Ana Sayfa Arama Video
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Ahmet Semih Tulay
Ahmet Semih Tulay

TRUVA SAVAŞI

Geçen haftaki yazımda dünyanın ilk güzellik yarışmasını anlatmış, bilicilerin doğumunun büyük bir yıkıma neden olacağını bildirdikleri Truva prensi Paris’in hakemliğinden ve tanrıça Afrodit’in kendisini birinci seçtiği için ona dünyanın en güzel kadının aşkını verdiğinden söz etmiştim. Ancak bu aşk büyük bir savaş nedeni olmuş sonunda kuzey-batı Anadolu’da bir yıldız gibi parlayan görkemli Truva krallığı tahta at hilesiyle yakılıp yıkılmıştır.

Paris, güzellik yarışmasını ve yaptığı yarışma hakemliğini unutmuş, İda (Kazdağı) Dağı’nda çobanlığına devam etmektedir. Bir gün Truva kralı Priamos’un adamları Paris’in sürüsündeki en güzel boğayı küçük yaşta öldüğünü sandıkları Paris’in anısına yapılacak törenlerdeki yarışmalar için satın alırlar. Paris, çok sevdiği boğasını geri almak için yapılan yarışmalara katılır ve hepsini kazanır. Bunu içine sindiremeyen Paris’in erkek kardeşlerinden biri çekememezliğinden ötürü onu öldürmek isteyince Paris canını kurtarmak için tapınağa sığınır. Orada hiç tanımadığı kız kardeşi Kassandra rahibedir. Bilicilik yeteneği olan kız onu hemen tanır. Sonunda Paris’in gerçek kimliği ortaya çıkar ve baba ocağı saraya döner. Artık Paris için çobanlık günleri bitmiş saraylı günleri başlamıştır.

Günün birinde babası ile konuşurlarken Priamos, kız kardeşi Hesione’yi çok özlediğini ve onun mutlu olup olmadığını merak ettiğini söyler. Çünkü yıllar önce Herakles Truva’ya saldırdığında Hesione’yi eş olarak yakın arkadaşı Telamon’a vermiş, Telamon da Hesione’yi alıp antik çağın ünlü askeri şehir devleti ve günümüzde Yunanistan’da Mora Yarımadası’ndaki Lakonya bölgesinde yer alan Sparta’ya götürmüştü. Priamos yıllarca Hesione’yi geri almak için Sparta’ya elçiler göndermiş ama başarılı olamamıştı. Paris, babasının bu özlemini gidermek için ne yapacağını düşünürken yarışmada birincilik ödülünü verdiği tanrıça Afrodit ona yardım edebileceğini kulağına fısıldar. Bunun üzerine Paris babasına eğer kendisine bir donanma verirse halası Hesione’yi güzellikle ya da zorla alıp getirebileceğini söyler. Priamos, Paris’in çıkacağı bu seferle ilgili olarak bilicilere danışır. Oğlu bilici Helienos, eğer Paris dönüşünde bir kadın getirirse, bunun Truva’nın sonu olacağını söyler. Kızı Kassandra’nın da aynı şeyleri söylemesi akılları karıştırır. Ne var ki Priamos, Hesione’yi ancak Paris’in getirebileceğine inandığından Kaz Dağı’nın en sağlam ağaçlarından tekneler yaptırıp halkının ve bilicilerin tüm karşı koymalarına karşın Paris’in emrine verir.

Paris’in yönetiminde denize açılan tekneler Yunanistan’ın en güneyinde bulunan Kythera Adası’na doğru yola çıkıp bu adaya varırlar. Paris’in planına göre donanma burada kalacak, kendisi Sparta’ya gidip Hesione’yi isteyecek, eğer vermezlerse adaya geri dönüp bu sefer tüm güçleriyle Sparta’ya saldıracaklardır. Kythera halkı adalarına gelen bu gösterişli donanmayı ve başındaki yakışıklı Paris’i hemen bir süreliğine kocasının sorumluluklarını üstlenen Helena’ya bildirirler. Kraliçe adadaki donanmadan çok donanmanın başındaki yakışıklılığı övülen Anadolulu prensi merak etmektedir. Sonunda bu merakını gidermenin yolunu bulur. Artemis tapınağına sunuda bulunmak bahanesiyle Kythera Adası’na gelir. Bu sırada Paris de tapınaktadır ve Helena, tapınağa girdiğinde Paris çıkmak üzeredir. Paris, olağanüstü güzellikteki Helena’yı görünce onu bir tanrıça sanır. Kim bu kadın diye düşünürken Afrodit bu kadının kendisine sözünü verdiği kadın olduğunu söyler. Paris kendisine verilecek dünyanın en güzel kadınının bekar bir kız olacağını düşünmüştür ama kendisine verilen Menelaos’un karısı Helena’dır. Helena güzelliği ile dillere destan bir kadındır. Helena da Paris’ten etkilenir ama kutsal bir yerde bir tapınakta bulunduklarından aralarında bakışmaktan öte bir şey olmaz.

Helena, merakını gidermiş olarak Sparta’ya geri dönerken Paris’in güzel yüzü aklından hiç çıkmaz. Paris de Helena’nın güzelliğinden etkilenmiş, sürekli onu düşünmeye başlamıştır. Bu karşılaşmanın hemen ardından Paris donanmasını Kythera Adası’nda bırakarak, halasını almak amacıyla Sparta’ya doğru yola çıkar. Paris, karaya çıkınca ilk iş olarak Eurotas ırmağında yıkanır, temiz ve en şık elbiselerini giyer. Afrodit onu kendi elleriyle süsleyip güzel kokular sürer. Paris, sarayda Helena tarafından büyük bir konukseverlikle karşılanır. Paris, halasını almak için geldiğini söyler. Helena ise bu kararı ancak kral Menelaos’un verebileceğini onu kocası gelinceye değin konuk edeceğini söyler. Öte yandan Helena, Paris’in halasını almak amacıyla da olsa böyle aniden ortaya çıkmasına hem şaşırmış hem de sevinmiştir. Helena, Paris’in güzel sözcüklerle süslü konuşmalarından, ses tonunun güzelliğinden ve bakışlarından sahipsiz kalbini Paris’e kaptırıverir. Menelaos bir süre sonra geri döner. Kral, Paris’e çok sıcak davranır ve ona sarayında istediği kadar kalabileceğini söyler. Hesione konusu aklından iyice çıkmış olan Paris, saraydan bir türlü ayrılamaz, bir yolunu bulup tekrar Helena ile yeniden yalnız kalmayı umar. İşte tam o sıra beklediği fırsat çıkıverir. O günlerde Menelaos’un Girit’te yaşayan büyükbabası ölür. Menelaos cenaze törenine gitmek zorunda olduğunu söyleyerek Sparta’dan ayrılır. Ayrılırken de karısına tüm konukları en iyi biçimde ağırlamasını söyler. Paris ve Helena’ya gün doğmuştur artık. Menelaos’un yokluğunda rahatça birlikte olurlar. Paris bir ara Helena’ya Afrodit’in verdiği sözü ve yaptığı hakemliği anlatarak birbirlerine yazılmış olduklarını söyler ve birlikte Truva’ya gitmelerini önerir. Paris’in güzel sözleri, ilgisi ve armağanları da genç kadını iyice etkilemiştir. Sonunda Helena içinde bir korku olsa da onunla gitmeyi kabul eder. Aslında Paris, kendisiyle birlikte gelen silahlı adamlarını da ganimet sözüyle kandırıp, Helena’yı kaçırmayı çoktan planlamıştı. Helena’ya güzellikle kaçmayı kabul ettirince adamlarına verdiği söz yüzünden Menelaos’un hazinesini yağmalamalarına göz yummak zorunda kalır. Sonra hep birlikte taşıyabilecekleri ne kadar değerli eşya varsa hepsini toplayıp Helena’yı da yanlarına alarak Kythera’da bekleyen donanmalarına dönerler.

MenelaosSparta’ya geri döndüğünde sarayda ne Paris’i ne de karısı Helena’yı bulamaz. Olanları dinleyip anlayınca doğruca ağabeyi Agamemnon’un bulunduğu Miken’e gitmek üzere yelken açar. Agamemnon hem kardeşinin öfkesini dindirmek hem de öteden beri zenginliğini duyduğu Truva’yı yağlamak için çıkan bu fırsatı hemen değerlendirir. Oradan elde edilecek ganimetin büyüklüğünü düşünerek kardeşine savaş sözü verir. Derhal büyük bir savaş için gereken askerlerin ve yandaşların toplanmasına başlanılır. Bu arada bizim mutlu aşıklar Çanakkale boğazına yaklaşıp Truva Kenti’ne doğru gelirlerken surların üzerinde onları ilk kez Prenses Kassandra görür. Kassandra, Yunanistan’dan kaçırılan bu kadının kendi yurtlarına getireceği yıkımı hissedince ağlamaya ve saçını başını yolarak babası kral Priamos’a gelen kadını kabul etmemesi için yalvarmaya başlar. Priamos ise olayı soğukkanlılıkla karşılar. Hem tanrıların elleriyle yaptıkları sağlam surlarına hem de askerlerine çok güvendiğinden ileride olabilecek bir çatışmayı göze alarak Truva’nın ve sarayının kapılarını oğluna ve güzelliğiyle dillere destan yeni gelinine açar. Paris, babasına kız kardeşi Hesione’yi değil ama ona bir gelin getirmiştir.

Bu olay on yıl süren büyük bir savaşın nedeni olur. Yunanlılar büyük bir ordu ile Truva’ya saldırırlar ve savaş başlar. Bozgunculuk tanrıçasının saçtığı kötülük tohumları yeşermiş, tarihin en kanlı savaşları başlamıştır artık. Paris, bu savaşta zehirli bir okla kasığından vurulup yaralı olarak İda Dağı’na gidip acılar içinde orada ölür. Bir kadın uğruna başlayan savaş, bir krallığın sonu olur. Bu öykü Anadolu’nun gerçek ile mitolojinin birbirine karıştığı en güzel öykülerinden biri ve İzmirli ozan Homeros’a ünlü İlyada ve Odysseia destanlarında esin kaynağı olmuştur.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER