İnsanoğlu kendini bildi bileli yani mağaralarda yaşadığı dönemden itibaren gözünü gökyüzüne dikmiştir. Gündüzleri ortalığı ısıtan ve doğaya canlılık veren Güneş, geceleri ortalığı aydınlatan Ay ve gökyüzünde mücevher taneleri gibi parlayan yıldızlar, yıldız grupları ve samanyolu onun ilgi odağı olmuştur. Bu nedenle zaman içinde mitolojik öykülerle onları tanrı olarak kabul etmiştir. Güneş ve Ay bir yana insanoğlunun dikkatini çeken yıldızların en başında gökyüzündeki en parlak yıldızlardan biri olan Sirius Yıldızı (gezegeni) gelir.
Latince ‘Sirius’ adı, Grekçe Σείριος (Seirios) sözcüğünden gelir ve ‘parlayan’, ‘yakıcı, kavurucu’ anlamındadır. Eski Mısır’da ‘Sopdet/Sothis’; Mezopotamya’da ‘Kak-sisa’, ‘Kak-si-di’, ‘Kak-si-si’ olarak adlandırılırdı. Çinliler bu yıldız takımına ‘Hu-Şi’ adını verirler ki bunun karşılığı ‘yay ve ok’dur. Japonlar Sirius’a ‘Aoboshi’ derler ve anlamı ‘mavi yıldız’dır. Araplar ‘Şi’ra’ adını kullanırlar ve bu sözcük ‘işaret, rehber, kılavuz’ manasına gelir. Sirius Yıldızı Osmanlı’da Şira, Türkçede Akyıldız adıyla bilinir. Sirius, takımyıldızı Büyük Köpek (Canis Major) içindeki belirgin konumuyla bağlantılı olarak, halk arasında ‘Köpek Yıldızı’ olarak adlandırılır.
Güneş Sistemi’ne yakınlığı nedeniyle parlak görünen Sirius A’nın bulunduğu sistem 200 ila 300 milyon yıl yaşında olup, Sirius A ve Sirius B adı verilen iki parlak mavi yıldızdan oluşur. Bu yıldızlardan daha büyük olanı Sirius B, 120 milyon yıl önce beyaz cüce haline gelerek şu anki durumuna ulaşmıştır. Sirius A koşullar uygun olduğunda yerkürenin hemen hemen, meskun her bölgesinde çıplak gözle gözlemlenebilmektedir. Kuzey yarımküreden en iyi görüldüğü dönem kış aylarıdır.
Birçok kutsal kitapta sözü edilen Sirius Takımyıldızı, yeryüzündeki kimi uygarlıklar için çok kutsal yıldızdır. Eskilerin ‘cennetlerin en görkemli yıldızı’ dediği bu çift yıldızın Mu, Atlantis, Eski Mısır, Anadolu, Hellen, Roma, Mezopotamya, Çin, Hint, Afrika yerlileri, Hopi Kızılderilileri, İskandinav halkı ve Şamanist Türkler gibi pek çok uygarlık ve toplulukta çeşitli inanç ve anlatımlara sahip olduğu görülmüştür. Sümer’de ‘Evrenin Yargıcı’; Eski Mısır’da ‘Yüce Rızık Verici’; Hellas, Roma ve Perslerde ‘Köpek Yıldızı’; Çinlilerde ‘Yay ve Ok Yıldızı’ gibi adlarla bilinen tüm uygarlıklarda ‘kutsal yıldız’ olarak kabul edilen Sirius, Kuran-ı Kerim’de Güneş’ten başka adı geçen tek yıldızdır. Necm süresi 9. Ayetinde, ”Derken iki yay mesafesinde veya daha yakın oluverdi.” Necm Süresi 49 ayetinde ise “Şüphesiz ki Şira yıldızının Rabbi’de Allah’tır.’
Sirius yıldızının neden bu denli önemli olduğu konusuna gelince: Bu çift yıldızla ilgili araştırmalar derinleştirildikçe ‘Siriusyen kültür’ adı altında yepyeni bir kültür ile karşılaşılmıştır. İnanışa göre Sirius’ta (Sirius A’dan çok Sirius B’de) ikamet eden Tanrı ve onun elçileri olan Sirius varlıkları mevcuttur. Bu varlıklar, Tanrının yardım etmek istediği ulusların ve uygarlıkların doğuşlarında ya da yükselişlerinde ortaya çıkarak Tanrının yardımlarını ve buyruklarını yeryüzüne getirmişlerdir. Bu kültürün temeli Mu ve Atlantis’e dayandırılmaktadır. Bu iki kıta yok olmadan önce Sirius elçileri ya da Atlantis rahipleri tarafından Eski Mısır’a Sirius sırlarının getirildiği ve Eski Mısırlı din adamlarının bu konuda eğitildiği varsayılmaktadır. Öğretiler sır olduğu için Mısır tapınaklarının derinliklerinde saklı tutulduğu ve kimseye açıklanmadığı düşünülmektedir. Mısır piramitlerinin ve öteki tapınakların en önemli odaları Sirius’un ışığını alabilecek şekilde inşa edilmiştir. Örneğin, Keops Piramidi’nin Kraliçe Odası’nın duvarında açılan bir kanal yalnızca Sirius’u görmek üzere yapılmıştı.
Sümer çivi yazısı öncesi resim yazısında tanrıların tanrı oldukları, bir yıldız simgesi ile resmedilmektedir. Tarihteki ilk yazılı destan olma özelliğini taşıyan Gılgamış Destanı’nda da Sirius’un izlerine rastlanmaktadır. Antik çağ Yunanistanı’nda Sirius Takımyıldızı için ‘Köpek Yıldızı’ ya da ‘Orion’un Köpeği’ adları kullanılmıştır. Homeros’un İlyada Destanı’nın 22. bölümünde Sirius için ‘yıldızların en parlağı’ denilerek onun gökyüzünde belirmesinin birçok insana sıtma hastalığını getirdiği bilgisi verilir. Ege Denizi’ndeki Keos Adası’nda yaşayanlar, soğukların azalması için Sirius ve Zeus’a kurban keserlerdi. Keos’un MÖ 3. yüzyıla ait paralarında ışınlar yayan köpek ve yıldız tasvirlerinin bulunması Sirius’un bu adadaki önemini vurgulamaktadır. Romalılar ise Sirius’un helyak doğuşunu 25 Nisan civarındaki bir günde kutlardı.
Siriusyen kültürün Türk mitolojisindeki ipuçları ‘gök tanrı’, ‘ışık’, ‘yıldız’, ‘ok ve yay’, ‘kurt ve köpek’ olarak saptanmıştır. Sirius inanmalarına göre tanrılar göktedir ve Sirius’tan insanlara gönderilen elçiler de gökten gelmektedir. Türkler için gök, sonsuzluğun işareti olan ve kutsal yaratıcı tanrının bulunduğuna inanılan bir mekandır. Araştırmacılara göre, gökte bulunan yaratıcı tanrıya olan inanç, Gök Tanrı dininin oluşmasını sağlamıştır.
Türklerin Gök Tanrısı; insanlara yardım eden, onları ödüllendiren ya da gerektiğinde cezalandıran, adaletli bir varlık olarak tanımlanır. Bu tanrı, Hellen, Roma ya da Mezopotamya mitolojilerinde görülen kimi tanrılar gibi insanlarla doğrudan temas kurmaz; bunun yerine elçiler ya da temsilciler aracılığıyla iradesini bildirir. Gök Tanrı’nın bu aracılar vasıtasıyla Türk hükümdarlarına ‘kut’ gönderdiğine inanılır. Kut sahibi hükümdarlar ‘tanrı oğulları’ olarak kabul edilir ve Gök Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcileri olarak görülür.
Türk destan geleneğinde bu göksel köken anlayışının izleri açık biçimde görülmektedir. Doğduğunda yüzünün ‘gök’ olduğu belirtilen Oğuz Kağan’ın eşlerinden ilki, gökten inen bir ışıkla gelen ve alnında parlak bir nokta bulunan kutsal bir varlık olarak anlatılır. Oğuz Kağan’ın bu eşinden doğan çocukların gökyüzüne işaret eden adlar taşıması (Gün Han, Ay Han ve Yıldız Han), Türklerin göğe verdiği önemi göstermektedir. Aynı zamanda bu anlatı, gök ile insanlar arasındaki ilişkinin mitolojik düzeyde nasıl kurgulandığını da ortaya koymaktadır.
Gök, ışık ve Sirius gibi kavramlar birlikte ele alındığında, Türk mitolojisinde yıldızlarla ilgili inanç ve anlatıların da önemli bir yer tuttuğu görülür. Diğer birçok uygarlıkta olduğu gibi Türklerde de gök olaylarına ve yıldızların konumuna dikkat edilmiştir. Özellikle göçebe yaşam tarzı, göğün hareketlerini izlemeyi ve yıldızları yön bulmada kullanmayı gerekli kılmıştır. Nitekim Hunların önemli bir işe başlamadan önce ayın ve yıldızların durumunu göz önünde bulundurdukları bilinmektedir.
Türkler ile Sirius Yıldızı arasında ilişki kuran bazı yorumlarda ise dikkat çekici bilgiler yer almaktadır. Bu görüşlere göre Sirius, ‘Beyaz Aygır’ olarak adlandırılmıştır. Kimi yıldızlara derin saygı duyulduğu, hatta kutsal kabul edildiği ifade edilir. Özellikle Sirius’un kimi kaynaklarda Türkler tarafından ‘tanrıların tanrısı’ olarak anıldığı ileri sürülmektedir.
Şamanist Türklerin inancına göre Demir Kazık Yıldızı yani Sirius aynı zamanda ‘tanrının gönderdiği elçi’ ile şamanın iletişim kurabildikleri kapıdır. Şaman bu kapıdan geçip yukarı çıkamaz, elçi de bu kapıdan geçip aşağı inemez. Onlar tam bu noktada konuşur ve geri dönerler.
Sonuç olarak; kimi mitolojilerde uygarlıkların tanrılar tarafından insanlara getirildiğine dair öyküler vardır. Kim bilir belki de Erich von Daniken’in kurgu romanı ‘Tanrıların Arabaları’nda sözü edilenlerde gerçeklik payı vardır.































YORUMLAR