Muhatabına Ulaşamayan Mektup – II
Bir Mektuba Emanet Edilen Veda
Dünkü yazımda, ölümün insanın hayatındaki bütün dengeleri nasıl değiştirdiğinden ve Mustafa Abimle açık kalp ameliyatına girmeden önce yaptığımız son görüşmeden söz etmiştim. Bugün ise ameliyatın ardından başlayan umutla korku arasındaki bekleyişi ve kendisine hiçbir zaman ulaştıramadığım mektubun hikâyesini paylaşmak istiyorum.
Ertesi gün, uzun süren ameliyatın ardından yoğun bakıma alındığında kardeşi Ramazan beni aradı. Ameliyatın zor geçtiğini, ameliyat sırasında kalp krizi ve felç geçirdiğini söyledi. Birkaç gün sonra uyandırılmıştı; fakat konuşma, beslenme ve nefes alma güçlüğü çekiyordu. Uzun bir fizik tedaviden sonra yeniden yürüyebilme ihtimalinden söz ediliyordu. Nefes alabilmesi için soluk borusuna cerrahi bir delik açılmış, beslenmesi damar yoluyla sağlanmaya başlanmıştı. Umudumuzu canlı tutmaya çalışıyorduk ama eski sağlıklı günlerine dönemeyeceği kaygısı da içimize yerleşmişti.
Ramazan bir konuşmamızda, “Hüseyin, bir daha eski hâline dönmesi çok zor. Yaşayacak ama yarı felçli olarak yaşayacak,” dedi.
“Yaşayacak” kelimesine tutundum. Nasıl yaşayacağını düşünmeden, yalnızca yaşayacak olmasına sığındım. İnsan, sevdiğini kaybetme korkusuyla karşılaşınca ihtimallerin en küçüğünü bile kocaman bir ümide dönüştürebiliyor.
Birkaç gün sonra daha iyi bakım yapılabilmesi için başka bir hastaneye nakledildi. Ramazan, hastanede çekilmiş bir fotoğrafını gönderdi. Keşke o fotoğrafı hiç görmeseydim. O görüntü zihnime mıh gibi saplandı. Oysa ben onu bana “oğlum” diye seslenirken; gülerken, konuşurken, nasihat ederken ve kendine has tavırlarıyla hayatın içinde dimdik dururken hatırlamak istiyordum.
Yaklaşık on beş gün sonra biricik kızı Esma’yı aradım. “Abim, babamın durumu daha da kötüye gidiyor. Sıvı da olsa herhangi bir besini kabul etmemeye başladı,” dedi. Ardından doktorların, “On ya da on beş gün sonra babanızı Almanya’dan ülkenize götürmeyi düşünmelisiniz,” dediklerini aktardı.
Beynimden vurulmuşa döndüm. Birkaç saniye sonra, “Esma, Allah’tan ümit kesilmez. Dua edelim. Sana ve oradakilere sabır diliyorum,” diyebildim.
Telefonu kapattığımda artık eski ben değildim. Yapacağım ve yapmayı planladığım her şeye yabancılaşmıştım. Kızımın yanına gidip derdimi anlattım. Akşam eve döndüğümde kızım, oğlum ve damadım geldiler. Çay içtik; fakat ne onlarla oturabiliyor ne de odama çekilebiliyordum. İçimdeki sıkıntı beni rahat bırakmıyordu.
Anlatmak acımı hafifletti mi? Sanmıyorum. Belki paylaşmak beni bir anlığına rahatlattı; belki de içimde büyüyen tarifsiz acıyı yalnızca kısa bir süreliğine öteledi. Kâh balkona çıkıyor, kâh yanlarına dönüyor, kâh mutfağa geçiyordum. İnsan bazen çaresizliğiyle aynı odada oturamaz; fakat ondan uzaklaşabileceği başka bir yer de bulamaz.
Gece uyumayı denedim. Kâbuslarla tekrar tekrar uyandım. Roman okumaya çalıştım; hiçbir kelime zihnimde yer etmiyordu. Sonunda yataktan kalkıp masaya oturdum ve sana bir mektup yazmaya başladım.
Okuma imkânının olmayacağını biliyordum ama yine de yazıyordum. Belki söylediklerimi hissettiğine inanmak, belki de umudu yarına taşıyabilmek için… Sen ki çocukluğumun hamisi, gençliğimin abisi ve olgunluk günlerimin hafızama kazınmış darbımeseliydin. Bir daha göremeyecek olsam da benimle yaşayacaktın.
Ertesi gün vefat haberini aldım.
İnsan, gelmesinden korktuğu haber gerçekten geldiğinde ne yapacağını bilemiyor. İçinde büyüttüğü bütün ihtimaller, dualar ve küçük umutlar bir anda susuveriyor. Birkaç gün sonra seni defnettik. Yalnızca sana ulaşamayan mektubum değil, birlikte gezeceğimiz yerler ve birbirimize anlatacağımız şeyler de yarım kaldı.
Şimdi aradan bir yıl geçti, Mustafa Abim. Zamanın acıları hafiflettiğini söylerler. Bazı yokluklar ise küçülmüyor; insan yalnızca onlarla yaşamayı öğreniyor. Sen bazen bir fotoğrafta, bazen bir telefon konuşmasında, bazen de ansızın hatırlanan “Hadi oğlum, görüşürüz,” cümlesinde yeniden karşıma çıkıyorsun.
Sen benim için yalnızca kaybettiğim bir yakınım değildin; çocukluğumun koruyucusu, gençliğimin abisi, hayatımın bir parçası ve geçmişimi bilen canlı bir şahittin. Senin gidişinle birlikte çocukluğumun bir köşesi de sessizliğe gömüldü. Fakat hatıraların, o sessizliğin içinde konuşmaya devam ediyor.
Bir yıl önce muhatabına ulaşamayan bu mektup belki bugün de sana ulaşmayacak. Fakat sevgiyle söylenen hiçbir söz bütünüyle kaybolmaz. Bazı mektuplar gözlerle okunmaz; hatıralarda, dualarda ve geride kalanların kalplerinde yaşamaya devam eder.
Seni vefatının birinci yılında rahmetle, özlemle ve hiç eksilmeyen bir kardeş sevgisiyle anıyorum. Mekânın cennet, ruhun şad olsun, Mustafa Abim.
Dayının oğlu, küçük kardeşin Hüseyin
































YORUMLAR