Ana Sayfa Arama Video
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Ahmet Semih Tulay
Ahmet Semih Tulay

ANTİKA ANILAR (6)

SAAT KAÇ?

Aydın’daki Afrodisias Müzesine atanalı birkaç ay olmuştu. Bir gün sabah ilçeye gittim. Çarşıda yürürken karşı kaldırımdaki adamın birisi yüksek sesle “Müdür Bey, günaydın” dedi.  “Günaydın” dememle “Saat kaç?” diye sordu. Söyledim. Ama garibime gitti. Onca insan varken neden bana sormuştu? Sonradan öğrendim. Adamın bütün işi gücü devlet memurlarını takip etmek, işe geç giden oldu mu özellikle yüksek sesle önce nereye gittiğini, sonra saati soruyor. Halk biliyor ki; örneğin, mal müdürü dairesine gidiyor ama saat 9.30, yani geç kalmış.

Huylu huyundan vazgeçmez derler ama bizimkisi vazgeçti. Aynı numarayı yeni gelen bir yargıca birkaç kez yapınca yargıç araştırıp işin aslını öğrenmiş ve bunu yaka paça karşısına dikip basmış zılgıtı. Uzun zaman adam çarşıda görünmez oldu.

ZİHNİ DAYI

Genel teftiş için müzeye gelen müfettiş, bitişik lojmanda kalıyordu. Bir gün akşam ben de yalnızım. Müfettişe yemek yeme önerisinde bulundum ve birlikte Karacasu İlçesi’ne gittik. Karacasu ufak bir yer, akşam saati olduğu için var olan bir iki lokantada yemek kalmamış. İlçenin çıkışında Zihni Dayı’nın yeri var, oraya gitmeyi önerdim. Zihni Dayı aslında bir yörük. Hayvancılıkla uğraşırken ileri görüşlülüğü sayesinde turizmciliğe atılmış, bayağı da ün yapmış, ama değerlerini yitirmemiş tam bir Anadolu insanı.

Zihin Dayının tesisine geldiğimizde Dayıyı mangalın başına oturmuş bulduk. Bizi görünce hızla yanımıza geldi her zamanki sıcaklığıyla “Hoş geldiniz” dedi. Yanımdaki beyin Ankara’dan misafirim olduğunu, aç olduğumuzu söyledim. “Ne isterseniz yaparım” dedi. Çok bir şey istemediğimizi söyleyince “Ben kendime patlıcan, böber, domat közlüyom, size de yapıveren” diyerek acele masayı hazırlamaya başladı. Müfettişe dönerek, “İçecek ne veren”(içki kastetti. O bölgede içmeyen yok gibidir) dedi. Biraz tutucu olan müfettiş, içme lafını duyunca sertçe “Ben içmem” dedi. Zihni Dayı hiç bozuntuya vermeden “Zaten Semih Bey de hiç içmez” dedi. Baktım müfettiş memnun.

MÜFETTİŞİN DUYARLILIĞI

Afrodisias’da su sondajı yapılmazdan önce lojmanda kalan bizler, müze personeli ve kazı evindekiler içme suyumuzu müzenin önündeki çeşmeden sağlıyoruz. Çeşme başı aynı zamanda sohbet yeri.

Bir sabah, etrafı kontrol ederken çeşmenin başında Arkeoloji Profesörü Cengiz Işık’ı (Rahmetli Kenan Işık ve Arkeoloji Profesörü Fahri Işık’ın kardeşi) gördüm. Havadan sudan konuşurken müzenin teftişini yapan Bakanlık müfettişi elindeki su kabıyla yanımıza geldi. Cengiz Hoca, müfettişe şaka olarak mesainin başladığını neden müzeye gitmediğini sordu. Müfettiş, “Sakal tıraşı olmadan gitmek istemedim. Semih Bey, personele her yazdığı yazıda mutlaka sakal tıraşı olmalarını yazmış. Ben sakallı gidersem yarın o personel müfettiş bile sakallı geliyor derler ve otorite boşluğu olur” dedi. Eski memurlar böyle duyarlı idiler.

İBRET ALIN

Bir iş için Aydın’da olan tanıdığım Bakanlık müfettişi, müzenin aracını alıp, Aydın’a gelmemi istedi. Aydın ilinde kültür teşkilatında en sağlam araç bizim müzede idi. Araçla yola çıktık. Müfettiş Bey’i Kültür Müdürlüğü’nden alıp yakındaki bir ilçeye gittik. Orada işini bitirdikten sonra Ödemiş’e uğradık. Ödemiş’te de Müfettiş Bey, bir iki ifade aldıktan sonra Ödemiş Müzesi’ne uğrayıp müdür arkadaşı da yanımıza alıp, Birgi’ye doğru yola koyulduk.

Yolda Müfettiş, “Sizi bir yere götüreceğim” deyince meraklandık. Mahalle içlerine girdik. Tek katlı, penceresinde en az yüz kiloluk şişman bir kadının oturduğu bir evin önünde durduk. Müfettiş, arabadan inip kadına önce hal hatır sordu. Sonra “Kapıya gel” dedi. Kadın, “Hastayım ayaklarım dutmuyor” dediyse de ısrar üzerine pencereden kayboldu. Biz de arabadan inip kapının önünde merakla beklemeye başladık. Az sonra kapı açıldı. 60-70 santim boyunda bir kadın! Şaşırdık. Müfettiş, öbür kardeşlerinin nerde olduklarını ve havadan sudan bir şeyler sordu, sonra ayrıldık.

Yolda “Sizi buraya neden getirdim biliyor musunuz? İbret alıp, halinize şükredesiniz diye getirdim” dedi. Kimi şeylerin göründüğü gibi olmadığını anlamakla birlikte kötü olaylar karşısında hep o müfettişin sözü aklıma gelir ve halime şükrederim.

MÜDÜR BEY NE ZAMAN GELECEK?

Bir gün, odamdaki toplantı masasında bir şeylerle uğraşırken içeriye düzgün giyimli yaşlı bir beyle genç bir hanım girdi. Bir konuda bilgi alacaklarını söylediler. Bu sırada içeriye çay getirdiklerinde gelenlere de ikram ettim. Havadan sudan konuştuk, çaylar bitti. Baktım konuya girmiyorlar. Nasıl yardımcı olabileceğimi sordum. Bey, “Müdür Beyi bekliyoruz, ne zaman gelir? diye sordu. Ben de “Müdür benim” dedim. Adam: “Ya kusura bakmayın, müdür deyince kel ve koca göbekli birisiyle karşılaşacağımı sanıyordum.”

FRANSIZIN SİKKELERİ

Bir yaz akşamüstü mesai bitiminde, müzenin önündeki kafeteryada arkadaşlarla otururken, masanın üstünde küçük bir bozuk para çantası gördüm. Açtığımızda içinden 4-5 adet gümüş Roma sikkesi çıktı. Çalışan çocuklara kimin olduğunu sordum. Az önce o masada bir Fransız’ın oturduğunu söylediler. Beklemeye başladık Yaklaşık bir saat sonra Fransız geldi. Çanta kaybedip etmediğini sordum. “Evet” dedi. Sikkeleri nereden aldığını sordum. Çelişkili ifadelerle Pamukkale’de kaldığı pansiyonda çalışan çocuğa sigara aldırdığını, paranın üstünü bahşiş diye verince çocuğun çok sevinerek, bu sikkeleri ona hediye ettiğini söyledi. Tabii inanmadım. Bunları alıp satmanın suç olduğundan bahsederek bu sikkelere el koymak zorunda olduğumu söyledim.

Gerekli işlemler için odama gittik. Adam, baktı iş ciddi. Bir yandan da sikkeleri kurtarmaya çalışıyor.  Kızgınlıkla “o zaman, bunları müzede sergilemeye koyun adımı da yazın” dedi.  “Hay, hay yazarım ama altına da Fransız vatandaşı ………..  tarafından yasalara aykırı olarak satın alınan ve müzece el konulan sikkelerdir derim” deyince odayı aceleyle terk etti.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER