Kızılderililer ile ilk tanışmam bizim kuşağın elinden düşürmediği ve adeta okuma alışkanlığını kazandığımız Tommiks ve Teksas resimli romanlar ile olmuştur. Orada Apaçi, Cheyenne, Komançi, Mohikan ve Siyu gibi kabile adları taşıyan Kızılderililer sürekli beyazlara saldıran, yağmacı ve kafa derisi yüzen kötü insanlar olarak anlatılıyordu. Oysa onların beyazlar gibi gelişmiş silahları ve modern yaşamları yoktu. Onlar ok, mızrak, bıçak kullanıp doğa ile iç içe yaşıyorlardı. Erkekleri Yalnız Kurt, Oturan Boğa, Rüzgarın Oğlu, Kar Kartalı, Uçan Ok, Kızıl Tüy, Çağlayan Irmak; kadınları ise Ay Işığı, Çiğ Tanesi, Çiçek Tomurcuğu, Ay Yüzlü, Güneşin Kızı, Ceylan Gözlü, Ürkek Tavşan gibi doğadan alınmış adlar taşıyorlardı. Zaman geçtikçe okuyup araştırdıkça Kızılderililerin doğa dostu, barışçıl insanlar olduğu; beyazların özellikle Avrupa ve Amerikalıların soykırımı yaptıklarını öğrendim.
1492 yılında Kristof Kolomb’un Amerika kıtasına ayak basmasıyla, “Yeni Dünya” olarak adlandırılan bu yeni coğrafyanın dingin yaşamı birdenbire bozulmuştur. Yıllarca bu kıtada tek tip yaşama alışkın Kızılderililer, birdenbire beyaz ırktan olan insanların saldırılarına maruz kalmışlardır. Tarihe “Kızılderili Soykırımları” olarak geçen olay, Amerika’nın keşfinin ardından, kıtaya ulaşan Avrupalıların ve Amerikalıların bu kıtada yaşayan yerli halk, Kızılderililere karşı uyguladığı soykırımlardır. Indian Genocide, Amerikan Genocide, Native Amerikan Genocide gibi adlar verilen bu soykırımlar, 1492’de başlayıp yaklaşık 500 yıl boyunca devam etmiştir. Bu bağlamda İspanyollar ve Portekizliler tarafından İnka, Aztek, Maya uygarlıkları yağmalanmış, halkı katledilmiştir. 12 Ekim, Kızılderililer açısından büyük bir yas günüdür. Çünkü sakin yaşamları 12 Ekim 1492 itibariyle değişmiştir. ABD ise bu güne “Kolomb Günü” adını vererek bayram günü olarak kutlamıştır. Kristof Kolomb ülkeyi keşfettiğinde dünya nüfusunun %5’ini oluşturan Kızılderili kabileleri nüfusu şimdi yok denilecek kadar azdır.
Amerika kıtasının ilk yerlileri olan Kızılderililerin Amerika kıtasına ne zaman ulaştığı, antropologları uzun süre meşgul etmiştir. Yapılan araştırmalarda Asyalı atalarımızın binlerce yıl boyunca çeşitli yollarla Amerika kıtasına göç ettikleri anlaşılmıştır. Fakat bu göçün tek seferde gerçekleşmediği biliniyor. Eldeki en eski kanıtlar, kesin olmamakla birlikte 40.000 yıl öncesine değin gider. Bu göçün nasıl gerçekleştiği konusu yani deniz yoluyla mı, yoksa buzul çağında donan meşhur Bering Boğazı üzerinden yürüyerek mi olduğu hala net olmayıp, birden fazla olasılık vardır.
Amerikalı arkeolog Dr. Dennis Jenkins’in Amerika kıtasında bulduğu fosilleşmiş insan dışkıları (koprolit), 14.300 yıl öncesinde yerleşim olduğuna işaret etmektedir. Baykal Gölü’nün güneyindeki bir yerleşke olan Ust-Kyahta-3’de 1962 yılında bulunan yaklaşık 14.000 yıllık bir diş parçası, Asya ve Amerika yerlilerinin paylaştığı bilinen en eski genetik bağlantıyı ortaya çıkarmıştır. Baykal Gölü çevresindeki Üst Paleolitik Dönem’e ait (yaklaşık MÖ 40.000-10.000) yerleşkelerde, zengin bir arkeolojik ve genetik kayıt bulunmaktadır.
Kızılderililer Türk mü? Bu soru uzun süre tartışıla gelmiştir. 2-4 Temmuz 1999 tarihleri arasında Denizli’de yapılan “Yedinci Türk Dünyası Dostluk Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı”na katılan ve “Türklüğümle gurur duyuyorum.” diyen Kızılderili Kabilesi Reisi ve Amerika Yerlileri Sosyal İşler Daire Başkanı M. Franklin Keel konuşmasında önemli noktalar değinmiştir. M. Franklin Keel, DNA testlerinde Kızılderililerin Türk asıllı olduklarının anlaşıldığını, Amerika’da birçok bölgede yer adlarının Türkçe olduğu, hatta Bozkurt’un Kızılderililerde de sembol olduğunu, Kızılderililerde Bozkurt adlı bir kabile olduğu bilgisini vermiştir. Kızılderililer hakkında geniş bilgiler veren Keel, Kızılderililerin Baykal Gölü ve Yenisey-Tuva bölgelerinden Amerika kıtasına, Alaska üzerinden göç ettiklerini ifade etmiştir. Kızılderililer ile Türklerin DNA testlerinin aynı olduğunu ve ayrıca “Y” kromozomu üzerindeki bir bölgenin sadece yeryüzünde Türkler ile Kızılderililerde bulunduğunu bilgisini vermiştir. Ayrıca Kızılderililerin aslının nereden geldiğine dair 40 yıl araştırma yapan Kanadalı Ethel G. Steawert, belgelerle Kızılderililerin Türk soyundan geldiğini kanıtlamıştır. Kızılderililerin büyük bir çoğunluğu Uygur ve Nayman Türkleri ile öteki Türk kabileleridir. New York Times’ın (Bilim) ekinde Amerika’ya ilk ayak basanlar haritasında, ilk gelenlerin Türkler olduğu gösterilmektedir.
Fransız dil bilimcisi Georges Edmond Raoul Dumesnil, Kızılderili dilinde 320 Türkçe sözcük saptamıştır. Örneğin, Siyu kabilesinin adı aslında Türkçe’dir ve Su Kabilesi anlamına gelir. Her iki dilde birbirine benzer kimi örnekler şöyledir. Yatkı: Ev, yatılan yer, Dodohişça: Dudak, Tepek: Tepe, Hu: Selam, Tete: Dede, Türe: Türe/ Töre, Atış-ka: Ateş, Yu: Su, yu-mak: yıkamak, biri: bir, tuka: tükürmek, paku: bak, kuççi: küçük, çakira: çakır, utah: otağ, yuva, ev, kayak: kayık, kuuş: kuş, tano: cehennem (Eski Türkçe’de tamu)
Bu arada Ulu Önder Atatürk’ün Orta Amerika Kızılderililerinden Maya’ların dillerindeki Türkçe sözcükleri incelediği ve bir Türkçe-Maya sözlüğü hazırladığı bilinir. Atatürk, Maya kültürü ve Mu Kıtası ile ilgili araştırmalar yapmak üzere Meksika büyükelçisi Tahsin Mayakon’u görevlendirmiş ve ona Mayatepek soyadını vermiştir. Tepek Maya dilinde “tepe” anlamındadır. Tahsin Mayatepek Atatürk’ün ölümüne değin bu görevde kalarak Mayalar ve Türkler arasındaki ilişki ve bağlantıyı bulmak üzere çalışmalar yapmıştır.
Türklerin ve Kızılderililerin konuştukları dillerdeki sözcük benzerlikleri olduğu gibi, halı, kilim ve el işlerinde desenlerin aynı olduğu, örf ve geleneklerde de çok büyük benzerlik olduğu görülür. Örneğin, Afyonkarahisar yöresindeki kimi köy düğünlerinde gelinlerin başlarına tüy takılması geleneği eski bir Türk geleneği olup, başa tüy takılması geleneği Kızılderililerde de vardır. Kızılderililerde eski Türklerde olduğu gibi Şamanizm inancı vardır. Amerikan Kızılderili ve Türk Şamanizm inancı arasındaki paralellikler akademik anlamda sosyal antropologlar, sosyologlar ve folklorcuları şaşırmaktadır. Özellikle Kuzey Amerikan Kızılderililerinin davul desenleri ve giysileri Orta Asya ile büyük benzerlik göstermektedir. Orta Asya Türk, Sibirya, Yakut, Altay ve Tuva Şamanlarında olduğu gibi, Amerika Yerli Kızılderili Şamanlarının en önemli aracı davul ve tokmak’tır.

1-.Türk Şaman Davulu, 2. Kızılderili Şaman Davulu
Kızılderililerin atasözlerinin çoğu doğa ile ilgilidir. “Avlayacaksan en zayıf geyiği avla, çünkü sağlam olanlar yeni neslin devamını sağlayacaktır.”, “Dünyadaki her şeyin bir sebebi vardır. Her bitki bir hastalığı tedavi etmek için büyür ve her insan bir görevle yaratılmıştır.”, “İnsan iki ruhludur. İçinde bir iyi köpek bir de kötü köpek kavga eder. Hangisini daha çok beslersen o kazanır.”, “İnsan doğadan uzaklaştıkça kalbi katılaşır.”, “Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.”, “Yağmur iyilerin üzerine de yağar, kötülerin de.”, “Yeryüzü, bize atalarımızdan miras kalmadı, çocuklarımızdan ödünç aldık.”
Yazımızı bir atasözüne kaynaklık edecek Kızılderili öyküsü ile bitirelim. Kabile Şefi ile kabilenin Şamanı çadırın önünde oturmuş sohbet ediyorlarmış. Şef demiş ki “gençlerimiz bütün gün bir şeylerle uğraşıp kabileye yaralı oluyorlar. Ama yaşlılarımız çadırlarına çekilmiş, Ulu Manitu’ya kavuşacak zamanı bekler durumdalar. Onlara yaşama sevinci vermek için bir şeyler yapmamız gerek.” Şaman ne yapmayı düşündüğünü sorduğunda Şef, “onlara küçük şeflikler verelim.” Şamanın ne gibi?” sorusuna Şef “Atlara göz-kulak olma şefi, bizonları gözetleme şefi, avcılık şefi, dokuma ve tekstil şefi, doğacak çocuklara ad koyma şefi, savaş oyunları şefi gibi” diye yanıtlamış. Şaman bunun çok iyi olacağını söyleyince hemen ikisi kafa kafaya verip kabiledeki yaşlılardan seçtikleri ihtiyarları şef olarak duyurmuşlar. Kısa bir süre sonra kabileden Tombul Ceylan gelip Şefin önünde durmuş. “Herkese şeflik vermişsin, benim kocama neden vermedin. Onun başı kel mi?” İçinden “kel” demiş Şaman. Şefin “neydi senin kocanın adı?” sorusunu “Çekirdek Çitleyen Öküz” diye yanıtlamış. (Bu arada ayçiçeğinin dünyaya Amerika’dan yayıldığını söyleyelim.) Şef Şamana dönüp, “onu da danslardan sorumlu şef yaptım.” deyince kadın koşturup kocasına haber vermeye gitmiş. Şef Şaman’ın “ o adamdan bir şey olmaz. Bütün gün çadırının önünde çekirdek çitliyor.” demesini duymazlıktan gelmiş.
Kısa sürede kabilede işler saat gibi yürümeye başlamış. Ama bir süre sonra bir sıkıntı çıkmış. Kabilenin gençleri katıldıkları bütün dans yarışmalarında hep sonuncu oluyorlarmış. Çünkü danslardan sorumlu şef bütün gün çadırının önünde güneşlenip çekirdek çitliyor, işiyle hiç ilgilemiyormuş. Buna çok kızan Şef bir gün yine Şamanla çadırın önünde otururlarken “bu adamın şefliğini geri aldım.” demiş. Şaman, “başından beri bu iş yanlıştı.” deyince Şef “biliyorum cancağızım ben de bunun bir işe yaramayacağını adım gibi biliyordum ama gelecek kuşaklara ders olsun istedim.” Şaman “nasıl bir ders?” diye sorunca Şef yanıtlamış “çekirdek çitleyen öküzlerden bir halt olmaz!”































YORUMLAR