Ana Sayfa Arama Video
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Polat Yılmaz
Polat Yılmaz

ÇİFT KUTUPLU ALGI

Türkiye’de siyaset sahnesi yine alışıldık bir tartışmanın tam ortasında: Siyaseti yargı kararları mı dizayn ediyor, yoksa gerçekten hukukun gereği mi yerine getiriliyor?

Bu iki temel sorunun yanıtına geçmeden önce Türkiye’de siyaset ve hukuk arasındaki ilişki, uzun süredir gergin ve körlerin fil tarifinde olduğu gibi, herkesin tuttuğu, baktığı yere göre değişiyor.

Peki, bu tartışmaların özü nedir, Türkiye’nin demokrasi yolculuğu açısından ne anlama gelir?

Yargının bağımsızlığı konusunda iktidar cephesi ‘hukuk işliyor’ derken, muhalefet ‘siyasi mühendislik’ iddiasını gündeme taşıyor.

Hakikati bulmak kolay değil.

***

Tüm dünyada, yargı kararlarının siyaseti doğrudan etkilediği durumlar ‘hukuk darbesi’ kavramıyla tanınmaya ve tanıtılmaya çalışılsa da şunu baştan vurgulamakta yarar var: Hukuk ve siyaset arasındaki gerilim, sadece bir iktidar-muhalefet çekişmesi değildir, olamaz.

Yargı kararları, sadece bir dosya üzerinde verilmiş teknik kararlar değildir. Onlar aynı zamanda toplumun adalete olan inancını besler ya da tüketir.

Ve böylesi durumlarda bütün ülke aynı soruyu sorar: Bu işin arkasında hukuk mu var, siyaset mi?

***

Zira…

Böylesi bir durum, o ülkenin sosyo-kültürel, ekonomi-politik ve demokrasinin geleceğini belirleyecek bir kırılma noktasıdır.

Bu temel değerler zayıflatılırsa, en çok kaybeden milletin kendisi olur.

Demokrasi sandıkla, hukuk ise tarafsızlığıyla güçlüdür.

Modern demokrasilerin temel direği, kuvvetler ayrılığı ilkesidir. Yasama, yürütme ve yargı arasındaki denge, devletin işleyişini güvence altına alır. Ancak Türkiye’de yargı kararlarının siyasi dengeleri doğrudan etkilediği örnekler, bu dengenin bozulduğu yönünde kaygılar yaratıyor.

***

Bir ülkede yargıya güven kalmazsa ekonomi de siyaset de toplumsal barış da ayakta duramaz. Yatırımcı gelmez, vatandaş devlete sırtını dönmeye başlar, sokaktaki insan ‘adalet yok’ derse, işte o zaman hiçbir seçim, hiçbir parlamento, hiçbir yasa bu boşluğu dolduramaz.

Sandığı gölgelersek halk iradesini küçümsemiş oluruz.

Hukuku gölgelersek, devletin adalet terazisini kırarız.

İkisini birden zayıflatırsak, geriye ne kalır?

***

Yargı, elbette suç unsuru varsa devreye girmelidir; fakat bu müdahaleler, toplumda çoğu kez siyasi hamle olarak algılanıyor.

Tam da bu nedenle, ‘hukuk darbesi’ kavramı dillendiriliyor.

Bu çift kutuplu algı, Türkiye’deki toplumsal bölünmeyi derinleştiriyor. İnsanların yargıya duyduğu güven azalıyor; adaletin tarafsızlığı sorgulanıyor.

Türkiye için en büyük sınav, hukukun siyasetin üzerinde mi, yoksa onun gölgesinde mi işleyeceğini belirlemek olacak.

Eğer yargı, gerçekten bağımsız bir hakem gibi çalışırsa bu demokrasi için bir kazanım olur. Fakat siyasetin aparatına dönüşürse, ‘hukuk darbesi’ tartışmaları bitmeyecek ve demokrasiye olan güven giderek azalacaktır.

Sonuç: Hukukun üstünlüğü, tüm kesimlerin ortak paydası haline gelmedikçe, yargı kararları toplumun yarısını ikna etmeyecek; her müdahale ‘hukuk darbesi’ şüphesiyle karşılanacaktır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER