‘Her çiçek bahçesinde, her eser kendi ülkesinde güzeldir.’ (A.S.Tulay)
Batılıların ‘Küçük Asya’ adını verdikleri Anadolu toprakları Prehistorik devirlerden (tarih öncesi çağlar) itibaren kendine özgü Hitit, Frig ve Lidya gibi çok sayıda uygarlığa ev sahipliği yapmıştır. Bu nedenle çok erken tarihlerden itibaren yabancıların dikkatini çekmiş, uygarlıkların harman olduğu bu topraklar antik çağlardan beri yüzyıllar boyunca acımasızca yağmalanmış olup, bu yağma eskisi gibi olmasa da bu yağma günümüzde de devam etmektedir. Bu konuda Afyonşehir gazetesindeki ‘Arkeovizyon’ adlı köşemde 18 Şubat 2025 tarihli ‘Yağmalanan Anadolu’ başlıklı yazımda söz etmiştim.
Özellikle 16. yüzyıldan itibaren 18 ve 19. yüzyıllarda eski Yunan ve Roma uygarlıklarına duyulan ilgi nedeniyle bu uygarlıkların bulunduğu yerlere özellikle Anadolu’ya gezginlerin yanı sıra çeşitli incelemelerde bulunmak için arkeolog, sanat tarihçisi, mühendis, fotoğrafçı, din adamı, biyoloji ve botanikçi, maden araştırmacısı, dil uzmanı, coğrafya araştırmacısı yanınca kraliyet üyesi ve diplomatik görevliler gibi birçok kişi bu topraklara akın etmiştir. Gelen bu kişiler sadece eski çağlardan kalan antik eserleri görüp incelememiş, İslami eserlerle de ilgilenmişlerdir. Özellikle camiler yabancıların büyük ilgisini çekmiştir. Bunlar Anadolu’ya gelişlerindeki tek amacın, Anadolu’daki uygarlıkların tanıtımına katkıda bulunmak olduğunu söyleseler de asıl amaçları, buldukları eski eserleri kendi ülkelerine götürmektir. Bu nedenle kimi gezgin ve araştırmacıların çeşitli zamanlarda kaçak kazılar da yaptıkları bilinmektedir.
Avrupa’da Rönesans akımının etkisi sonrası 1753 yılında British Museum’un ve Fransa’da Louvre gibi müzelerin kurulması ve eski eser koleksiyonculuğunun başlamasıyla Avrupa’daki müzeler ve koleksiyonerler eski eser toplayıcılığına başladılar. Özellikle 18. ve 19. yüzyıl boyunca başta Almanya İngiltere, Fransa, olmak üzere Avrupa ülkeleri eski eser toplamak için adeta bir yarışa girdiler. Böylelikle tam bir eski eser soygunu başlamış oldu. Başta Almanya, Fransa, İngiltere ve Avusturya gibi Avrupa devletleri müzelerini Anadolu’dan, Mısır’dan, Mezopotamya’dan, Suriye’den, Yunanistan’dan taşıdıkları arkeolojik eserlerle doldurmaya koyuldular. Bu ülke vatandaşı arkeologlar, araştırmacılar, yol mühendisleri; antik kentlerini, höyük ve tümülüsleri (yığma mezarları) hallaç pamuğu gibi atıp buldukları her şeyi ülkelerine taşımaya başladılar. Eski eser yağması yapılan yerlerin çoğu Osmanlı toprağı olduğu için elçiler de bu yağma döneminde büyük rol aldılar. Elçiler gerek kazı izinlerinin alınmasında gerekse eski eserlerimizin kaçırılması için türlü entrikalar çeviriyor, rüşvet, armağan hatta siyasi baskı gibi her türlü yolu kullanıyorlardı.
Antik uygarlıklar bakımından bir açık hava müzesi konumundaki Anadolu, toprakları içinde barındırdığı zengin eserler ile birlikte, arkeologların en gözde adresi olmuştur. Bu nedenle her bölgede kazılar yapılmaya başlanmıştır. Almanya, İngiltere, Fransa, Avusturya, ABD, İtalya, Danimarka, Belçika, Hollanda, Kanada hatta Japonya gibi birçok ülke güya kültüre hizmet için Anadolu’ya üşüşmüşlerdir. Bu topraklarda kazı yapan başta Almanlar olmak üzere, İngiliz ve Fransızlar Anadolu’yu yağmalanmışlar öyle ki eserlerimizi söküp sandıklarla ülkelerine taşımışlar, yüzleri kızarmadan kurdukları müzelere ‘Pergamon Museum’, ‘Efes Müzesi’ gibi yağmaladıkları antik kentlerin adını vermişlerdir. Halikarnassos (Bodrum) Anıt Mezarı ve Efes Artemis Tapınağı ‘Dünya’nın 7 Harikasından ikisidir. Bu iki anıtın parçaları İngilizlerin yağmaları sonucu İngiltere’ye götürülmüştür. Bundan sonraki yazılarımızda söz edeceğimiz üzere yağmalara şimdi birkaç örnek verelim. İngiliz araştırmacı Charles Fellows tarafından Antalya’nın Kaş ilçesi Kınık beldesinde, Ksantsos antik kentinde yapılan kazılarda, birçok eserin yanı sıra, Harpyler Anıtı’nın kabartmaları da ele geçirilmiştir. Bu eserler, sergilenmek üzere British Museum’a götürülmüştür.
Ayrıca Fellows, Likya bölgesinde yaptığı araştırmalar sonucu elde ettiği, 78 sandık dolusu Likya heykeli ve pek çok mimari eser, güya Osmanlı Hükümeti’nden izin alarak İngiltere’ye götürmüştür. 1882 yılında Avusturya İmparatoru adına, Otto Benndorf tarafından Efes’te kazılar yapılmış, eserler Avusturya’ya götürülmüştür. Milet’te (Aydın)1899 yılında Alman arkeologlar tarafından antik kentte başlatılan kazılarda ortaya çıkartılan anıtsal kapı, 1907 yılında parçalarına ayrılarak Almanya’ya taşınmıştır. Toplamda 750 ton ağırlığa sahip olan kapı şu anda Berlin Pergamon Müzesi’nde sergileniyor. Bergama’dan Zeus Sunağı ve sandıklar dolusu eser Almanya’ya kaçırılmıştır. Bergama’dan ilk sevkiyat miktarı 462 kasa ve yaklaşık 350 ton ağırlığındadır. Sard’tan (Salihli) 53 sandık eser ABD’ye kaçırılmıştır. Bunlar Anadolu yağmasına sadece birkaç örnektir.

Milet (Aydın) antik kentinden kaçırılan anıtsal kapı Almanya’dadır.
Anadolu’yu yağmalayan ülkeler ve vatandaşlarının en başında şunlar gelir. Almanya: Heinrich Schliemann, Alexander C. L. Conze, yol mühendisi Carl Humann, Wilhelm Dörpfeld, Otto Puchstein, Theodore Makridi, Theodor Wiegand. İngiltere: Charles Fellows, Mühendis John Turtle Wood, David George Hogarth. Fransa: William John Hamilton, William Mitchel Ramsay, mühendis Paul Augustin Gaudin, Olivier Rayet. Avusturya: F. August, Otto Benndorf. Bunlardan başka yüzlerce yabancı kaçakçı ve soyguncu topraklarımızdaki eserlerimizi yağmalamışlardır. Bundan sonraki yazılarımda ülkemizden kaçırılan önemli eserleri ele alacağım.































YORUMLAR