Ana Sayfa Arama Video
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Prof. Dr. İbrahim Taymur: “Ruh sağlığını korumak, hayat şartlarını iyileştirmekle de mümkün”

10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü kapsamında değerlendirmelerde bulunan Psikiyatri

10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü kapsamında değerlendirmelerde bulunan Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Taymur, ruh sağlığının yalnızca bireysel özelliklerle açıklanamayacağını belirterek çocukluk deneyimlerinden ekonomik şartlara, sosyal ilişkilerden sağlık hizmetlerine erişime kadar birçok etkenin ruhsal iyilik hâlinde rol oynadığını vurguladı.

Ruh sağlığının korunması ve ruhsal sorunların önlenmesine yönelik çalışmalar hakkında bilgi veren Medicana Bursa Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Taymur, ruh sağlığının biyolojik özellikler, kişisel deneyimler ve toplumsal şartların etkileşimiyle şekillendiğini belirterek önleyici çalışmaların yalnızca tedavi hizmetleriyle sınırlı kalmaması gerektiğini ifade etti.

“Ruh sağlığını yalnızca bireyin sorumluluğu olarak göremeyiz”

Ruh sağlığının kişinin duygularını yönetebilmesi, güçlüklerle baş edebilmesi, ilişkilerini sürdürebilmesi ve günlük yaşama katılabilmesiyle yakından ilişkili olduğunu belirten Prof. Dr. Taymur, bireyin içinde bulunduğu şartların da bu süreçte önemli bir yere sahip olduğunu vurguladı Taymur, “Genetik yatkınlıklar ve biyolojik süreçler ruh sağlığında önemli bir yere sahiptir. Ancak kişinin yaşam deneyimleri, sosyal çevresi ve ekonomik şartları da ruhsal iyilik hâlini etkiler. Uzun süreli işsizlik, ekonomik güçlükler, güvensiz barınma şartları, ayrımcılık ve şiddet, bireyin ruhsal açı-dan zorlanmasına neden olabilir. Bu nedenle ruh sağlığını korumayı yalnızca kişinin kendi çabasıyla açıklamak yeterli değildir” dedi.

Ruh sağlığını desteklemek için bireysel baş etme becerilerinin geliştirilmesinin yanında insanların güvenli ve destekleyici yaşam şartlarına sahip olmasının da önem taşıdığını belirten Taymur, eğitim imkanlarının güçlendirilmesi, çalışma şartlarının iyileştirilmesi ve sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaştırılmasının koruyucu yaklaşımın önemli parçaları olduğunu kaydetti. Çocukluk dönemindeki deneyimlerin ruh sağlığının gelişiminde önemli bir rol oynadığını ifade eden Prof. Dr. Taymur, güvenli aile ortamının, destekleyici ilişkilerin ve çocuğun kendisini kabul edilmiş hissetmesinin koruyucu etkenler arasında yer aldığını söyledi.

İhmal, istismar, zorbalık, sürekli baskı ve dışlanmanın çocukların ruhsal iyilik hâlini olumsuz etkile-yebileceğine dikkat çeken Taymur, erken dönemde sunulan desteğin önemini vurguladı. Taymur, “Çocuklukta yaşanan olumsuz deneyimler kişinin geleceğini kaçınılmaz biçimde belirlemez. Güvenilir bir yetişkinin desteği, öğretmenlerle kurulan sağlıklı ilişkiler, kabul gördüğü bir sosyal çevre ve gerektiğinde alınan profesyonel yardım önemli koruyucu kaynaklardır. Bu nedenle çocukları korumak kadar aileleri ve çocuklarla çalışan eğitimcileri desteklemek de önemlidir” diye konuştu.

Ruh sağlığının korunmasının çocuklukla sınırlı olmadığını belirten Taymur, ergenlikten yetişkinliğe ve ileri yaşlara kadar her dönemin kendine özgü ihtiyaçları bulunduğunu ifade etti. Yalnızlık, kayıplar, yaşam değişiklikleri ve sosyal ilişkilerin zayıflamasının farklı yaş gruplarında destek ihtiyacını artırabileceğini kaydetti. Ruhsal sorunların erken fark edilmesinin ve ihtiyaç duyan kişilerin uygun desteğe ulaşmasının önemine değinen Prof. Dr. Taymur, önleyici çalışmaların sorunların ortaya çıkma riskini azaltmanın yanı sıra mevcut sorunların ağırlaşmasını ve tekrarlamasını önlemeyi de kapsadığını belirtti.

Okullarda zorbalıkla mücadele edilmesi, işyerlerinde aşırı stresin azaltılması, ruh sağlığı konusunda doğru bilgilendirme yapılması ve psikolojik destek hizmetlerinin erişilebilir hâle getirilmesinin bu açıdan önem taşıdığını ifade eden Taymur, koruyucu çalışmaların farklı kurumların iş birliğiyle yürü-tülmesi gerektiğini söyledi. Taymur, “Ruhsal sorunların tamamını önlemek mümkün olmayabilir. Ancak riskleri azaltmak, sorun-ları erken fark etmek ve kişilerin zamanında destek almasını sağlamak mümkündür. Burada önemli olan, yalnızca sorun yaşayan kişinin yardım istemesini beklemek değil, ihtiyaç duyan kişilerin hiz-metlere ulaşmasını kolaylaştırmaktır” ifadelerini kullandı.

Ruh sağlığı konusunda toplumda hâlâ önyargılarla karşılaşılabildiğini belirten Taymur, kullanılan dilin ve toplumsal tutumların kişilerin yardım arama davranışını etkileyebildiğine dikkat çekti. Ruhsal sıkıntı yaşayan kişilerin yargılanmadan dinlenmesi, yaşadıklarının küçümsenmemesi ve gerek-tiğinde profesyonel desteğe yönlendirilmelerinin önemini vurgulayan Taymur, ruh sağlığıyla ilgili tanıların alay veya hakaret amacıyla kullanılmasının damgalamayı güçlendirebileceğini belirtti. Taymur, ruhsal sorunların yalnızca biyolojik süreçler üzerinden değerlendirilmesinin de kişinin yaşam öyküsünü ve içinde bulunduğu şartları anlamak açısından yetersiz kalabileceğini ifade ederek bü-tüncül bir yaklaşımın gerekliliğine işaret etti.

Ruh sağlığının korunması toplumsal sorumluluk gerekti-riyor

Düzenli uyku, fiziksel aktivite ve destekleyici sosyal ilişkilerin ruhsal iyilik hâline katkı sağlayabileceğini belirten Prof. Dr. Taymur, bu alışkanlıkların yanı sıra toplumsal destek mekanizmalarının güçlendirilmesinin de gerekli olduğunu söyledi. Taymur, “Ruh sağlığını korumak; bilimsel bilgiye dayalı uygulamaları, zamanında ve nitelikli sağlık hizmetlerini, güvenli yaşam alanlarını ve destekleyici sosyal ilişkileri birlikte ele almayı gerektirir. Aileler, okullar, işyerleri, sağlık kurumları ve yerel yönetimler bu sürecin önemli paydaşlarıdır” dedi.

Dünya Ruh Sağlığı Günü’nün yalnızca farkındalık oluşturmakla sınırlı kalmaması gerektiğini vurgulayan Taymur, ruh sağlığını korumaya yönelik çalışmaların yıl boyunca sürdürülmesinin önemine dikkat çekti. Taymur, bireylerin yaşam şartlarını iyileştiren, ihtiyaç duyan kişilerin desteğe erişimini kolaylaştıran ve toplumsal dayanışmayı güçlendiren adımların ruh sağlığının korunmasına katkı sağlayacağını belirtti.