Ana Sayfa Arama Video
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Milli Eğitim Bakanı Tekin, “Türkiye Yüzyılı Buluşmaları” kapsamında Afyonkarahisar’da konuştu

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, ‘Türkiye Yüzyılı Buluşmaları’ kapsamında geldiği Afyon’da, terörsüz Türkiye sürecine ilişkin konuştu: “Bu süreci yürütürken hassas olduğumuz noktalar var. Şehitlerimizin daimi hatırası, gazilerimiz bizim gözbebeğimiz. Onları rencide edecek hiçbir sürecin içerisinde olmayacağımızı ifade etmek için sahadayız. Sahadayız, toplumun bütün kesimlerinin desteğine ihtiyacımız var. Bu süreci sahada paylaşacağız. Sürecimizin ülkemize, milletimize hayırlar getirmesini temenni ediyorum.”

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, 'Türkiye Yüzyılı Buluşmaları' kapsamında geldiği

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, ‘Türkiye Yüzyılı Buluşmaları’ programı kapsamında dün Afyonkarahisar’da teşkilat mensupları ile bir araya geldi. Öğretmenevi’nde gerçekleştirilen programa; AK Parti Afyonkarahisar Milletvekilleri Ali Özkaya ve Hasan Arslan, Konya Milletvekilleri Mehmet Baykan, Hasan Ekici, Meryem Göka, Mustafa Hakan Özer, Latif Selvi, Kütahya Milletvekili İsmail Çağlar Bayırcı, Aydın Milletvekili Ömer Özmen, Merkez Disiplin Kurulu Üyeleri Ayşe Deniz Çelik, Büşra Koyuncu, Aydoğan Ahıakın, MKYK Üyeleri Mustafa Hastürk, Harun Çelik, Nursel Çavdar, Serpil Yılmaz, Harun Armağan, Ömer Arbas, Adil Biçer ile AK Parti İl Başkanı Turgay Şahin yer aldı.
‘AK PARTİ, GÜCÜNÜ TOPLUMDAN ALAN BİR SİYASİ GELENEK OLUŞTURDU’
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Türk siyasal hayatında yepyeni bir gelenek başlattığını, gücünü toplumdan alan bir siyasi gelenek oluşturduğunu belirterek konuşmasına başlayan Bakan Tekin, “Türkiye’deki edinilen siyasal kültürün toplumdan beslenen, toplumla entegre bir biçimde politikalar üreten ve ürettikleri politikaları hayata geçiren bir siyasi gelenek başlattı. Afyonkarahisar’da bulunmamızın ana gerekçesi bu bahsettiğim geleneğin doğal bir parçasıdır. Adalet ve Kalkınma Partisi, iktidarları döneminde hep bu süreci yürüttü. Yaz aylarında yoğun bir biçimde toplumla hemhal olan, yaptıklarını ya da yıl içerisinde planladıklarını toplumla paylaşan, bir anlamda demokrasilerin en temel kontrol mekanizması olan kamuoyu denetimine kendisini gönüllü olarak açan bir siyasi gelenek bugün burada bulunmamızın gerekçesidir” dedi.
‘TERÖRSÜZ TÜRKİYE, TÜRK SİYASETİNİN ANA GÜNDEM MADDELERİNDEN BİR TANESİ OLACAK’
Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bakan Tekin, bu sürecin önümüzdeki dönemde Türk siyasetinin ana gündem maddelerinden biri olacağını dile getirdi. Tekin açıklamasına şöyle devam etti: “Eğer, ‘Terörsüz Türkiye’ ideali hayata geçerse önümüzdeki 100 yılı Türkiye Yüzyılı yapmak için elimiz ciddi şekilde rahatlayacak. Ekonomiden turizme, eğitimden demokratik siyasal yaşama kadar her alanda terörsüz Türkiye, önümüzdeki engellerin bir çoğunu kaldırmamıza vesile olacak. O yüzden bu politikanın hem toplumsal meşrutiyetin maksimize edilmesi hem de önümüzdeki sürecin yol haritasının oluşturulması açısından kamuoyundan elde edeceğimiz yeni dönüşümler çok önemli. O yüzden bu yılki ‘Türkiye Buluşmaları’nın ana teması olarak terörsüz Türkiye sürecini planladık. Bu planlama çerçevesinde genel merkezimizin organize ettiği bir heyetle Afyon’dayız.”
‘SİYASET ÜZERİNDE VESAYETÇİ MEKANİZMALAR VARDI’
Erdemliler Hareketi olarak başlayan ve ardından AK Parti’nin iktidar olduğu dönemin öncesine ilişkin görüşlerini paylaşan Tekin, “Yaşadığımız sürecin başlangıç noktasına sizleri götürmek istiyorum. Türkiye’nin o günkü koşullarında en temel rahatsızlık konuları terör olaylarının yoğun bir biçimde yaşandığı bir 10 yıl görmesiydi. Siyaset üzerinde vesayetçi mekanizmalar vardı. 1995 seçimleri öncesinde siyasi partiler seçimlere hazırlanmışken, Anayasa Mahkemesi seçim çevresi barajını iptal etti ve bütün siyasi partiler bütün hazırlıkları bir anda yeniden gözden geçirme durumunda kaldı. Yine 1996 yılında Refah-Yol hükümetinin kurulduğu dönemle ilgili Anayasa Mahkemesi’nin verdiği bir güven oylamasının iptali kararı var. Demokratik ilkeler, demokratik temayüller açısından Türkiye, dünyada yarı şaka yarı ciddi dalga geçilen bir ülkeydi. 1990’lı yılların sonunda bir manzarayla karşılaşmıştım, bir Türk olarak çok utanmıştım. Bir ülkede Türk lirasının üzerindeki sıfırları sayarak gülen bir grup insanı gördüğümde kahrolmuştum. 28 Şubat’ı hazırlayan askeri yapı eğitimden ekonomiye kadar, demokratik siyasetten hukuk düzenine kadar birçok konuya müdahale etti. Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde bu müdahalenin evrensel anayasal ilkelerle bağdaştırılması mümkün olmayan adımlardı” şeklinde konuştu.
‘ERDOĞAN’IN AK PARTİ’Yİ KURARKAN HAYALİ DEMOKRATİK HUKUK DEVLETİ İLKELERİNİN EGEMEN OLDUĞU BİR ÜLKEYDİ’
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AK Parti’yi kurarken demokratik hukuk devleti ilkelerinin egemen olduğu bir ülke hayal ettiğini aktaran Tekin, “Bu hayallerin büyük çoğunluğu bugün gerçekleşti. Terörsüz Türkiye ile ilgili bugün yürüttüğümüz süreç ile ilgili de Sayın Cumhurbaşkanımızın, Başbakan olduğu tarihten itibaren neler yapıldığına dair bir panaroma çizmenin bir zorunluluk olduğuna inanıyorum. Bakın, terör olayları olurken Türkiye’de vesayet rejimi kendi gündemini egemen kılmak için o bir rejim icat etmişti. Bölgede sivil siyasi otoritelerin değil, askeri vesayetin egemen kılındığı bir Türkiye vardı. Bu Türkiye için olmazsa olmaz bir süreç olarak tanımlanıyordu. O rejimi bırakın kaldırmak, kaldırmanın teklif dahi edilemeyeceği bir Türkiye’de yaşıyorduk. Bu koşullarda 3 Kasım 2002 seçimlerinde Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldi. Hükümetin kurulduğu tarih 18 Kasım. Hükümet kurulduktan 12 gün sonra 30 Kasım 2002 tarihinde alınan ilk kararlardan bir tanesi bölgedeki rejimi sona erdirmekti” ifadelerini kullandı.
‘AK PARTİ İKTİDARIYLA BERABER KÖYLERİN BOŞALTILMASI BİR TARAFA, VATANDAŞLARIMIZ KÖYLERİNE İADE EDİLDİ’
Bakan Tekin, Öğretmenevi’nde terörsüz Türkiye’ye ilişkin yaptığı değerlendirmenin devamında şunları söyledi: “Bugün geriye dönüp baktığımızda çok sıradan bir kararmış gibi görülen kararın alındığı dönemin tartışmalarını hatırlıyorum. Bu kararın vatana ihanet olduğuna kadar uzatıldığı, büyütüldüğü bir tartışma ortamını hatırlıyorum. Aynı yıllarda Türkiye’nin önünde önemli sorunlardan bir tanesi bölgede boşaltılan köylerdi. Yüzlerce köy, güvenlik gerekçesiyle boşatılmış, binlerce vatandaşımızın doğup büyüdüğü köylerin boşaltılması, meramlarında iç hukukla anlatamadığı, anlatamadığı için de uluslararası yargıya başvurduğu bir Türkiye’yi yaşıyorduk. AK Parti iktidarıyla beraber köylerin boşaltılması bir tarafa, vatandaşlarımız köylerine iade edildi.
‘VATANDAŞLARIN KİMLİKLERİNE BAKILMAKSIZIN EŞİT KABUL EDİLDİĞİ BİR TÜRKİYE’Yİ YAŞIYORUZ’
Kürtçe konuşmayı bırakın, herkesin takdir ettiği bir sanatçı bir gün kürtçe bir ifade de bulunduğu için birdenbire linç edildiği bir Türkiye’yi yaşadık. Bugün Kültür ve Turizm Bakanlığımızın kütrçe eserler bastığı bir Türkiye’de yaşıyoruz. Bugün kürtçe yayın yapan bir devlet televizyonunun var olduğu bir Türkiye’de yaşıyoruz. Bugün çocuklarına kürtçe öğretmek isteyen vatandaşlarımıza devletin resmi okullarında kürtçe öğrettiğimiz bir Türkiye’yi yaşıyoruz. Bugün vatandaşına kürtçe öğrenmek konusunda özel öğretim kursu açma imkanının sunulduğu Türkiye yaşıyoruz. O gün müfredatında etnik ya da dini kimlikleri nedeniyle vatandaşlarının ötekileştirildiği bir Türkiye varken, bugün müfredatında vatandaşlarının hepsinin etnik ya da dini kimliklerine bakılmaksızın eşit kabul edildiği bir Türkiye’yi yaşıyoruz.
‘BÜTÜN VESAYETÇİ YAPILARA RAĞMEN BU ADIMLARI KARARLILIKLA ATAN SİYASİ KADROLARA TEŞEKKÜR ETMEK GEREKİYOR’
Bunu anlatma sebebim şu. Bugün tartıştığımız Türkiye, demokratik kurumlarının konsorde edildiği, demokratik kurumlarının güçlendirildiği, demokratik yapısının güçlendirildiği bir Türkiye’dir. Bunu yaşıyorsak, tartışıyorsak eğer bu 22 yıldır iktidarı boyunca Sayın Cumhurbaşkanımızın hem Başbakanlığı hem de Cumhurbaşkanlığı döneminde vesayetçi bütün unsurlara, bugün hala siyaset yapan kişilerin içinde bulunduğu birçok kişinin hükümete yönelik yaptığı suçlamalara karşı Cumhurbaşkanımızın insan hakları ve demokrasi konusundaki kararlı tutumu sayesinde atılan adımlarla biz bugün terörsüz Türkiye’yi tartışacağımız bir ortama geldik. Bu süreçte bütün vesayetçi yapılara rağmen bu adımları kararlılıkla atılan siyasi kadroların şimdiden hakkı iade etmek adına hepsine teşekkür etmek gerekiyor.
‘BU SÜREÇTEN MURADIMIZIN NE OLDUĞUNU ANLATMAK İÇİN SAHADAYIZ’
Türkiye nihayet bütün bu süreci demokratik olgunlukla tartışabileceği bir noktaya geldik. Sürecin bundan sonra başarılı olmasının ana koşulu da süreci bir siyasi proje olarak görmek değil, süreci bir devlet projesi olarak görüp önümüzdeki 100 yılın Türkiye Yüzyılı olması için devlet-toplum-millet el ele, siyasi parti ve siyasi renk ayrımı gözetmeksizin herkesin sürece verebildiğini maksimum katkıyla katkı verdiği şekilde yürütebilirsek eğer başarılı olur. Biz o yüzden şimdi sahadayız. Biz o yüzden siyasi parti ayrımı gözetmeksizin etnik ya da dini ayrım gözetmeksizin herkese bu süreçten muradımızın ne olduğunu anlatmak için sahadayız. Biz sahadayız çünkü Türkiye’nin demokrasisinin konsorde olmasını istiyoruz, cumhuriyet değerlerinin güçlü olmasını istiyoruz, hukuk devleti ilkesinin egemen olmasını istiyoruz, bundan sonra bu ülkede şehitlerimizin olmasını arzu etmiyoruz, bu ülkede herkes bu parçalarda özgüvenli bir şekilde dolaşabilsin diye sahadayız.
‘TOPLUMUN BÜTÜN KESİMLERİNİN DESTEĞİNE İHTİYACIMIZ VAR’
Bu süreci yürütürken hassas olduğumuz noktalar var. Şehitlerimizin daimi hatırası, gazilerimiz bizim gözbebeğimiz. Onları rencide edecek hiçbir sürecin içerisinde olmayacağımızı ifade etmek için sahadayız. Sahadayız, toplumun bütün kesimlerinin desteğine ihtiyacımız var. Bu süreci sahada paylaşacağız. Sürecimizin ülkemize, milletimize hayırlar getirmesini temenni ediyorum. Süreci başlatan Sayın Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve Cumhurbaşkanımız olmak üzere sürece katkı veren parlamentodaki komisyon üyeleri olmak üzere herkese şükranlarımı sunuyorum.”