Ana Sayfa Arama Video
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Ahmet Semih Tulay
Ahmet Semih Tulay

AYÇİÇEĞİ

Özellikle yaz mevsimi sonuna doğru kara yolu yolculuklarında yol boyundaki tarlalarda yetişen ayçiçeklerini izlemeyi pek severim. Renk uyumları, biçimleri bana çok hoş gelir. Büyük boylu olmalarına karşın bir gül ya da bir karanfil kadar zarif ve güzeldirler. Onları gördüğümde klasik mitolojideki bir öyküyü anımsarım. Öyküye geçmeden önce bu bitki hakkında kısa bir bilgi vermek yararlı olacaktır.

Genel olarak “ayçiçeği, günebakan” olarak bilinen, derleme sözlüğünde “günebakan çiçeği, aydın çiçeği, çiğdem, devranber, devriamber, günaşık, güneaşık, günçiçeği, gündöndü, güntabak, günetapan, simişka, şakkalgan, şemşamer, vardıyan, aydede” gibi sözcüklerle adlandırılan ayçiçeği (Latince Helianthus annuus), papatyagiller (Asteraceae) familyasının bir üyesi olup, Helianthus türünden tek yıllık bir bitkidir. Helianthus annuus güneşle ilgili bir adlandırmadır. Grekçe’de güneş anlamına gelen “helios” ve çiçek anlamına gelen “anthos” sözcüklerinden oluşur ve bu adlandırma Klasik mitolojideki güneş tanrısı Helios/Apollon ile ilişkilendirilir. Bitkinin çiçeğinin gündüzleri güneşe yönelmesi nedeniyle öteki dillerde güneş çiçeği anlamında sözcükler kullanılırken genel olarak Türkçe’de ayçiçeği olarak adlandırılır.

Ayçiçeklerinin çiçek kısımları gün içinde Güneş’i izleyerek doğudan batıya doğru hareket eder. Geceleri ise tersi yönde hareket ederek sabahki konumlarına geri dönerler. Bu günlük hareket, gelişme dönemindeki ayçiçeği tomurcuklarında görülür ve çiçekler gelişimlerini tamamladığında durur.

Ayçiçeğinde matematiksel bir düzen vardır. Tohumlarının dizilme biçimi, ünlü Fibonacci sayı dizisine dayanan spiral bir örüntüyü izler: 1, 1, 2, 3, 5, 8, 13… Her sayı, bir önceki iki sayının toplamıdır. Ayçiçeğinin merkezinde, tohumlar her iki yönde dönen spiraller halinde düzenlenmiştir. Sayıldığında, 21 ve 34 ya da 34 ve 55 gibi sayılar görülür. Alanı en üst düzeye çıkaran, boşluklardan kaçınan ve her tohumun en iyi şekilde ışık ve besin almasını sağlayan bir tasarım vardır.  Ayçiçeğinin hayranlık uyandırıcı bu dizilişi güneş enerji santralleri için mühendislere esin kaynağı olmuştur.

Ayçiçeği çekirdekleri ve yağı için yetiştirilen bir tarım bitkisidir.1-2 metre boyunda, yaz aylarında sarı renkli, yassı, koni şeklinde çiçekler açan sert ve dik gövdeli bir bitkidir. Her ayçiçeği aslında binlerce minik çiçekten oluşur. İkonik sarı yaprakları ve tüylü kahverengi merkezleri aslında başlı başına ayrı çiçeklerdir. Genel olarak ılık iklimleri sever. Soğuk, yüksek yerler hariç ülkemizin bütün bölgelerinde yetiştirilmektedir. Özellikle Ege, Marmara bölgelerinde Trakya’da çok fazla yetiştirilir. Nisan başı, Mayıs ortasında ekilen ayçiçeği genelde Ağustos sonu ve Eylül ayında hasat edilir.

Ayçiçeğinin içindeki en önemli etken maddesi; oleik asid, linoleik asid, araşidonik asid gibi doymamış yağ asitlerini içeren yağdır. Ayrıca selüloz ve protein taşır. B1, B3, B6 vitamini ve E vitamini yönünden zengindir. Ayçiçeğinin asıl ürünü yağdır. Ayçiçeğinden elde edilen yağ sıvı yemeklik yağı olarak hem de margarin yağı olarak büyük değer taşır. Ayrıca yağı çıkarıldıktan sonra geri kalan küspenin ortalama %30-40 oranında protein içermesi nedeniyle çok değerli bir hayvan yemidir. Sapı sellüloz sanayiinde, çiçeği tıpta, kabuğu ise boya sanayiinde kullanılmaktadır.

Arkeolojik verilere göre anavatanı Kuzey Amerika olarak belirlenen ayçiçeğini, Amerika’da yaşayan yerlilerin ekmek yapımında kullandıkları; çiçeğin kabuğundan kırmızı ve pembe, çiçeklerinden sarı, yapraklarından ise yeşil boya elde ettikleri bilinir. Ayrıca bu bitkinin çiçeğinin tabla ve köklerini de tıbbi amaçlarla kullandıkları söylenir. Ayçiçeğinin Avrupa’ya nasıl getirildiği konusundaki görüş ve düşünceler farklıdır. Kimilerine göre Amerika’ya giden İspanyolların kimilerine göre de İngiliz ve Fransızların dönüşlerinde getirdikleri kabul edilir. İspanyol gezginleri tarafından 1850’lerde Kuzey Amerika’dan getirilen ayçiçeği önceleri bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilmiştir.

Ayçiçeği Türkiye’ye 19. yüzyılın sonlarına doğru girmiştir. 1880’lerde, Osmanlı İmparatorluğu döneminde, ayçiçeği tarımı yapılmaya başlanmıştır. Ancak bu dönem, ayçiçek yağının yaygın bir şekilde kullanılmasına değil, daha çok yerel tüketim ve sınırlı üretim ile sınırlanmıştır. Ülkemizde de geniş çaplı olarak ayçiçeği üretimi yaklaşık 50-60 yıldan beri yapılmakta olup, 1949-50 yıllarından sonra süratle yayılmaya başlamıştır.

Vazoda ayçiçekleri Vincent van Gogh 1889

Ayçiçeği edebiyatta bağlılık ve sadakatin simgesidir. Ayçiçeği ile ilgili resim ve heykel gibi eserler yanında öykü ve söylenceler vardır. Ayçiçeği ile ilgili olarak Klasik Mitoloji’deki  öykü şöyledir:

Gök tanrısı Zeus ile Leton‘un oğlu Apollon bilindiği üzere güneş, sanat ve müzik tanrısıdır. Klytie ise Titan Okeanos ile Tethys‘in kızlarından biri ve aynı zamanda Pers prensesidir. Günlerden bir gün Apollon (ya da güneş tanrısı Helios), güneş arabasıyla etrafta gezinirken nehir kenarındaki Klytie Apollon’u görür ve ona aşık olur. Ama Apollon Klytie’nin kız kardeşi Leucothe‘ye aşıktır. Klytie ise aşkından vazgeçmez ve ne zaman sevdiceği güneşi görse onu hayranlıkla izlemeye devam eder. Kimi kaynaklara göre bu süreç, 9 gün 9 gece boyunca hiçbir şekilde yemek yemeden su içmeden devam eder. Nihayet bir gün Klytie, dayanamayıp aşkını Apollon’a söyler. Apollon ise onu ret ettiği gibi bir de dalga geçer. Klytie, aşkından vazgeçmez. Sürekli güneşi izlemeye devam eder. Bir süre sonra hem gönül yarası hem de bedeninin zayıf düşmesi nedeniyle Klytie, yaşamını yitirir. O günlerde gezinen Apollon, Klytie’nin nehir kenarındaki cansız bedenini bulduğunda büyük bir suçluluk hissi ve vicdan azabı duyar. Klytie’nin cansız bedenini kucaklayarak babasının yanına gider ve ona yeniden yaşam vermesi için yalvarır. Oğlunun durumuna üzülen Zeus, Klytie’yi farklı bir şekilde yaşama döndürür. Onu uzun boylu ve sarı saçlı Apollon’a benzer şekilde sarı çiçekli bir bitkiye çevirir. Başka bir canlı olarak yaşama dönen Klytie, artık bir çiçek olduğu halde Apollon’a ilk günkü gibi sevgi besler. O günden sonra sürekli güneşi doğuşundan batışına değin izler durur ve mitolojide en romantik çiçeklerden biri olur. Klytie’nin bu hüzünlü öyküsü, sanatçılar tarafından da birçok kez resmedilmiş, yontulmuştur.

 

Burada bilimle mitolojinin uyuşmadığı bir nokta vardır. Bilimsel veriler ayçiçeği anavatanının Amerika Kıtası olduğu ve 1500 yıllarında Avrupa’ya geldiğini ortaya koymuştur. Peki, milat öncesinde mitolojideki ayçiçeği öyküsü nereden gelmiştir? Acaba MS 1. yüzyılda soyu tükenen çok kıymetli bir bitki olan “silphium” gibi soyu tükenen bir tür ayçiçeği Ege’de var mıydı? Ya da ayçiçeği gibi kimi heliotropik bitkiler (güneşi takip eden bitkiler) için mi bu öykü kotarılmıştır. Çünkü ayçiçeğine benzer davranışlar sergileyen kimi bitkiler de vardır. Örneğin, Sabah Sefaları. Bu tırmanıcı bitkiler sabahları çiçeklerini açar ve büyüdükçe güneşe doğru yönelirler. Culver Kökü adlı çok yıllık bitki güneş ışığına yönelerek heliotropik davranışlar gösterir. Kadife çiçeklerinin kimi çeşitleri, gün boyunca çiçeklerini güneşe doğru çevirebilirler. Kimi papatya türlerinin özellikle genç dönemlerinde, güneşe doğru hareket ettikleri gözlenmiştir. Bu konunu açıklığa kavuşması için arkeologların ve botanikçilerin birlikte çalışma yapmaları gerektiğine inanıyorum. Çünkü mitolojilerdeki öykülerin çoğunun bir dayanağı vardır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER