24 Aralık 1995 genel seçimlerinden birinci parti olarak çıkan Refah Partisi, Anavatan Partisi ile Doğru Yol Partisi arasında kurulan kısa ömürlü ANAYOL Hükümeti’nin dağılmasının ardından, Tansu Çiller liderliğindeki Doğru Yol Partisi ile koalisyon kurdu. Necmettin Erbakan’ın başbakan, Tansu Çiller’in başbakan yardımcısı ve dışişleri bakanı olduğu 54. Hükümet, kamuoyunda
“Refahyol Hükümeti” adıyla anıldı. Hükümet 28 Haziran 1996’da kuruldu ve 8 Temmuz’da TBMM’den güvenoyu aldı. Koalisyon protokolüne göre başbakanlık eşit sürelerle ve dönüşümlü olarak
yürütülecek; ilk dönemin ardından görevi Erbakan’dan Çiller devralacaktı. Ancak Refahyol’un ömrü yaklaşık bir yıl sürdü. 28 Şubat 1997 günü yapılan Millî Güvenlik Kurulu toplantısı, daha sonra
“28 Şubat süreci” ve “postmodern darbe” olarak adlandırılacak askerî-bürokratik müdahalenin en önemli aşamalarından biriydi. Toplantının ardından hükümet üzerindeki askerî, bürokratik, yargısal, siyasi ve medyatik baskı giderek arttı. Erbakan ise yaklaşık dört ay sonra, 18 Haziran 1997’de istifa etti; 54. Hükümet, yeni hükümetin 30 Haziran’da kurulmasıyla sona erdi. Dolayısıyla söz konusu olan, bir günde gerçekleşen klasik bir askerî darbeden çok, seçilmiş hükümeti istifaya zorlayan ve zamana yayılan bir müdahale süreciydi. Erbakan istifa ederken hükümeti kurma görevinin Tansu Çiller’e verilmesini bekliyordu. RP, DYP ve BBP yöneticileri, Çiller’in başbakanlığında kurulacak hükümeti destekleyeceklerini gösteren 278 imzalı listeyi Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e sundular. Buna rağmen Demirel, görevi Çiller’e değil, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz’a verdi. Ancak Görevin Çiller’e verilmesi, koalisyon protokolünün ve Cumhurbaşkanına sunulan Meclis çoğunluğunun siyasi ve demokratik gereği olarak savunulabilirdi; fakat koalisyon protokolü Cumhurbaşkanını hukuken bağlayan bir anayasa hükmü değildi. O tarihte yürürlükte bulunan Anayasa’nın 109. maddesi, başbakanın TBMM üyeleri arasından Cumhurbaşkanı tarafından atanmasını öngörüyordu. Bu nedenle Demirel’in tercihi siyasi ve demokratik meşruiyet bakımından ciddi biçimde tartışılabilir olsa da Cumhurbaşkanının anayasal açıdan kendiliğinden Çiller’i görevlendirme zorunluluğu bulunduğu söylenemez. Ardından Mesut Yılmaz’ın başbakanlığında ANAP, DSP ve Demokrat Türkiye Partisinden oluşan ANASOL-D Hükümeti kuruldu; CHP de hükümete dışarıdan destek verdi. Demokrat Türkiye Partisi, kimi anlatılarda ileri sürüldüğü gibi Refahyol’un düşmesinden sonra kurulmuş değildi; Hüsamettin Cindoruk liderliğinde 7 Ocak 1997’de kurulmuştu. Bununla birlikte Mayıs ve Haziran 1997’de DYP’den ayrılan bazı milletvekillerinin DTP’ye ve ANAP’a katılması, yeni hükümetin Meclis aritmetiğinin oluşmasına katkıda bulundu.
Ekonomik Rahatlamanın Gerçek Payı
Refahyol Hükümeti’nin en çok hatırlanan ekonomik uygulaması, kamuoyunda “havuz sistemi” olarak bilinen Kamu Ortak Hesabı’dır. Bu sistemle nakit fazlası bulunan kamu kurumlarının kaynaklarının ortak bir hesapta toplanması ve finansmana ihtiyaç duyan kamu kuruluşlarının yüksek faizle özel bankalardan borçlanmasının azaltılması amaçlandı. Uygulama yalnızca KİT’leri değil, çeşitli kamu kurumlarını ve kamu bankalarını da ilgilendiriyordu. Bu sebeple sistemi “KİT’lerin havuzu” diye sınırlandırmak yerine, “kamu kaynaklarının ortak bir havuzda yönetilmesi” olarak tanımlamak daha doğrudur. Kamu nakdinin tek merkezden yönetilmesi, kendi başına anlamsız veya zorunlu olarak başarısız bir fikir değildir. Bir kamu kurumunun parası düşük
getiriyle atıl beklerken başka bir kamu kuruluşunun yüksek faizle borçlanmasını önlemek; şeffaflık, hesap verebilirlik ve etkin denetim şartıyla rasyonel bir nakit yönetimi yöntemidir. Nitekim 1996 içinde iç borçlanma faizlerinde bir süre gerileme, vadelerde ise uzama yaşandı. Bununla birlikte bu gelişme, kamunun toplam finansman sorununun çözüldüğü anlamına gelmedi; faiz giderleri ile borçlanma ihtiyacı yüksek kalmayı sürdürdü.
Hükümet, ücret ve aylıklarda da dikkat çekici artışlar yaptı. Temmuz 1996’da memur maaşları ile Emekli Sandığı aylıkları yaklaşık yüzde 50 artırıldı. Bağ-Kur emeklilerine yapılan artışlar gelir basamaklarına göre farklılaştı ve bazı gruplarda çok daha yüksek oranlara ulaştı. 1 Ağustos 1996’dan itibaren brüt asgari ücretteki nominal artış yaklaşık yüzde 101 oldu. Askerî personelin hizmet ve makam tazminatlarında da rütbelere göre değişen yüksek artışlar yapıldı. Farklı tarihlerde, farklı kesimlere ve farklı oranlarda yapılan bu düzenlemelerin tamamını tek bir “yüzde yüz maaş zammı” cümlesiyle anlatmak yanıltıcıdır.
Bununla birlikte bu artışların bazı toplum kesimlerinde gerçek bir rahatlama meydana getirdiğini inkâr etmek de doğru değildir. Memurlar, emekliler, kamu işçileri ve asgari ücretliler, yüksek enflasyona rağmen kısa süreli de olsa satın alma güçlerinde iyileşme hissettiler. Piyasaya giren gelir arttı, tüketim canlandı ve esnafın işleri hareketlendi. Refahyol dönemine ilişkin olumlu toplumsal hafızanın maddi temeli büyük ölçüde bu tecrübedir. İnsanlar istatistik tablolarından önce kendi maaşlarına, borçlarına ve gündelik alışverişlerine bakarlar; o günlerde hissedilen ferahlama da yıllar sonra güçlü bir siyasi hatıraya dönüşmüştür.
Not: Bu hafta başlayıp üç hafta sürecek olan yazı dizimde, 1996 yılında kurulan ve yaklaşık bir yıl iktidarda kalan, merhum Necmettin Erbakan’ın başbakanlığındaki Refahyol Hükûmeti’nin ekonomi politikalarını ele alacağım. Bu yazı dizisini kaleme almamın temel nedeni ise özellikle Saadet Partililerin hâlâ çeşitli platformlarda o dönemin ekonomi politikalarından “efsane” olarak söz etmeleridir.
































YORUMLAR