan topraklarına emanet ettik. 50 yıllık bir terörle mücadelemiz var. Bugünlere bu mücadeleyi devlet olarak sonuna kadar milletimizin birlik ve beraberliğine, devletimizin bölünmez bütünlüğüne kast eden hainlere karşı en üst seviyede silahlı mücadeleyi sürdürerek geldik. Ancak geldiğimiz noktada son günlerde özellikle 50 yıllık bu terör hikayesinin yazarları, bu tiyatronun oyuncuları tarafından gündemimiz ‘Terörsüz Türkiye’ adı altında değiştirilerek; 50 yıldır milletimize ve devletimize kan kusturan şehitlerimizin müsebbibi olan bu hainlere adeta pamuk prenses gibi bir edayla yaklaşarak üstüne toz kondurmadan şehitlerimizin çeşitli sebeplerden dolayı şehadete erdiğini açıklayan haberler bizleri terör örgütünün hainlerinin sıkmış olduğu kurşundan daha ağır bir şekilde yaralamıştır. Nedir efendim? Dron çarparak askerimiz şehit edilmiştir. Nedir efendim?

‘ŞEHİTLERİMİZİN VEBALİ BU OYUNU KURANLARIN BAŞINA OLSUN’

Bir mağaranın arama tarama çalışmalarında metan gazından zehirlenerek 12 tane vatan evladımız şehadete ermiştir. Sizce yüce Türk milleti buna inanır mı? Sadece 1.500 TL’lik herkesin ulaşabileceği bir dedantörle, Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının elinde binlerce adet bulunan bu dedantörle mağarada metan gazı olup olmadığını tespit etmek çok mu zordu? Sizce biz inandık mı bu yalana? İnanmadık. Şehitlerimizin vebali bu oyunu kuranların başına olsun, başına olsun. Onun için burada bu oyunun yazarlarına, bu senaryoyu yayına koyanlara iki çift sözümüz var. Derhal bu ikinci ihanet sürecinden dönün. Daha fazla milletimizin hassasiyetleriyle oynamayın. Afyonkarahisar’dan; Zafer’in kazanıldığı topraklardan, kuruluşun ve kurtuluşun başkentinden sesleniyorum size. Devlet ve millet düşmanlarıyla ne yapıyorsanız derhal sonlandırın! Daha fazla sinir uçlarımızla oynamayın. Bu milletin sabrını daha fazla zorlamayın artık. Yeter! Terörle mücadele olur. Müzakere olmaz! Bu mücadele de terörün başını ezmekle gerçekleşir” ifadelerini kullandı.

‘TARIM SEKTÖRÜ, İKTİDARIN İLGİSİZLİĞİ VE PLANSIZ POLİTİKALARI YÜZÜNDEN CAN ÇEKİŞİYOR’

Mısırlıoğlu, basın toplantısındaki açıklamalarında toplumun birçok kesiminin çeşitli sıkıntıları olduğunu kaydederek, bu sıkıntıları örneklerle dile getirdi. Mısırlıoğlu, ‘İşsizler, ev hanımları, öğretim üyeleri, öğretmenler, nakliyeciler, şoförler, engelliler, dul ve yetimler, şehit yakınları, muhalif siyasetçiler, gazeteciler, öğrenciler, emekliler, işçiler, çiftçiler, esnaf, sanayiciler, memurlar, hayvan yetiştiricileri, sendikacılar’ konu başlıklarının altında yaşanan sıkıntılar hakkında değerlendirmelerde bulundu. Mısırlıoğlu, çiftçilerin mazot, gübre, tohum gibi temel tarım girdilerinin fiyatları fahiş şekilde artarken, cebine giren destekleme primlerinin ya geç ödendiğini ya da eksik yatırıldığını kaydetti. Mısırlıoğlu, “Tarım sektörü, iktidarın ilgisizliği ve plansız politikaları yüzünden can çekişiyor. Sorunlarını dile getirmek isteyen köy dernekleri, kaymakamlık kararlarıyla, resmi engellemelerle susturuluyor; yerel yönetimler çiftçilerin sesini kısmak için devreye sokuluyor. Bu baskılar, çiftçilerin örgütlenme ve hak arama yollarını tıkamaktadır. Tarımsal sigorta kapsamı daraltılarak, üreticiler olası risklere karşı savunmasız bırakılmış; ürün kayıplarının yükü doğrudan çiftçinin omuzlarına yüklenmiştir. Sağlık hizmetlerine erişim ise kırsalda ciddi sorunlar yaşamaya devam etmektedir; köylüler sağlık hakkından mahrum bırakılmaktadır. İktidarın tarıma yönelik politikaları, üreticinin değil; sermaye ve büyük toprak sahiplerinin çıkarlarına hizmet etmekte; küçük ve orta ölçekli çiftçi adeta yok sayılmaktadır. Bu durum, sadece tarımsal üretimin değil, ülkenin gıda güvenliğinin de tehdit altında olduğunun açık göstergesidir. Çiftçiler susturulduğu sürece, köyler boşalacak, üretim azalacak, kırsal kalkınma hayal olmaya devam edecektir. Bu vahim tablonun sorumlusu, sessiz kalan ve çiftçiyi ikinci plana atan iktidardır” şeklinde konuştu.

‘TÜRKİYE, BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ AÇISINDAN TARİHİNİN EN KARANLIK DÖNEMLERİNDEN BİRİNİ YAŞIYOR’

Mısırlıoğlu, basın özgürlüğünün altını çizerek, gazetecilerin yaşadığı sıkıntıları ve gazetecilik mesleğinin önemini şu şekilde ifade etti: “Basın özgürlüğü, Türkiye’de raporlarda en dip seviyelerde seyretmekle kalmayıp, adeta sistematik bir sindirme ve tasfiye aracına dönüştürülmüştür. Ekonomi politikalarını eleştiren gazeteciler, sayısız icra davalarıyla, ağır para cezalarıyla yıldırılmaya çalışılırken; sağlık ve kamu skandallarını ifşa edenler reklam ambargoları ve ekonomik baskılarla susturulmaktadır. Basın kartlarının keyfi biçimde iptal edilmesi, gazetecilerin mesleki varlıklarının siyasi iktidarın insafına bırakılması anlamına gelmektedir. Türkiye, basın özgürlüğü açısından tarihinin en karanlık dönemlerinden birini yaşıyor; gerçekleri yazan gazeteciler ‘siyasi söylemde bulunmak’ gibi muğlak gerekçelerle doğrudan gözaltına alınmakta, hapse atılmaktadır. Kalemini satmayan, bağımsızlık ve tarafsızlıktan ödün vermeyen her gazeteci, baskı, davalar, hapis ve fiziki tehditlerle karşı karşıya bırakılmaktadır. İktidar, medya alanını sadece propaganda aracı olarak kullanmakla kalmayıp; aynı zamanda medyayı sopası haline getirmiş, eleştirel sesleri bütünüyle susturmayı hedeflemiştir. Türkiye’de artık medya, özgür haberciliğin değil; korku ve oto sansürün hüküm sürdüğü bir arenaya dönüştürülmüştür. Bu gidişat, sadece gazeteciliğin değil, toplumun bilgi edinme hakkının da açıkça gaspıdır. İktidarın medya üzerindeki bu baskıcı kontrolü kırılmadığı sürece, gerçeklerin ışığı karanlıkta kalmaya devam edecektir.”

‘MİLYONLARCA ÖĞRENCİ MADDİ İMKÂNSIZLIKLAR İÇİNDE EĞİTİM HAYATINI SÜRDÜRMEYE ÇALIŞMAKTADIR’

Mısırlıoğlu, öğrencilerle ilgili olarak ise şunları söyledi: “KYK borçları birikerek gençlerin sırtında devasa bir yük haline gelirken, devlet ise bu krizi görmezden gelmekte, çözümsüzlüğü derinleştirmektedir. Barınma krizinin pençesinde kıvranan öğrenciler, yurtların yetersizliği ve kira fiyatlarındaki fahiş artış karşısında çaresiz bırakılmıştır. Söz hakkı talep eden, hak arayan gençler, kampüslerde polis ablukası ve baskıyla susturulmakta; üniversiteler özgür düşüncenin değil, kontrolün merkezi haline dönüştürülmektedir. Eğitimde adalet ve eşitlikten söz etmek ise tamamen hayal olmuştur. Eğitim ve sağlık harçları aile bütçelerini alt üst ederken, milyonlarca öğrenci maddi imkânsızlıklar içinde eğitim hayatını sürdürmeye çalışmaktadır. Bu sistem, gençleri borç batağına sürükleyerek gelecek umutlarını karartmakta, onları üretmeyen tüketici kılan bir model olarak karşımıza çıkmaktadır. İktidar, gençlerin taleplerini ‘ayak takımı’ muamelesi yaparak görmezden gelmekte, eğitim sistemini piyasalaştırırken gençlerin insanca yaşama haklarını hiçe saymaktadır. Bu tablo, sadece eğitim sisteminin değil, ülkenin yarınlarının da gasp edildiğinin açık göstergesidir. Gençler susturuldukça, umutlar daha da yitirilmektedir.”