4000 yıl önce Anadolu’nun en eski, en parlak ve de en önemli krallıklarından biri olan Truva’yı güya bir kadın kaçırma nedeniyle başlayan savaş sonunda mertlikle ele geçiremeyen Yunanlılar, tahta at hilesiyle yakıp yıktılar. Tarihi bir gerçek olan bu savaş ve tahta öyküsü şöyledir.
Truva savaşı sürerken bilici Kalkhas’ın Truva’nın düşmesine neden olacak tahta bir atın yapım önerisi hemen kabul edildi ve atın yapımı için Epeos adındaki heykeltıraş görevlendirildi. Ertesi gün, yüzlerce Yunanlı asker İda (Kaz) Dağı’na çıkarak en büyük çam ağaçlarını kesmeye başladılar. Epeos bu büyük atın ilk önce ayaklarını yaptı. Sonra boynuna yeleler, gözlerine ışık saçan iki değerli taş ve ardına güzel bir kuyruk koydu. İçerideki askerlerin hava almaları için atın ağız ve kuyruk tarafına gizli biçimde hava delikleri koymayı ihmal etmedi. Tahta at tamamlanınca Odysseus, Menelaos, Antiklos başta olmak üzere pek çok Yunanlı savaşçı atın karnına doluştular. Kapının nasıl açılıp kapanacağını bilen usta Epeos ata en son girdi ve kapıyı içeriden kapadı. Öteki Yunanlılar karanlık çökünce kamp yerini ateşe verdikten sonra Agamemnon ve Nestor komutasında gemilerinin yelkenlerini açıp Tenedos (Bozcada) Adası’nın dik yamacının arkasına saklandılar.
Truvalılar o gece Yunan kampından alevlerin yükseldiğini görünce savaşın sona erdiğini, ordunun geri döndüğünü sanıp sevindiler. Ertesi sabah surlardan terk edilmiş kamp yerine baktılar, kimsecikleri görmeyince kapıları açıp sahile koştular ve dev atı görünce şaşkınlığa düştüler. Kimse bu atın ne olduğunu ve ne işe yaradığını önce anlayamadı. O ara atın bir bacağının yanına saklanmış olan casus Sinon’u buldular. Elleri arkada bağlı idi. Önce konuşmadı. Bunun üzerine ona türlü işkenceler yaptılar. Sonunda Sinon konuşmaya karar vererek Yunanlıların kendisini kurban edeceklerken kaçtığını söyledi. Sözlerini şöyle sürdürdü. “Yunanlılar savaştan bıkıp geri dönmeye karar verdiler. Kalkhas’ın önerisiyle tanrıça Athena için bu atı yaptılar. Athena’ya kurban olarak da beni seçtiler. Gece kaçtım ve saklandım. Yunanlılar bu dev atı bilerek burada bıraktılar. Bu kadar büyük bir atı içeriye sokamayacağınızı düşünüyorlar. Böylece Athena’nın öfkesini çekeceksiniz. Hele bir de bu atı yakıp yok etmeye filan kalkarsanız o zaman Athena gerçekten çok kızarmış. Ama bu atı içeriye sokarsanız Athena sizi eskisi gibi koruyacaktır.” Sinon böyle konuşunca Truvalılar ikiye bölündü. Bir kısmı atın denize atılıp içinin boş mu dolu mu olduğunun anlaşılmasını istedi. Bir kısmı hemen içeriye alınmasını istedi.
Truvalı rahiplerden Laokoon, Yunanlıların hileci olduğunu ve atın içeriye alınmasının büyük bir yıkım getireceğini söyleyip atın yakılması gerektiği konusunda direndiyse de denizden gelen iki yılan onu ve oğullarını boğdu. Kral Priamos, kentin Athena’nın korumasına gereksinimleri olduklarını belirterek atın içeri alınmasını buyurdu. Bunun üzerine güçlükle atın Truva’ya çekilmesine başlandı. Atı içeriye sokabilmek için surların ve kapı girişinin üst bölümünün bir kısmını yıktılar. On yıllık kuşatmanın sona ermesi yüzünden utku şarkıları söyleyerek atı sokaklardan geçirdiler ve kentin ortasındaki meydana çekerek bıraktılar. Kalenin tüm kapılarını kapayıp Athena’yı mutlu etmek için çelenklerle atı süslediler, kurbanlar kestiler, sunularda bulundular. Priamos’un bilici kızı Kassandra, büyük bir yıkımın yaklaştığını duyumsadı ve saçı başı darmadağınık halde ağlayarak gördüğü herkese uyarılarda bulunduysa da hiç kimse ona inanmadı. Helena’nın getirilişindeki gibi her türlü girişiminin sonuçsuz kaldığını görünce, ağlayarak odasına gitti.
Kent halkı gece geç saatlere değin sarhoş olup eğlendiler. Daha sonra bir sessizlik çöktü, herkes uykuya çekildi. Paris’in kaçırdığı Helena ise uyuyamadı atın bulunduğu yere geldi. Attan kuşkulandığı için Yunan şeflerinin eşlerinin seslerini taklit ederek seslenmeye başladı. Menelaos onun yani karısının sesini duyunca çok etkilendi ve kendini zor tuttu. Odysseus, karısı Penelope’nin sesini duyunca onu anımsayıp gözleri yaşardı. Antiklos ise eşi sandığı Helena’ya yanıt vermek istediğinde Odysseus bunu hemen fark edip onun ağzını kapadı ama ağzını o kadar kuvvetli sıktı ki zavallı soluksuz kalarak can verdi. Yoksa az kalsın yakalanacaklardı. Helena, biraz daha atın çevresinde dolaştıktan sonra saraya döndü. Yaralı Sinon ise acılar içerisinde geç saatlerde atın yanına geldi ve işareti verdi. Epeos kapıyı açtı, merdiveni aşağı sarkıttı. Hepsi ses çıkarmadan birer birer aşağı inip uyuyan nöbetçileri öldürerek kapıları sonuna kadar açtılar. Sinon bu kez surların tepesine çıkarak bir ateş yaktı. Bu işaret her şey yolunda kapılar açıldı anlamına geliyordu. Bozcada’daki gözcü sevinçle haberi Agamemnon’a verdi. Tüm ordu büyük bir hızla Truva’ya doğru harekete geçtiler. Ve sonunda Truva yakılıp yıkıldı, yağmalandı, Priamos öldürüldü. On yıl süren savaş böylece tahta at hilesiyle kalleşçe bitti.
Truva’nın başına gelenler sonraki zamanlarda da hep konuşulmuş, yazına ve sanata konu olmuştur. Günümüzden 2500 yıl önce yapılan vazo resimlerinde ve heykeltraşide Truva savaşı ve kahramanları işlenmiştir. Bizanslı Agatias (MS 536-582) “Truva’nın Ölümü” adlı şiirinde şöyle der:
Kentler kenti,
Mağrur surların nerede?
Nerde hazinelerle dolup taşan tapınakların?
Kurban taşları üstünde
Kesilen kutsal öküz başları nerde?
Billur kaseler, sırmalı giysiler nerde?
Tanrıçanın güzel yüzü nerde?
Hepsi yıkıldı, gitti:
Hepsi savaşın ve çağın kurbanı.
Kara baht, yıktı mutlu kederi…
Hınzır hasedin uykusu bu.
Ama Truva’nın ulu adı, Truva’nın haşmeti
Seyredecek bütün bunların ölümünü.
Anadolu tarihinde önemli bir yeri olan Truva ile ilgili olarak Atatürk’ün Dumlupınar Savaşı’ndan sonra, “Dumlupınar’da Yunanlılardan Hektor’un ve Truvalıların öcünü aldık.” dediği söylenir. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u alınca “Allah Truva Kenti’nin ve halkının öcünü almayı bana kısmet etti. Onların düşmanlarını yendim. Yaşadıkları kenti yerle bir ettim. Bu kenti yıkanlar Yunanlılardı. Bu kadar yıl sonra gururlarının bedelini bana ve Asya halklarına ödediler.” demiştir.
Truva’nın hile ele geçirilmesi yüzyıllar boyunca unutulmamış, “Truva Atı” bir deyim olarak günümüze değin gelmiştir. Truva Savaşı’nda yiğitçe çarpışan prens Hektor Anadolu’nun ilk kahramanlarından biri sayılmıştır. Sonunda Truvalılar kahramanlığın, onurun, sevginin, varsıllığın ve görkemin; Yunanlılar ise kalleşliğin sembolü olarak tarihte yerlerini almışlardır.
































YORUMLAR