Ana Sayfa Arama Video
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Ahmet Semih Tulay
Ahmet Semih Tulay

ANTİKA ANILAR (9)

KUŞU KAÇIRDIM

Turing Otomobil Kurumu Genel Müdürü Rahmetli Çelik Gülersoy’un isteği üzerine yazacağım kitapla ilgili olarak Nemrut Dağı’na gitmiştim. Fotoğraf çekim işim bittiğinde örenyeri bekçileri çok lezzetli peynir, tereyağı ve nefis bir melemenden oluşan yemeğe beni de buyur ettiler. Orada yediğim o menemen ile yağın tadı hala damağımdadır.

Yemek bitiminde çay içerken kulübeye bir kuş girdi. Dediklerine göre; kıymetli çok bir kuş imiş. Hemen tutmak için birisi pencerenin önüne koştu. Diğeri kuşun peşinde koşturmaya başladı, bana da kapı düştü. Panikleyen ve can derdine düşen kuş kendini duvardan duvara vurmaya başladı. Can havliyle bir ara kapıya yöneldi, istesem yakalardım ama ayağım takılmış numarası yapıp, kuşun kaçmasını sağladım. İçimden söylendim. “Beni affedin arkadaşlar, hayatımda hiç kuş yakalamadım ve vurmadım.”

BANKACI KIZ

2004 yılında Söke’de işimle ilgili bir banka şubesine gittim. Sıramı beklerken bankonun arkasındaki bir kızın bana dikkatlice baktığını gördüm. Bir ara göz göze geldik. Hafif gülümsedi, tanıdığım birisi değildi. Hafızamı yokladım. Hayır, tanımıyordum. Sıram geldiğinde kız, sizinle ben ilgileneyim deyince, onun önüne gittim. “Siz, Milet Müzesi Müdürüsünüz değil mi? beni hatırladınız mı? diye sordu. “Evet ama kusura bakmayın, çıkaramadım” dedim. “Haklısınız, sizi tanıdığımda orta okuldaydım. Akrabalarımızla müzeye gelmiştik ve bana hediye vermiştiniz. Hala onu saklıyorum ve her gittiğim şehirde müzeleri geziyorum. Bana müzeleri, eski eserleri siz sevdirdiniz” dedi.

Kimi zaman müzeye gelen çocuklara kart, ufak eser kopyaları v.s hediye etme alışkanlığım vardı. Bu basit alışkanlığın işe yaraması gerçekten beni mutlu etmişti.

GELECEĞE ANI

1986 yılında Afrodisyas Müzesi önünde yapılan düzenlemeler içinde yapımına başlanan Latifoğulları Konağı’nın fosseptik çukurunun kazısı sırasında antik bir duvar çıkınca; kurtarma kazısına başladık. Kazının bitimine doğru çukuru kapatacağımız sırada kazı işçilerimizden biri  “Müdürüm, eski insanlardan bize bir şeyler kalmış ama bizden ne kalacak” dediğinde “bir şeylerin kalmasını istiyor musunuz?” diye sorduğumda “evet” yanıtını alınca ağzı sağlam kapanan bir şişe bulmalarını söyledim. Şişe geldiğinde bir kağıda “burada 10.10.1986-09.11.1986 tarihleri arasında yukarıda adları yazılı kişilerce kurtarma kazısı yapılmıştır” diye yazıp kendim dahil kazıda görev alanların hepsinin isim ve soyadlarını yazıp imzalattım. Sonra şişenin ağzını sıkıca kapatıp, “şimdi gömün bakalım. Bizden de gelecek nesillere hiç olmasa adımız kalaca.” dedim. Herkes mutlu olmuştu.

ATALARIM  OSMANLI

Yaz akşamları iş çıkışında müzenin önündeki çınar ağacının altında toplanıp, sohbet ediyoruz. Kimi zaman kazı ekibinden de arkadaşlar bize katlıyorlar. Hemen, hemen her akşam ekipteki Avusturyalı bir çocuk da bizim yanımızda. Bir iki kelime Türkçe biliyor. Çok terbiyeli ve sessiz. Huyu, tipi yabancılara hiç benzemiyor.

Bir gün, otururken arkadaşlardan birisi şöyle dedi. “Bunda bir karışıklık var. Baksanıza adam arkadaşlarının yanına gitmiyor, hep bizim yanımızda.”  Ona kökenini, esas memleketini soralım dedik ve şaka ile karışık ekledim: “Sende Türklük de var mı?”  Gözlerinin içi parladı. “Evet, evet büyük büyük dedem, Viyana kuşatmasından sonra orada kalan Osmanlı askerlerindenmiş.”  İş anlaşılmıştı. Kan kanı çekiyordu. O günden sonra onu yanımızdan hiç ayırmadık

MAĞARADA KAYBOLDUK

1988 yılında Rahmetli Vali Recep Yazıcıoğlu’nun talimatıyla Sırtlan İni Mağarası’nda inceleme yapmak ve ilgili makamlara rapor hazırlamak üzere ilçe kaymakamı ve şoförü ile yola çıktık. Çamarası Köyü’nden de mağarayı iyi bildiği söylenen tüfekli bir köylüyü alıp, yola koyulduk. Mağara önüne geldiğimizde girişin çok dar olduğunu, ancak sürünerek girilebileceğini görünce kaymakam bey girmek istemedi. Biz üçümüz girdik. İçerisi gerçekten olağanüstü. Renkli sarkıtlar, dikitler, ağaç kökleri, yarasalar. Ben durmadan resim çekiyorum. Köylü vatandaş  “Müdür vatandaş “ burada daha güzelleri var” dedikçe veryansın ediyorum deklanşöre basmaya.

Ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Adamın el fenerinin pili bitti. Artık dönelim dedik. Dedik ama… Geldiğimiz yeri bulamıyoruz ki. Daha doğrusu yol göstericimiz bulamıyor. Panikle bir o yana bir bu yana koşuyoruz. Şoföre “Dolaşıp durmayalım. İyice kaybolacağız. Bekleyelim bulsunlar” dedim. Beklemeye başladık. Adam sağa sola epeyce atak yaptı ama umarsız yanımıza geldi ve “Nerden geldiydik?” diye sormaz mı?  Sonra sıkıntıyla cebinden sigara çıkarıp çakmağı çaktı. Çakmak zor yanıyor. Duman havada sanki asılı duruyor.

Yeniden sağa sola koşturmaya başladı. Bir ara kayboldu. Sonra sesini ve çakmağının ışığını gördük. Çıkışı bulduğunu söylüyordu. Az sonra çıkış kapısında gün ışığına kavuştuk. Kurtulmuştuk. Kaymakam bey, “nerede kaldınız, bayağı merak ettim” deyince; “Sayın kaymakamım iyi ki gelmediniz. İçerde kaybolduk. Eğer çıkışı hiç bulamasaydık bizi kurtaracak olan siz olacaktınız” dedim. Önce inanmadı ama sonra ciddi olduğumu anlayınca “iyi ki gelmemişim.” dedi.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER