Afyonkarahisar’ın Frig dönemi arkeolojik değerlerinden en önemlilerinden biri Aslantaş mezar anıtıdır. Bir mücevher gerdanlığın taşları gibi yan yana dizilmiş üç anıttan biri olan Aslantaş anıtı, Ayazini yönünden Göynüş vadisine giderken görülen ilk anıttır. İhsaniye-Kayıhan Beldesi sınırları içinde yer alan Göynüş ya da öteki adıyla Köhnüş olarak adlandırılan vadideki Aslankayalar’ın batı ucunda, 11 metre yüksekliğinde, küp biçimindeki kaya kütlesinin kuzey-batı yüzüne oyularak yapılmıştır. Anıt bölgedeki Frig kaya mezar anıtlarının en güzeli ve en önemlisi olup, günümüze değin sağlam sayılabilecek bir durumda gelmiştir.
Bir kralın, çok önemli bir devlet adamının ya da bir komutanın mezarı olan ve MÖ 7. yüzyıla ya da MÖ 6. yy’ın ikinci yarısına tarihlenen Aslantaş mezar anıtı 19. yy başlarından itibaren gezgin, araştırmacı ve fotoğrafçıların dikkatini çekmiş, bunlar tarafından ziyaret edilmiş, çalışmalar yapılarak arkeoloji dünyasına tanıtılmıştır. 1884-87 yıllarında İngiliz tarihi coğrafya uzmanı, epigraf W. Mitchell Ramsay bu anıtın gravür ve çizimlerini yapmıştır. 1946-1958 yılları arasında yüzey araştırmaları yapan Hollandalı arkeolog Caroline H. Emilie Haspels, Göynüş Vadisi’ndeki öteki anıtlarla birlikte bu anıtta da çalışmalar yapmıştır.

Anıtın genel görünümü. Foto: John Henry Haynes, 1887
Aslantaş mezar anıtının ön cephesinde mezar odasının girişinin her iki yanında ayağa kalkmış, karşılıklı duran ve kükrer biçimde görkemli iki aslan yer almaktadır. Anıt adını bu aslanlardan almıştır. Aslanlar mitolojide Ana Tanrıça Kybele’nin kutsal hayvanı olmaları nedeniyle kimi mezar anıtlarına aslan figürleri konarak oradaki kişilere kutsal bir kimlik verildiği ve aslanların koruyuculuğu altında olduğu anlatılmaya çalışılmıştır. Bu anıttaki özellikle büyük aslan kabartmaları Frig yontuculuğunun en güzel ve etkili eserlerinden biri olarak kabul edilmektedir.
İki büyük aslanın arka ayakları hizasında başları cepheden izleyiciye dönük oturur durumda tanımlanmış birer yavru/küçük aslan daha yer almaktadır. Bunlardan birisi oldukça aşınmış durumdadır.
Büyük aslanların ortasında hayat ağacını andıran kütle ve bunun üstünde her iki yana uzanmış kanatlı güneş kursunun (?) kabartma olarak yapıldığı varsayılır. Ne yazık ki aşınma nedeniyle iki aslanın aralarındaki bu figür hakkında kesin bir şey söylemek çok zordur.
Aslanların arasında yer alan ve onların korumasında olan mezar odası yerden 5,40 metre yükseklikte olup, dıştan kareye yakın bir biçime sahiptir. Mezar odası, düz tavanlı, kare planlı 2,25 x 2,25 x 1,75 metre ölçülerindedir. Odanın zemini orijinal yapımında boş bırakılmıştır. Odanın sol tarafında niş içinde ölünün yatırılmasına yarayan kayaya oyulmuş bir sedir yer almaktadır. Geleneklere göre ölü bu sedire giyimli olarak yatırılır ve hayatta iken sevdiği ve kullandığı kimi eşyalar yanına konurdu.

Resim altına: Mezar oda planı. Kaynak: Haspels
Mezar odasına girişte sol tarafta bir haçın kazınmış olması bu mezar anıtının Bizans Dönemi’nde de kullanıldığını göstermektedir. Genel olarak kimi Frig kaya mezarlarının Roma ve Bizans dönemlerinde ya aynen ya da ufak değişiklikler yapılarak kullanıldığı bilinmektedir.
Tanrıça Kybele ve onun aslanlarının himayesinde olan anıt mezar aynı zamanda bir toplanma, tapınma ve dini tören yeri olarak kullanılmıştır. Bu nedenle mezar anıtının üst kısmı düzleştirilerek platform biçimine getirilmiştir.
Büyük bir olasılıkla Aslantaş’a defnedilen ve sonradan Frig geleneklerine göre tanrılaşan kişi için belli zamanlarda yapılan törenlerde üst bölümdeki platform ve sunu yeri kullanılıyordu. Anıtın alt bölümünde görülen oyuklar da günlük sunu yerleridir.
Aslantaş mezar anıtı Frig vadisindeki öteki kaya anıtları gibi doğa koşulları nedeniyle kuvvetli bir aşınma ile karşı karşıyadır. Özellikle anıtın bize göre sol bölümü ile sağ yan tarafında tahribat çoktur. Yağmur suları nedeniyle anıtın dip kısmında oyulmalar gözlemlenmiştir. Hepsinden önemlisi anıtın ortasında yukarıdan aşağıya değin inen büyük bir çatlaklık vardır. İvedi olarak anıtın hiç olmazsa yağışlardan korunmak üzere bir sundurma ile koruma altına alınması, diplerdeki oyukluğun doldurulması ve üzerindeki bitkilerin temizlenmesi gerekir. Bölgenin iklimsel koşulları ve olabilecek depremler nedeniyle anıtın ikiye ayrılma riski vardır. 2700 yıl öncesinden bize gelen bu eseri bizden sonraki kuşaklara sağlam olarak ulaştırmak görevimiz olmalıdır.































YORUMLAR