Yediğimiz ekmek soframıza gelinceye ne gibi süreçten geçiyor şöyle bir yazalım dedik.
Çiftçi önce tarlayı sürdükten sonra torbasına koyduğu tohumları sürdüğü tarlanın her tarafına dengelice saçar. Saçtığı tohumların toprakla karışması için toprağın üzerinden sürgüsünü geçirir. Böylece ekme işi sonuçlanmış olur.
Tarlaya atılan o tohumlar toprağın altında çimlenerek toprağın yüzüne filizlenmiş olarak çıkar. Yağan kar ve yağmur suları onların beslenmesine ve büyümesine katkıda bulunur. Daha sonra buğdaylar büyüyüp serpilmeye başlar. Büyüyüp sararan buğdaylar tırpanla veya biçerdöverle hasat edilir. Çuvallanan buğdaylar ambara götürülür. Çiftçinin elinde fazla buğday varsa onu satarak diğer ihtiyaçlarını karşılamaya çalışır. Çiftçi kendi ihtiyacı kadar buğdayı ayırır ve onu un fabrikasına götürerek un haline gelmesini sağlar. Öğütülen unlar eve getirilir. Artık bunda sonrası hanımların işidir.
Evlerde dört kulplu dediğimiz tekneler vardır. Bu tekneler halen köylerde kasabalarda, ilimizin kenar mahallelerinde ekmek yapmak için kullanılmaktadır. Biraz un, biraz su ile o dört kulplu dediğimiz teknede daha önce pişerek hazırlanan ve hamur haline getirilen patatesle birlikte yoğrulur ve nihayetinde içine daha önce hazırlanmış olan ekşi maya katılır. Yoğrulan hamurun üstü örtülür birkaç saat o yoğrulan hamurun kendine gelmesi sağlanır. Bu arada ekmek yapacak kişi ekmek fırınından ekmek yapma sırası alır.
Daha sonra o kendine gelen hamur tekne dediğimiz dört kulplularla mahalle fırınına götürülür. Mahalle fırınına gelen hamur büyük bezeler halinde yan yana ayrılarak fırına girip pişecek ve girecek hale getirilir. Fırıncı daha önce kızdırmış olduğu fırına ekmek olacak hamurları tek tek güzel bir şekilde yerleştirir. Birkaç saat sonra fırında pişen ekmekler tekrar dört kulplu dediğimiz teknelere alınır ve eve sıcak bir şekilde getirildikten sonra bir mendil üzerine tek tek hamur olmayacak bir şekilde serilir ve soğuması beklenir.
Sabah, öğlen ve akşam yemeklerinde bu hazırlanan ekmekler dilim dilim kesilerek soframıza gelir ve karnımızın doyması için artık hazır bir durumdadırlar.
Sofra veya masa kurulmadan önce evin hanımı pişirdiği çorbadan veya yemekten bir tabak komşularına çocuklarla göndermeyi ihmal etmez. Bu durum Türk misafirperverliğinin en büyük misalidir. Bunu gören çocuk da evlendiğinde aynı şeyleri yapmayı öğrenmiş olur.
Sofra kurulmuş ise aile üyeleri tek tek gelip sofraya veya masaya oturur. Sofraya oturmadan önce yemek yiyecekler ellerini bol sabunlu su ile yıkamayı ihmal etmezler. Büyükleri gören çocuklar da ellerini yıkayarak sofraya oturur. Aile bireylerinin hepsi sofraya veya masaya oturduktan sonra evin en büyüğü kim ise sesli olarak besmeleyi çeker, yemeğe başlar ve ondan sonra diğer aile üyeleri yemek yemeye başlarlar. Yemek sırasında pek fazla konuşulmaması edep gereğidir. Sofrada veya masada olan yemeği herkes önünden yemeye özen gösterir. Özellikle yemek tabağı öylesine hiçbir damla yemek artığı kalmasıya sanki yıkanmış gibi temiz bir hale gelir. Yerlere ekmek ufağının dökülmemesi için özen gösterilir. Herkesin karnının doymasından sonra evin en büyüğü veya evin büyüğünün işaret ettiği kimse sofra duasını okur. Herkes âmin dedikten hemen herkes elini yıkamak için mutfağa gider ellerini yıkayarak dişlerini fırçalar.
İşte bu yediğimiz ekmeğin serüveni. Bu kadar süreçten büyüklerimizin zahmetiyle soframıza gelen ekmeğin kadrini kıymetini bilelim, sofrada yediğimiz ekmek ile ağzımızı silip o ekmeği çöpe atmayalım, artan yemeklerimizi hiçbir zaman çöpe dökmemeye özen gösterelim. Evimizde artıp da kuruyan ekmekleri de hiçbir yere atmadan çılbır yapıp tüketebiliriz.
Rabbim verdiği güzelim nimetlerin kadrini, kıymetini bilenlerden eylesin. Amin. Afiyet olsun.
































YORUMLAR