Ana Sayfa Arama Video
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Ahmet Semih Tulay
Ahmet Semih Tulay

ATATÜRK VE MU UYGARLIĞI

Uzun süre günümüz insanını Kıbrıs ile Suriye arasında olduğu varsayılan ‘Atlantis’ ve Pasifik Okyanusu’nda Asya ile Amerika kıtalarının arasında yer aldığı varsayılan ‘Mu’ adlı kayıp kıtalar meşgul etmiş, bu konuda birçok teori ileriye sürülmüş, kitaplar yazılıp filmler yapılmıştır. Özellikle Avustralya’nın iki katı büyüklüğünde olduğu söylenen Mu Kıtası’ndaki insanların günümüz uygarlığından pek çok alanda daha ileri aşamalara ulaştığı, halkın demokrasiyle yöneltildiği, güneş enerjisinden faydalanıldığı, tek tanrılı bir dinleri olduğu ve çok gelişmiş bir dil kullandıkları söylenir.

Mu Kıtası’nın deprem ve volkanik patlamalarla ve okyanustan gelerek karayı kaplayan büyük dalgalarla yok olduğu kabul edilir. Söylencelere göre; günümüzde bu bölgede yer alan Hawaii, Haiti, Paskalya adaları ile diğer Polonezya adaları bu kıtadan arta kalanlardır.

Tüm bunlara karşın günümüzde bilim dünyasında Mu Kıtası’nın varlığının fiziksel olarak mümkün olmadığı ve Mu ile ilgili iddiaların herhangi bir bilimsel dayanağı yokluğu yönündedir. Bir kıtayı yok edebilecek bir jeolojik gücün varlığına dair mantıklı bir açıklama bulunamamıştır. Ayrıca yok olmuş herhangi bir kıtanın devasa kaya kütlelerinin okyanus tabanında olması gerekirken, okyanusların dibinde buna dair hiçbir iz bulunmamaktadır. Ancak elimizdeki kimi kanıtlar Mu uygarlığının varlığını işaret eder durumdadır.

Örneğin, 1-Amerikalı jeolog William Niven tarafından 1921-1923 yılları arasında Meksika’da bulunan ve sayısı 2600’ü bulan tabletler. Bu tabletler bugün Meksiko Müzesinde bulunmaktadır. 2-Manuscrit Troano: 1500 yıl önce yazıldığı sanılan bu el yazması Yukatan’da bulunmuş eski bir maya kitabıdır. Bugün British Museum’dadır. 3-Codeks Cortesianus: Troano el yazmasıyla aynı yaşta olan bir Maya kitabıdır. Bugün Madrit’te Ulusal Müze’de bulunmaktadır. 4-Tartışmalı Lhassa Belgesi: Arkeolog Paul Schliemann tarafından Tibet’te bir Budist tapınağında bulunmuştur. 5-Uksmal Tapınağı Yazıtları: Yukatan’daki bu yapının batan Mu Kıtası’nın anısına inşa edilmiş olduğu, yine bu tapınak yazıtlarından öğrenilmiştir. Churchward, eldeki verilere göre tapınağın 11.500-12.000 yıl önce inşa edilmiş olması gerektiğini söyler. 6-Ksochicalo Piramiti Yazıtları: Piramit Meksiko kentinin 60 mil güneybatısında bulunmaktadır.

Mu Kıtası ve uygarlığı ilk kez İngiliz-Amerikalı yazar ve gezgin Augustus Le Plongeon (1825-1908) tarafından araştırılmıştır. Ona göre Mu, Büyük Okyanus’ta yer alan ve 14 bin yıl önce batarak yok olan bir kıtadır. Le Plongeon, Kıtada Antik Mısır ve Mezoamerika toplumlarının atalarının yaşadığını iddia etmiştir.

Mu’yu, Pasifik Okyanusu’nda kayıp bir kıta olarak tanıtan ve bu konuda en kapsamlı çalışmalar yapan kişi İngiliz Albay James Churchward’dır (1851-1936).  ‘Kayıp Kıta Mu’nun Çocukları’,  ‘Kayıp Kıta Mu İnsanın Anavatanı’, ‘Mexico City yakınlarındaki Santiago Ahuizoctla’da William Niven tarafından bulunan Taş tabletlerin kopyaları’, ‘Mu’nun Kutsal Sembolleri’ ve ‘Mu’nun Kozmik Güçleri’ gibi bir dizi kitap yayımlayan J. Churchward Hindistan’da İngiliz ordusunda görev yaparken Batı Tibet’te konuk olduğu bir tapınakta üst düzey bir tapınak rahibi ona uzun zamandır kullanılmayan ve Hindistan’da sadece iki kişinin okuyabildiği Naga-Maya dilinde yazılmış eski kil tabletleri göstermiştir. ‘Naacal Tabletleri’ adı verilen bu tabletleri okuyan Churchward, bu tabletlerde ilk insanın ortaya çıktığı yer olan Mu’dan söz edildiğini ileri sürdü. Tabletlere göre Mu Kıtası’nın kuzeyden güneye 5000, doğudan batıya 3000 km’lik bir alanı vardı. Churchward, 50.000 ile 12.000 yıl önce Mu’da günümüzdeki toplumlardan pek çok alanda üstün bir toplum olduğuna dair iddialarda bulunarak yaklaşık 12.000 yıl önce yok oluşu sırasında Mu Kıtası’nın 64.000.000 kişilik bir nüfusa, birçok büyük kente ve öteki kıtalarda kolonilere sahip olduğunu ileri sürer. Ona göre kıtanın çevresinde Endonezya, Polinezya, Quan Fernandez ve Paskalya vs. gibi takımadaları vardır.

Ayrıca Mısır, Hint, Maya-Aztek gibi yerleşimlerin, Mu’nun kolonisi olduğunu ileri sürer. Churchward Mu’nun bir dizi deprem ve volkanik patlamadan sonrasında bir gecede tamamen yok olduğu bilgisini vermektedir. Churchward Mu alfabesi ile ilgili çok yararlı bilgiler de vermiştir. Bu bilgilere göre Mu alfabesi genellikle sembollere dayanan bir alfabedir. Örneğin ortasında nokta olan bir daire, Mu alfabesindeki ilk harftir ve Tanrı’yı simgeler. Güneşi Tanrı’nın bir simgesi olarak görmüşlerdir, o yüzden yöneticilerine ‘Ramu’ derlerdi. ‘Ra’ güneşi, ‘Mu’ ise kıtayı temsil ediyordu. Ayrıca J. Churchward önemli bir husus olarak Uygurlarda karşılaştığı sembollerin Mu sembolleriyle aynı olduğunu söylemiştir.

Şimdi gelelim Atatürk’ün Mu uygarlığına olan ilgisine. Atatürk’ün en büyük hayallerinden biri Türklerin kökenini ortaya çıkartmaktı. Bu nedenle 1930 yılında Türk Tarih Kurumu’nu kurmuştur. Atatürk ‘Türklerin Kökeni’ konusuna el atmış ve çok ciddi bulgulara ulaşmıştır. Atatürk’ün 1930’lu yıllarda öne sürdüğü Türk Tarih Tezi’ özetle şöyledir:

1-Dünyanın en eski ulusu Türk ulusudur.

2-Türklerin bilinen ilk yurdu Orta Asya’dır.

3-Türkler Orta Asya’da ilk ileri uygarlıkları kurmuştur.

4-Orta Asya’dan çeşitli nedenlerle göç etmek zorunda kalan Türkler, gittikleri yerlere de uygarlıklarını götürmüşlerdir: Anadolu’ya gelen Türkler Hititleri, Frigleri, Lidyalıları; Mezopotamya’ya gidenler Sümerleri, Asurluları, Babilleri; Avrupa’ya gidenler de Etrüskleri kurmuşlardır. Ege’ye gelenler ise ‘Yunanlılardan çok daha önce’ Ege’de ileri uygarlıklar kurmuşlardır.

Atatürk’ün Türklerin kökeni konusunda yaptığı çalışmalarda dikkatini çeken Mu Kıtası’na ilgisi büyüktü. Türklerin Orta Asya’ya kayıp Mu Kıtası’ndan geldiklerini düşünüyordu.  1932 yılında Tahsin Mayatepek, Atatürk’ü ziyaret ederek bir ‘Mu’ kıtası araştırmacısı olarak tanınan İngiliz Albay James Churchward‘ın Hindistan da bulduğu tabletleri anlattı.

Atatürk, Churchward’ın  araştırmalarına dayanan 4 kitabını 60 kişilik bir heyete Türkçeye çevirtti. Kitaplar daktilo edilerek Atatürk’e sunuldu.  Atatürk metinleri büyük bir dikkatle okumuş, Mu Kıtası’nın insanlığın ana vatanı olduğunu, nüfusun 64 milyona çıktığını yazan bölümlerin altını çizmiş, Mu dili kökenli özel ad ve sıfatları öz Türkçe ile karşılaştırarak notlar almıştı.

Atatürk, Mu Kıtası ve Türk bağlantısını araştırmak üzere Tahsin Mayatepek’i Meksika’ya elçi olarak gönderdi. TBMM bütçe kayıtlarından da anlaşıldığı üzere kendisine yüklü miktarda ödenek vermişti. 1935-1937 yılları arasında Meksika’da elçi olarak çalışan Tahsin Bey’in esas görevi Maya dilinin öz Türkçe ile olan benzerliğini ve maya tabletlerini araştırmaktı. Yaptığı araştırmalarda Türkçe ile Maya dili arasındaki benzerlikleri gören Tahsin Bey şaşkına dönmüştü.  O sıralarda Meksika’da T. Mayatepek’e Amerikalı Arkeolog William Niven’in bulduğu tabletlerden söz ettiler. Maya dilinin kökeni bu tabletlerde idi. Çünkü tabletler Atatürk’ün kendisine söylediği gibi MÖ 200.000 ile MÖ 70.000 yılları arasında Pasifikte yer almış bir kıtadan söz ediyordu ve kıtanın adı da Mu idi.

Tahsin Bey, 1932-1938 yılları arasında tuttuğu yüzlerce notu Türk Tarih Kurumu’na 14 farklı rapor halinde yollamıştır. Tahsin Mayatepek, raporlarında Mu’ya ait kimi sembolleri açıklayarak dünyanın dört bir yanına dağılan uygarlıklar da anlatmıştı. Birinci Kol: Mu’da Maya namıyla çıkarak Asya’nın doğu kıyılarına ayak bastıktan sonra Uygur namı alan Mu çocukları teşkil etmektedir. İkinci Kol: Bu kolu teşkil eden Mu çocukları gemilerle ve Maya namıyla çıkarak Hindi Çini kıyılarına çıkmışlar ve ‘Burma’ kıtası istikametinden Hindistan’a girerek ‘Naga Maya’ namını alarak bu namla büyük bir imparatorluk kurmuşlardır. Bu devlet 200 bin sene devam ettikten sonra yok olmuştur. Bu insanların bir kısmı Hindistan’ın batısından gemilerle Basra körfezinin kuzeyinde Fırat Nehri deltasına girerek bu yerlere Akad ve daha kuzeye ilerleyerek bu yere de Sümer adını vermişler ve kendileri de bu namı almışlardır. Akadlarla Sümerlerin Orta Asya’dan değil, doğrudan doğruya 70 bin sene evvel Mu kıtasından çıkıp Hindi Çini, Burma, Hindistan yolu ile evvela Fırat deltasına ve müteakiben Mezopotamya arazisine yerleştikleri bilgilerini vermiştir.

 

1873 yılında Osman Hamdi Bey tarafından fotoğraflanan, Ankara yöresi çoban kepeneğindeki Tamga Mu Kıtası arması ile aynıdır.

3. Mayatepek’in Meksika’ya gittiği sıralarda Etnografya Müzesi’nden kimi görevliler de araştırma için onun yanına gönderilmiştir. Araştırma sonuçları, 3 ciltlik bir kitap haline getirilerek Atatürk’e sunuldu. Kitaplarda; Maya, Aztek ve İnka uygarlıklarının kullandığı eşyaların, Türklerin kullandığı eşyalara ne kadar çok benzediği, hatta davul ve kalkanlarında kullandıkları ay ve yıldızın Türk bayrağındaki ay ve yıldızdan hiçbir farkı olmadığı yazılıydı. Bu arada William Niven tarafından bulunan tabletlerden bir tanesi yüksek ücret karşılığında satın alınarak Atatürk’e gönderildi. Bu tablet günümüzde Atatürk’ün saklı mektuplarıyla birlikte muhafaza edilmektedir. Atatürk’e ulaştırılan cilt halindeki araştırma sonuçları ise 70’lere kadar Türk Dil Kurumu’nda bulunuyordu. Şu anda ise Anıtkabir kütüphanesinde iki cilt olarak 1301 ve 1302 numarasıyla halen ziyarete açıktır. 3.cilt ise kaybolmuştur. Ayrıca Chruchward’ın kitaplarından yapılan çeviriler de 4 cilt olarak aynı yerde saklanmaktadır. Tahsin Bey’in, Atatürk’e gönderdiği 700’ü aşkın fotoğraf da Anıtkabir fotoğraf arşivinde yer almaktadır.

Sonuç olarak; Atatürk’ün düşüncesine göre Mu Kıtası’nın batacağını anlayan Türk boyları oradan göç etmiş; bir bölümü Orta Asya’ya (Çin’de bulunan Türk Piramitleri buna kanıttır), bir bölümü Kuzey Amerika’ya (Kızılderililerin genleri ile Türklerin genlerinin çok büyük benzerlikler gösterdiği kanıtlanmıştır.) bir kısmı da Güney Amerika’ya (Maya, Aztek ve İnka uygarlıkları) gitmiştir. Buralarda kurdukları kolonilerle uygarlıklarını devam ettirmişlerdir. Ne yazık ki Atatürk’ün başlattığı ve önem verdiği ‘Türklerin Kökeni’ konusundaki çalışmalar ömrü yetmediği için yarıda kalmıştır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER