Ana Sayfa Arama Video
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Kadir Aydın
Kadir Aydın

CHP’de çifte standart mı vardı?

Siyaset, yalnızca seçim dönemlerinden ibaret değildir. Siyaset aynı zamanda dün söylenen sözlerin, bugün yaşanan gelişmeler karşısında ne kadar geçerli kaldığının da sınandığı bir alandır. Bu nedenle kamuoyunun hafızası, zaman zaman siyasetçilerin hafızasından daha güçlüdür. Dün kurulan cümleler, bugün yaşanan olaylarla yeniden gündeme gelir; verilen mesajlar, değişen şartlar karşısında yeniden değerlendirilir.

*

Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal’ın CHP’den ayrılarak AK Parti’ye katılması, kentte uzun süre gündemin en önemli başlıklarından biri oldu. Bu kararın ardından belediye binası önünde çeşitli açıklamalar yapıldı. CHP Grup Başkanvekili (eski) Ali Mahir Başarır ile CHP İstanbul Milletvekili (eski) Cemal Enginyurt’un da katıldığı programlarda sert eleştiriler dile getirildi. Yapılan konuşmalarda Burcu Köksal’ın siyasi tercihi ağır ifadelerle eleştirildi, parti değiştirme kararının seçmen iradesiyle bağdaşmadığı yönünde değerlendirmeler yapıldı. O gün kullanılan “Partimizden çürükleri ayıklıyoruz” ifadesi ise kamuoyunda geniş yankı uyandırdı ve uzun süre tartışıldı.

*

O dönem verilen mesaj oldukça netti. Parti değiştirmek, siyasi etik açısından doğru bulunmuyor; bunun seçmene karşı bir sorumluluk sorunu oluşturduğu savunuluyordu. Meydanlarda yapılan konuşmalar, televizyon ekranlarında verilen demeçler ve sosyal medyadaki paylaşımlar aynı doğrultudaydı. Eleştirilerin dozu oldukça yüksekti. Ancak siyaset, durağan değil; sürekli değişen bir alan. Bugün gelinen noktada CHP’den ayrılan bazı isimlerin, Özgür Özel öncülüğünde kurulan YENİ Parti’ye katılması ya da katılacaklarının konuşulması, doğal olarak geçmişteki söylemleri yeniden gündeme taşıdı. Bu tablo karşısında kamuoyunda şu soru yüksek sesle sorulmaya başlandı: Dün yanlış denilen şey, bugün de aynı ölçüde yanlış mı görülüyor? Bu soru yalnızca bir partiyi ya da bir siyasi ismi ilgilendirmiyor. Aslında bu soru, Türk siyasetinin genelinde zaman zaman karşılaşılan bir çifte standart tartışmasını da beraberinde getiriyor. Çünkü aynı eylem, farklı kişiler tarafından yapıldığında farklı değerlendirmelere tabi tutuluyorsa, seçmenin aklında soru işaretleri oluşması kaçınılmazdır.

*

Siyasi partiler elbette kendi iç disiplinlerini korumak isteyebilir. Ayrılan isimleri eleştirebilir, kararlarını yanlış bulabilir. Bu, demokratik siyasetin doğal bir parçasıdır. Ancak eleştirilerin dayanağı kişilere göre değişmemelidir. Eğer ilke parti değiştirmeye karşı çıkmaksa, bu ilke herkes için aynı şekilde uygulanmalıdır. Eğer parti değiştirmek demokratik bir hak olarak görülüyorsa, bu hak yalnızca belli kişiler için değil, herkes için geçerli olmalıdır. Tam da bu noktada seçmenin beklentisi devreye giriyor. Vatandaş artık sadece söylenen sözlere değil, o sözlerin zaman içindeki tutarlılığına bakıyor. Çünkü güven, siyasi hayatın en önemli sermayesidir. Bir siyasetçi bugün savunduğunun tam tersini yarın savunabilir; şartlar değişebilir, fikirler değişebilir. Ancak bu değişimin açık, tutarlı ve ikna edici şekilde anlatılması gerekir. Aksi hâlde toplumda “kişiye göre hukuk, kişiye göre siyaset” algısı oluşur.

*

Afyonkarahisar’da yaşanan süreç de tam olarak bu tartışmanın merkezinde yer aldı. Bir tarafta parti değişikliğini sert sözlerle eleştiren açıklamalar, diğer tarafta bugün yaşanan yeni siyasi geçişler… İki tablo yan yana konulduğunda, vatandaşın “Ölçü ne?” diye sorması son derece anlaşılır bir durumdur. Demokrasi, farklı siyasi tercihlere izin veren bir sistemdir. İnsanlar da siyasetçiler de zaman içinde fikir değiştirebilir, farklı partilerde siyaset yapmayı tercih edebilir. Bu durum tek başına demokrasiye aykırı değildir. Tartışılması gereken nokta, bu tercihlere gösterilen tepkinin herkese eşit uygulanıp uygulanmadığıdır. Toplum, siyasette sert söylemlerden çok tutarlı duruş görmek istiyor. Çünkü dün söylenen sözler unutulmuyor. Bugün yaşanan gelişmeler, geçmişte kullanılan ifadeleri yeniden gündeme getiriyor. Bu da siyasetçilerin yalnızca rakiplerini değil, kendi geçmiş açıklamalarını da hesaba katmalarını zorunlu kılıyor.

*

Mesele yalnızca Burcu Köksal’ın parti değiştirmesi ya da bugün başka isimlerin farklı siyasi tercihlerde bulunması değildir. Asıl mesele, ilkelerin kişilere göre değişip değişmediğidir. Eğer siyaset, aynı olaya farklı kişiler söz konusu olduğunda farklı tepkiler veriyorsa, eleştirilerin inandırıcılığı da zayıflar. Seçmen ise artık sadece ne söylendiğini değil, kime söylendiğini ve benzer durumlarda aynı ölçünün uygulanıp uygulanmadığını dikkatle takip ediyor. Siyasetin güven kazanabilmesi için en çok ihtiyaç duyduğu şey; tutarlılık, eşit ölçü ve ilkelere bağlılıktır. Çünkü kişiler değişebilir, partiler değişebilir, ittifaklar değişebilir. Ancak ilkeler de sürekli değişiyorsa, geriye seçmenin zihnindeki soru işaretlerinden başka pek bir şey kalmaz.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER