Ana Sayfa Arama Video
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Ahmet Semih Tulay
Ahmet Semih Tulay

ANTİKA ANILAR (8)

SİREN SESİ

Tarih, 25 Ekim 1977. Kültür Bakanı Avni Akyol Müzeye gelecek. Akşam saati. Ben fotoğraf makinesini, flaşını hazırlayıp masamın üzerine koydum. Bu arada Bakanlık mensubu göbekli iki kişi geldi. Bakanı bekleyeceklerini söyleyerek oturdular. Az sonra ya yol yorgunluğundan ya da sobanın sıcaklığından uyuklamaya başladılar. Oda arkadaşımın küçük radyosunun sesini kıstık. Kulağımız dışarıda.

Ben hem can sıkıntısından hem de son kontrol olarak flaşın düğmesini açtım. Açmamla flaştaki elektrik akımı radyoyu etkiledi ve radyodan polis sirenine benzer çok tiz bir ses çıktı. Bakanlıktan gelen o iki kişi bu sesi polis sireni sanıp, koca gövdeleriyle odadan dışarıya öyle bir fırladılar ki neredeyse kapıda birbirlerini ezeceklerdi. Ben yerimden hiç kımıldamadım. Biraz sonra odaya geri döndüler. Birisi “gelen giden yok, yanılmışız” dedi. Sesimi çıkarmadım.

DEFİNECİ   ŞABAN

1980 yılında müzeye Şaban adında Almanya’da çalışan bir vatandaş, define kazısı için başvuruda bulundu. Dediğine göre; Padişah Abdülhamit’e ait yedi deve yükü altın varmış…

Gerekli işlemler tamamlandı. Kazı yeri Kütahya’nın Emet İlçesi’nin bir dağ köyünde.  Köye gittik. Gece köy odasında halk toplandı. Az geçmeden anladım ki Şaban’ı makaraya doluyorlar. Birisi altınları taşımak için bir tır bulmasını söyledi, ancak tır mağaraya kadar yanaşmaz diyerek traktörde karar kılındı ve Şaban bir traktör kiraladı parasını da peşin verdi. Epeyce şamatadan sonra yer yataklarımıza uzandık.

Sabah kahvaltıdan sonra nerdeyse bütün köy, çoluk-çocuk, kadın-erkek kız- kızan, köyün köpekleri yola düştü. Kazı yapılacak mağaranın önü bayram yeri. Her kafadan bir ses çıkıyor. Gülüşmelerin bini bir paraya. Neyse güvenlik önlemlerini aldık Şaban asit bidonlarını devirdi. Akşama değin mağaranın içi delik deşik edildi. Ama yedi deve yükü altından eser yok.

Ertesi gün yine mağaraya gittik. Köylülerden birisi “len Şaban, sen gan (kan) akıtmadın ondan defineyi bulamıyon gan akıt gan” dedi. Şaban, “emme başlamazdan kestiydim” filan dediyse de adamı ikna edip bir koçu getirtip yarım saatte kesip, yüzüp, ateşi yakıp yemeğe başladılar.  Sabahki 10-15 kişilik kalabalık neredeyse bir anda 35-40 kişiyi buldu. Kazının başında ben, Şaban, üç jandarma bir de milli emlak görevlisi kaldık, diğerleri et yemede.

Sonunda bizi de çağırdılar, define kazısı koç ziyafetine dönüştü. Tam millet dalmışken bir kadın sesi duyuldu. Şaban’ın hanımı imiş. Kadıncağız adamı bir güzel fırçaladı. Fırçayı yiyen Şaban, “tamam kazıyı bitirelim” dedi. Köylülerden birisi “bu bir ara doktor Şaban oldu, bir ara da pehlivan Şaban idi, şimdi de defineci Şaban oldu” dedi

Sonradan öğrendim ki; Şaban’a Almanya’da çalıştığı fabrikada kendi hemşehrileri aynı fabrikadaki Yunanlılarla birlik olup, sahte define haritası satmışlar!

BAŞKA TAŞ VAR MI ?

2000 yılı yazında mesai bitimine doğru, bir kamu kuruluşunun Didim-Akbük’deki sosyal tesislerinden bir grup ziyaretçi müzeye geldiler. İlkokul öğrencisi gibi salonda sağa sola dağıldılar. Müzeyi laf olsun diye gezdikleri her hallerinden belli. Ana kapının önünde müzeyi kapatmak için çıkmalarını bekliyoruz. Bir bayan yanıma yaklaşıp heykelleri göstererek “başka taş var mı” diye sordu. Yanıtladım: “Hanımefendi, nasıl bir taş arıyorsunuz bilmiyorum, ama etraf taş dolu, hatta ileride bir taş ocağı da var…”

TÜYLÜ

2000 yılında bir sabah arkadaşımla Priene Antik Kentinden müzeye giderken yolun ortasında boynuna ip bağlı bir köpek gördük.  Zavallı şaşkın, şaşkın yolun ortasında duruyordu. Cins olduğu anlaşılan köpek ya sahibi tarafından atılmıştı ya da çalınmıştı. Götürelim müzede bakarız diye düşündük. Yanında yavaşlayıp arabanın arka kapısını açtım. Hemen atlayıp arka koltuğa oturdu. Belli ki arabaya alışkın.

Tüylü, adını verdiğimiz köpek müzenin maskotu oldu. Genellikle odamda koltuğun üzerinde oturur ve uyurdu. Odaya bir konuk gelirse kendiliğinden iner, koltuğun altında uyumaya devam ederdi. Çok terbiyeli ve zeki tüylünün kötü bir huyu vardı. Kedi düşmanlığı! Kedi gördü mü dayanamıyor, havlamalarla kedileri koşturuyordu. Hayvan, öylesine kedi düşmanı idi ki; “kedi,”  “pisi” ve “pist” sözcükerini duyunca dahi yerinden ok gibi fırlayıp kedi kovalamaya gidiyordu.

Bir gün odamda çalışıyordum. Tüylü de her zaman olduğu gibi koltuğun üstünde uyuyor. Kaymakamlıktan biraz sonra Vali Beyin müzede olacağı söylendi. Az sonra Vali Bey geldi. Makam odama geçtik. Vali Bey oturdu. Baktım tüylü Vali Bey’in oturduğu koltuğunun altında ve hiçbir şey olmamış gibi uyuyor. Az sonra salondan gelen bir “pist” sesi duyuldu. Arsız kedilerden birisini bekçi kovalıyordu galiba. Bu lafını duyan tüylü havlamayla birlikte ok gibi fırladı.  Panikleyen Vali Bey, “neydi o yahu” dedi. “Köpek efendim” dedim. Biraz sonra tüylü görevini yerine getirmiş, havalı bir şekilde odaya girdi. Vali Bey, “güzel köpekmiş!” dedi. “Müzenin maskotudur Sayın Valim” dedim. Gülümsedi.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER