Ana Sayfa Arama Video
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Ahmet Semih Tulay
Ahmet Semih Tulay

ANTİKA ANILAR (3)

Her meslekte olduğu gibi bizim meslekte yani arkeoloji mesleğinde ve müzecilikte güzel anılar vardır. İşimiz gereği her türlü insanla muhatap olmamız özellikle kazılarda yabancı kişilerle birlikte çalışmamız iş yaşamımızı evrenleştirip daha renklendirir. Bu nedenle bizim anılarımız gökkuşağı gibi renklidir.

Yeryüzündeki her güzel ya da kıymetli nesne gün gelir “antika” olur. Eşyaların olduğu gibi güzel anıların da antika olduğu zamanlar vardır. Sanırım bu anılar antik işlerle uğraşan benim gibi birisinin ise daha da antika olacaktır. Anılarımın bir bölümünü “Antika Anılar” adı altında iki yazı olarak paylaşmıştım. Bir bölüm anılarımı da keyif alacağınızı düşünerek paylaşmak isterim.

AHMET TOPBAŞ

Bir ağabey gibi sevdiğim ve örnek aldığım müzecilerden rahmetli Ahmet Topbaş, Afyon Müzesi müdürü iken, ben Kütahya Müzesi’nde uzman olarak göreve yeni başlamıştım. Eşimin Afyonkarahisarlı olması nedeniyle her Afyonkarahisar’a gelişimizde kesinlikle müzeye dolayısıyla Ahmet Abi’ye uğrardım. Bir hiç uğruna harcanan Ahmet Topbaş, çok çalışkan olduğu kadar, onurlu, korkusuz ve mesleğinden asla ödün vermeyen yürekli bir müzeciydi. Benim için bir idol olan Ahmet Abi’nin konuşmalarından sohbetinden her zaman keyif ve dersler alırdım.

Bir gün müzeye gittim. Havadan sudan konuştuktan sonra gülerek, “Semihçiğim yeni bir şey öğrendim. Müze müdürü kravatsız olmazmış. İlerde müze müdürü olduğunda sakın kravatsız müdür olma” dedi ve anlattı. İki gün önce odasında masasının üstüne çıkıp ampul değiştirirken odaya bir vatandaş girmiş ve müze müdürünü görmek istediğini söylemiş. Ahmet Abi aşağıya inip, koltuğuna oturmuş “buyurun” demiş. Demiş ama adam şüpheli, şüpheli Ahmet Abi’nin yüzüne bakmış, yani ikna olmamış. Tekrar “Ben, müze müdürünü göreceğim” deyince; Ahmet Abi, “müze müdürü nasıl olur?” diye sormuş. Adam, “müdür dediğin kravatlı olur.”  diye yanıtlayınca Ahmet Abi yerinden kalkıp askıdaki kravatını alarak, balıkçı kazağının üzerine takmış, yeniden masasına geçmiş ve “hadi müdür oldum, şimdi söyle bakalım ne istiyorsun?” demiş.

DON GEYDİRİN DON!

Kütahya Müzesi’nde bir gün odamda çalışırken kapı çalındı. İçeriye giren müze bekçisi  “Semih Bey, bu amcaların bir meselesi varmış. Müdür Bey de yok. Bir bakar mısınız?” dedi ve kenara çekildi. Arkasından odaya en az 70-80 yaşlarında beyaz sakallı, takkeli, gülyağı kokulu iki amca girdi. Sanırım camiden yeni çıkmışlardı. Ulu camii ile eski bir medrese binası olan müze birbirine bitişikti.  “Buyurun “dememle en öndeki kızgın bir ifade ile bastonunu yere tak, tak vurup, “Ne bu heykelin hali?” dedi. Anladım ki kısa bir süre önce Y.S.E’nin yol yapımında bulunan çıplak atlet heykelinden söz ediyor. Eseri ilgi çeksin diye büyük salondaki havuzun başına koymuştuk. Amca bastonunu sallayarak “Don geydirin buna don!” dedi ve devam etti. “Künah değil mi caminin dibinde???”  Baktım amcalara laf anlatmak kolay değil. İşi biraz da şakaya dökmek için “Şimdi buna don giydirmek zor olur. Beline peştamal bağlasak olmaz mı???”  Amca kısa bir süre düşünüp, “olur, olur… ne edelim gali” dedi.

Sonuçta heykele don giydirmedik, peştamal da bağlamadık. Ama salonlardan birine koyup gözlerden ırak eyledik.

SU TESTİSİ

Kütahya Müzesi, eski bir medrese binası olduğu için içeride gün ışığı yoktu. Masa lambası altında uzun süre çalışmak gözleri oldukça yoruyordu. Bu nedenle belirli aralıklarla hava almak ve gözleri dinlendirmek için müzenin önüne çıkardık.

Bir gün hava almak için kapının önüne çıktım. Bekçilerle konuşurken yoldan geçen uzun beyaz sakallı yaşlı bir adamın elindeki testiye gözüm ilişti. Bir an hayal gördüğümü sandım. Adamın elindeki testi gaga ağızlı bir Tunç Çağ testisi idi. Nereden baksan 4000 yıllık! Adamı çağırdım. Yaklaştığında yanılmadığımı anladım. Üstüne mavi tükenmez kalemle “satlık” (satılık) yazılmıştı. Adama testiyi nerden aldığını ne yapacağını sordum. Yokuşun başındaki testiciden şeklini sevdiği için satın aldığını ve evine götürüp su koyacağını söyledi. Testinin eski eser ve müzelik olduğunu söyledim. Adamı ikna edip, gerekli işlemleri yaptık.

Bir müddet sonra parasını ödediğimizde çocuklar gibi sevindi. Çünkü testiyi bizim ödediğimiz bedelin yirmide bir fiyatına satın almıştı.

NEREDE KALMIŞTIK ?

Kütahya Müzesi’nde iken bir gün, müdürümle birlikte bir iş için Altıntaş İlçesi’ne gittik. Önce Kaymakama uğrayalım dedik. Kaymakamın odasına girdiğimizde bir Vali yardımcısı ve kimi daire amirlerinin odada konuştuklarını gördük. “Hoş geldiniz, hoş bulduk” faslından sonra konu eski eserlere geldi, derken konu konuyu açtı. Genellikle Vali yardımcısı konuşuyordu. Bu arada Vali yardımcısına telefon geldi, sözü yarıda kaldı. Uzun telefon konuşması bittikten sonra bize dönen Vali yardımcısı sözünü unutmuş olacak ki; “Nerede kalmıştık?” diye sordu. Odada 7-8 kişi vardı. Ama hiç kimseden ses çıkmıyordu. Kimse nerede kaldığını söyleyemedi. Demek ki herkes başka şeyler düşünüyormuş. Ben yeni memur olduğum için pür dikkat dinlemiştim. Önce ayıp olmasın diye sesimi çıkarmadım ama baktım ki durum iyi değil. Hemen atılıp son cümlesini söyledim ve durumu kurtardım. Böylece herkes derin bir nefes aldı.

GAVURADA MI ORUÇ TUTTURACAKSIN?

1980 yılı yazında, akşama doğru Aizani (Kütahya-Çavdarhisar) Alman kazı ekibinden birkaç kişi müzeye geldiler. Soğuk bir şeyler ikram etmek için bekçiyi müzenin karşısındaki kahveye gönderdim. Aradan on, onbeş dakika geçmesine karşın kahveci gelmeyince, yeniden bekçiyi gönderdim. Biraz sonra gelen bekçi, kulağıma eğilip kahvecinin soğuk içecek olmadığını söylediğini bildirince kahveye gittim. Vitrinli dolap ağzına kadar meşrubat doluydu. Kahveciye neden ısmarladıklarımızı getirmediğini sorunca; “beyim, ramazanda satış yapmıyoruz. İftardan sonra!” deyince sinirlendim. “Yahu elin gavuruna da mı oruç tutturacaksın????  Biraz sonra içecekler geldi.

YORUMLAR

Bir adet yorum var

  1. Ahmet Semih abi, hayırlı akşamlar. “Antika Anılar’ı yazmaya devam. Ancak gazete sayfalarında kalmasın. Kitaplaştırarak basımını yaptır. Çok güzel hatıralar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER