Efe genel anlamda Batı Anadolu’da özellikle Aydın, Denizli, Muğla, İzmir ve Isparta illerinde yaşayan ve idareye karşı çeşitli nedenlerle başkaldıran zeybek liderlerine verilen addır.
Türk Dil Kurumu sözlüğünde ‘yiğit’’, ‘özellikle Batı Anadolu yiğidi’, ‘zeybek’ olarak görülen efe sözcüğünün kökeni konusunda kesin bir bilgi yoktur. Bir teoriye göre Grekçe/Eski Yunanca genç, delikanlı anlamına gelen ‘efebos’ sözcüğünden, bir başka teoriye göre ‘büyük kardeş’ anlamına gelen ve Türkçe bir sözcük olan ‘Eke’den gelmiş olabileceği söylenir. Enver Behnan Şapolyo ise, ‘efe’ nin, devlet, kudret anlamına gelen ‘Aka’ sözcüğünden geldiğini savunur. Bedros Keresteciyan ise efe sözcüğünün Eski Türkçe’de amca-dayı anlamına gelen ‘ebe’ sözcüğünden gelmiş olabileceğini öne sürer.
Efe, Orta ve Batı Anadolu halk ağzında yaygın olarak ‘ağabey’ anlamına da gelir ve günümüzde Ege Bölgesi köylüleri tarafından bu anlamda kullanılmaktadır. Ayrıca
Aydın yöresinde efendi ya da bey sıfatı olmayan ağaların unvan olarak aldığı efe sözcüğü evli kadınlar tarafından ‘koca’ anlamında kullanılır.
Efe, zeybek gruplarının başı olup, zeybekler içinde en cesur ve mert kişiler arasından seçilir. Zeybeklik genel bir kavram olup, efe aynı zamanda bir zeybektir. Bu arada Atatürk’e de ‘Sarı Zeybek’ dendiği anımsayalım.
Zeybek sözcüğünün kökeni etimolojik incelemelere dayanılarak kimilerine göre ‘ele avuca sığmayan, çevik’ anlamında zaypak/zaybak sözcüğünden, kimilerine göre Grekçe Zeus ve Bekos sözcüklerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Kimi araştırmacılar Orta Asya kökenli olduğunu öne sürerler. Zeybeklerden eğitim gören, silahlı genç kişilere, kızan denir ki bunlar belirli bir süre eğitim gördükten sonra zeybek sınıfına alınırlar. Kızan sözcüğü halen Ege Bölgesi’nde genç ve çocuklara söylenen bir hitapdır.
1879’dan itibaren eşkıyalık Ege Bölgesi’nde salgın haline gelmiş, hükümet bunlara karşı eli kolu bağlı kalmıştır. Bu dönemde Çakırcalıoğlu Ahmet Efe (Çakırcalı Mehmet Efe’nin babası), Deli Memet, Yörük Osman, Büyük Cerit, Küçük Cerit, Çallı Veli, Koca Arap, Parmaksız Arap, Harputlu Ömer, Piç Osman ve Bakırlı çeteleri en tanınmış olanlardı. En ünlü efeler arasında Yörük Ali Efe, Demirci Mehmet Efe, Çakırcalı Mehmet Efe, Atçalı Kel Mehmet Efe, Zalım Himmet Efe, Mestan Efe, Molla Ahmet Efe, Saçlı Efe, Gökçen Efe, Çete Süleyman Efe, Kıllıoğlu Hüseyin Efe ve Sökeli Cafer Efe gibi adlar görülür.
Efeler, Birinci Dünya Savaşından sonra vatanın işgalinde dağlardan inerek Milli Mücadeleye katılmışlardır. Düzenli ordunun kurulduğu güne değin Kuva-yı Milliye grupları ve efeler görevlerini sürdürmüş, düzenli ordu göreve geldiğinde ise düzenli ordunun emrine girerek vatan savunmasında hizmet etmişlerdir. Cumhuriyetin ilanından sonra yaptıkları hizmetleri nedeniyle kendilerine askeri rütbe ve İstiklal Madalyası verilen efeler, bu tarihten sonra yasadışı eylemlerini bırakarak tarihte ve halkın gönlündeki yerlerini almışlardır.
Efe, Türk kültüründe cesaret ve liderlik nitelikleriyle öne çıkan bir kişiliktir. Özellikle Ege Bölgesi’nde efeler, halk arasında adaletli, yiğit ve koruyucu kişiler olarak tanınır. Efe zenginden aldığını yoksullara veren, yoksul kızlara çeyiz düzen, düğün dernek kuran kişidir. Efe, bir kültür hazinesidir. Giyimleri, yaşantıları, davranışları bir kültürü gerektirir. Örneğin, Efe giyimden belli olur. Efe, gümüş saat kösteği, gümüş sigara tabakası, gümüş kamçı ve gümüş işlemeli silahlar kullanır. Efeler evlenecekleri zaman eşlerini, yetenekli, güzel, iyi yetişmiş kadınlardan seçerler. Çünkü efenin evlendiği kadın efeyi efe yapan en temel unsurdur.
Bir efenin ölümünde zeybekliğe özgü bir yas töreni düzenlenirdi. Baş ve ayak uçlarında büyük ateşler yakılırdı. Belirli bir süre bağlamayla hüzünlü, yas ezgileri çalınır, ağıtlar yakılır, türküler söylenerek ve yas oyunu dedikleri bir zeybek oyunu oynanırdı. Tören bitiminde efenin cenazesi hiç bulunmayacak yalnızca kendilerinin bildikleri bir yere gömülürdü. Halk müziğinde efelerle ilgili çok sayıda türkümüz vardır. Bunlardan en sevileni birkaç versiyonu olan İzmir’in Kavakları’dır.
İzmir’in kavakları
Dökülür yaprakları
Bize de derler Çakıcı
Yâr fidan boylum
Yıkarız konakları
***
Selvi senden uzun yok
Yaprağında düzüm yok
Gamalı da Zeybek vuruldu
Yâr fidan boylum
Çakıcı’ya sözüm yok.
Bu güzel türkü Yunanistan’da Τσακιτζής (Çakıcı) Τι μ οφελεί να ζήσω ve Κανελλόριζα olarak söylenmektedir. 2000 yılında Yunanistan’a resmi davetli olarak gittiğimizde Girit Adası’nda onurumuza düzenlenen gecede sunucu ‘şimdi size sanatçımız büyük büyük annesinden öğrendiği Türkçe bir şarkıyı söyleyecek’ dediğinde hepimiz meraklanmış, az sonra sanatçı kız Türkçe olarak ‘İzmir’in Kavakları’nı söylemeye başladığında hepimiz sanatçıya eşlik etmiştik.
Şimdi gelelim konumuza; Afyonkarahisar Müzesi’nde son katta bir odada tek başına oturan bir erkek manken var. Ben onu efe olarak nitelendirdim. Yalnız Efe. Efe hem yalnız, hem yoksul. Odasında küçük bir mangal ve bir cezvesi var. Başka da eşyası yok. Anlayamadığım koskoca Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın müze depolarında bu odaya konacak eşya yok mu? Aşağıda iki resim var. Birisi yalnız efe. İkinci resim şimdi tarih olmuş Çeşmeli Konak’taki efeler. Biri çok sayıda uzmanı olan ve depoları etnografik eşyalarla dolu devletin müzesi, öteki mütevazı bir özel müze evin köşesi.

Ama kimsenin günahını almayalım. Belki bu düzenleme çok özel bir düzenleme olabilir! Bu nedenle müze idaresi bu odaya eşya koyamamaktadır. Teşhiri yapanlar bir şeyler anlatmak istemiş olabilirler ama bir eksiklik var. Hiç olmazsa bu odanın neden bu kadar boş olduğu bir bilgi levhası ile açıklanabilirdi. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Türkiye’nin değişik bölgelerindeki müzelerinde görev yapmış ve emekliliğinde Denizli ve Marmaris’te iki büyük özel müze kurmuş, yıllarını müzeciliğe vermiş biri olarak bu teşhiri ben anlayıp yorumlayamıyorum. Sade vatandaş nasıl anlayacak? Afyonkarahisar’daki İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü yetkilileri ve de müzenin müdürü, uzmanları hadi bir el atın da Efemiz yalnız ve yoksul galmasın gari.































YORUMLAR