Ana Sayfa Arama Video
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Hüseyin Bay
Hüseyin Bay

Tarihimizin İki Eşiği: Malazgirt ve Büyük Taarruz

Tarih bazen farklı dönemlerde meydana gelen hadiseleri ortak bir anlam çizgisinde buluşturur. Malazgirt Zaferi ile Büyük Taarruz, aralarında yaklaşık sekiz buçuk asır bulunmasına rağmen böyle bir tarihsel bütünlük içinde değerlendirilebilir.

1071 Malazgirt Zaferi, Türklerin Anadolu’daki varlığı bakımından bir başlangıçtır. Geleneksel ifadesiyle Anadolu’nun kapısını Türklere açmıştır. Bir giriş, bir yöneliş ve yeni bir tarihsel yürüyüşün ilk büyük eşiğidir.

Kurtuluş Savaşı ve onun askerî sonucunu belirleyen 1922 Büyük Taarruzu ise Anadolu’da yaklaşık 850 yıldır devam eden Türk varlığının yok edilmek istendiği bir dönemde verilen varoluş mücadelesidir. Malazgirt bir başlangıçsa Büyük Taarruz, bu başlangıçla açılan tarihsel yolun artık geri döndürülemeyeceğini ilan eden bir tescildir.

Biri Anadolu’ya girişimizin, diğeri Anadolu’dan çıkarılamayacağımızın ifadesidir.

Bu iki tarihsel hadise arasında geçen sekiz buçuk asır ise basit bir zaman aralığı değildir. O aralıkta devletler kurulmuş, devletler yıkılmış; şehirler inşa edilmiş, medeniyetler gelişmiş, büyük zaferler ve ağır yenilgiler yaşanmıştır. Türkler bu topraklarda yalnızca askerî ve siyasi bir varlık göstermemiş; Anadolu’nun diline, kültürüne, mimarisine, sanatına ve toplumsal hayatına kendi mührünü vurmuştur.

Dolayısıyla Malazgirt giriş, Büyük Taarruz sonuç olarak kabul edilirse aradaki yüzyıllar da bu büyük tarihsel hikâyenin gelişme aşamasıdır. Ancak burada sözünü ettiğim “sonuç”, tarihin sona ermesi anlamına gelmez. Büyük Taarruz, Anadolu’daki varlığımızı sona erdirmek isteyen bir teşebbüsün sonuçsuz bırakılmasıdır. Aynı zamanda yeni bir devletin ve yeni bir siyasal dönemin başlangıcıdır.

Bu sebeple tarihimizin bu iki büyük eşiğini birbirinin karşısına koymayı doğru bulmuyorum.

Malazgirt mi daha önemlidir, Büyük Taarruz mu?

Sultan Alparslan mı anılmalıdır, Gazi Mustafa Kemal Atatürk mü?

26 Ağustos Malazgirt Zaferi mi, yoksa 26 Ağustos’ta başlayan Büyük Taarruz mu daha büyük bir coşkuyla kutlanmalıdır?

Bana göre bu soruların kuruluşunda temel bir yanlışlık bulunmaktadır. Çünkü tarihimizin birbirini tamamlayan iki büyük hadisesini yarıştırmak, bizi anlamlı bir sonuca ulaştırmaz. Birini yüceltmek için diğerini küçültmemiz gerekmez. Malazgirt’i anmak Büyük Taarruz’u değersizleştirmediği gibi Büyük Taarruz’u coşkuyla kutlamak da Malazgirt’i unutturmaz.

Eşit derecede vazgeçilmez olmak, bütünüyle aynı olmak demek değildir. Bu iki savaşın meydana geldiği dönemler, şartlar, taraflar ve sonuçlar elbette birbirinden farklıdır. Fakat tarihimizdeki yerleri bakımından ikisi de aşılmış ve geride bırakılamayacak kadar önemli iki eşiktir.

Benim, bunlardan birini diğerine tercih etmemi gerektirecek ideolojik veya tarihsel bir bakışım yoktur. Birini öne çıkarıp diğerini geriye itmemi gerektirecek hissî ya da inançsal bir aidiyetimin de olmaması gerektiğine inanıyorum. Çünkü biri tarihimizin Selçuklu ve İslamî geçmişine, diğeri modern Türkiye’nin kuruluşuna aittir diye aralarında bir tercih yapmak, tarihimizin bütünlüğünü parçalamak anlamına gelir.

Geçmişimizi bugünün siyasi ve ideolojik kamplaşmalarına göre bölüştürmek doğru değildir. Malazgirt’i yalnızca belirli bir siyasi anlayışın, Büyük Taarruz’u ise başka bir siyasi kesimin hatırası hâline getirmek her iki zafere de haksızlıktır.

Malazgirt de bizimdir, Büyük Taarruz da… Sultan Alparslan da bizim tarihimizin kahramanıdır, Gazi Mustafa Kemal Atatürk de…

Bununla birlikte bana, “Bu iki zaferden hangisini yetişen nesillerin millî şuurunu canlı tutmak amacıyla daha görünür hâle getirmek istersiniz?” diye sorulursa, Büyük Taarruz’u tercih edebilirim.

Fakat bu, kategorik veya ideolojik bir tercih değildir. Zamansal ve mekânsal yakınlıktan doğan bir tercihtir.

Kurtuluş Savaşı bize daha yakın bir tarihte yaşanmıştır. Bugünkü devletimizin kuruluş şartlarını, bağımsızlığımızın değerini ve içinde yaşadığımız dünyanın siyasi gerçeklerini anlamamız bakımından daha doğrudan sonuçlar taşımaktadır. Üstelik ben Afyonluyum. Büyük Taarruz’un başladığı, savaşın en kritik safhalarının yaşandığı ve zaferin şekillendiği topraklarda yaşıyorum.

Kocatepe bizim için yalnızca bir coğrafi yükselti değildir. Çiğiltepe, Şuhut, Dumlupınar ve Afyonkarahisar’ın işgalden kurtuluşu, yalnızca tarih kitaplarında okuduğumuz yer ve olay adları değildir. Bu savaşın hatırası yürüdüğümüz yollarda, baktığımız tepelerde ve yaşadığımız şehirde hâlâ canlıdır.

Bu nedenle Büyük Taarruz’un görünürlüğünün artırılmasını, kutlamalarının daha canlı, daha katılımcı ve daha duygu yüklü hâle getirilmesini isterim. Gençlerin bu mücadeleyi yalnızca birkaç tarih ve isimden ibaret görmemesi; savaşın hangi şartlar altında verildiğini, bağımsızlığın hangi fedakârlıklarla kazanıldığını kavraması gerektiğine inanırım.

Fakat bu yakınlık, Malazgirt’in değerini azaltmaz. Çünkü Afyon’dan Kocatepe’ye bakarken geriye doğru uzanan tarihsel yolun Malazgirt’e kadar ulaştığını da bilirim. Kocatepe’nin anlamı Malazgirt’i, Malazgirt’in açtığı tarihsel yol ise Kocatepe’yi dışlamaz.

Her ikisi de benim tarihimin vazgeçilmez eşikleridir.

Biz bu iki eşiği de geçtik. Bugün geriye dönüp “Hangi eşik daha önemliydi?” diye tartışmanın ne tarihsel bir gereği ne de hayra yönelik bir sonucu vardır. Asıl sorulması gereken, geçmişte hangi kapıdan girdiğimiz veya hangi eşikte varlığımızı koruduğumuz kadar, bugün önümüzde duran eşikleri nasıl aşacağımızdır.

Tarih, yalnızca geçmiş üzerinden siyasi ve ideolojik iktidar kurmak için kullanılmamalıdır. Geçmişin zaferlerini bugünün kamplaşmalarına malzeme yapmak, ortak tarih bilincimizi zayıflatır. Tarih bizi birbirimizden ayıran bir silaha değil, ortak geleceğimizi kurmamıza yardımcı olan bir hafızaya dönüşmelidir.

Bu düşüncelerle, önce Anadolu’nun kapısını açan Malazgirt Zaferi’nin 955. yıl dönümünü, ardından Anadolu’daki bağımsız varlığımızı yeniden tescil eden Büyük Taarruz ve Zafer Bayramı’nın 104. yıl dönümünü en kalbî duygularımla kutluyorum.

Malazgirt’te başlayan yürüyüşün ve Kocatepe’de yeniden doğrulanmış iradenin hatırası önünde saygıyla eğiliyorum.

Çünkü biri başlangıcımız, diğeri yeniden varoluşumuzdur.

Ve ikisi birlikte bizim tarihimizdir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER