Cafer usta benim hayatımda önemli yer tutar. Babam küçük yaşta öksüz kalınca kendi söküğünü dikmeyi, çorabını yamamayı öğrenmek zorunda kalmış.
Tam da babamın öksüz kaldığı yaşlarımda annesine bir şey olursa kendi işini kendi görsün düşüncesiyle ilkokul sanırım ikinci sınıfta ara tatilde beni Cafer ustama çıraklığı verdi. Cafer ustamın yanında ya yedi ya da sekiz gün çalıştım. Amcam rahmetlik kendi dükkanımıza gelsin diyerek bana bir ayrıcalık yaptı. Babam da amcamın sözünden çıkmadı;
Cafer usta terzi Çakal İhsan Akyalçının yanında yetişmiş uzun boylu ağarmış saçları ardı ardına yaktığı sigaradan sararmış beyaz bıyıklarıyla enstitü caddesinin tanınmış ustalarındandı. Hafızlık eğitimi aldığı için ismi yerine hafız diye seslenirleri. Ölçüye göre küçük büyük takım elbise, yelek, tek pantolon dikerdi. Eskiden hazır konfeksiyon çok yaygın değildi. Terzilik revaşta olan meslekler arasında idi.
Üç oğlu vardı; Ali ihsan ağabeyim Milli eğitim özel öğretim bölümü şefliğinden emekli İbrahim ağabeyim Şehit Yunus Çiçek EML mutemetliğinden emekli Celal ağabeyim terzilik yaparken amansız bir hastalıktan hayata gözlerini yummuştu.
Bu sabah komşularımdan Mehmet KAVRUK amcamla (Cafer ustamın yeğeni) sohbet ederek çarşıya çıktık. Bilgisayarımın başına oturunca Cafer ustamı yazayım dedim kendimce.
Cafer ustam Çok güzel takım elbise diker hakiki sanatkardı. Babamın ve bizim terzimizdi. Her yıl Ramazan bayramından bir ay önce babam ağabeyim ve beni yanına alarak Cafer ustama götürür, ölçü aldırır ve oradaki kumaş toplarından kumaş beğenir elbise diktirirdi. Hani sanatkardı diyorum ya; boşuna değil babamın yaptığı iş ve hayatın yükü altında ezilmişlikle sırtı biraz kamburdu. Ustamın diktiği elbise tam üzerine oturur. Herhangi bir potluk veya kırışıklık olmazdı. Terzi Cafer ustam yapılan işi elbiseyi beğenmezse müşterisine giydirmezdi. Çok kaliteli bir zanaatkardı. Oluversin dediğini hiç duymadım hatalı bir iş oldumu söktürür yeniden diktirirdi.
Çıraklık yaptığım süre içerisinde ütü yapmayı makine kullanmayı gözle aldım. Bana dikilecek ceket veya pantolonlara ait kumaş parçalarının kenarları ustamgil kavalluk, kadınlar sanırım sürfile adı verdikleri işlemi öğretmişlerdi, bedestende küçük hasandan (Yusuf Çavuşoğlu amcamın kayınbiraderi) ucu açık yüksük aldım ve kavalluk yapmaya başlamış oldukçada öğrenmiştim.
Dükkanda iki çırak olmamıza rağmen eve gidecek bir şey olduğu zaman ustam benimle gönderirdi.
Diğer çırak Ahmet ise beni göndermiyorlar diye çok kızardı.
Ustamın evi Abdikadı mevkisinde çıkmaz arada sağ taraftaydı. (Mısrı camisinden Sülümönüne gidilen yol=Abdikadı) kapıyı çalardım açılırdı. İçeriye girerdim . Büyükçe bir bahçeye açılan yerleri taş döşemeli sofa dükkana gidecek bir şey varsa bekle derler ben de bahçeye geçer orada beklerdim.
Bahçede tavuk, culuk (Hindi), kaz ve tavşanları vardı. Hayvanları çok sevdiğim için o bahçe çok hoşuma giderdi.
Dükkanın üstünde de güvercin dükkanda kanarya beslerdi. Ali ihsan ağabeyimden öğrendiğim üzere Afyon’da ilk kanarya sevenler derneği kurucularındandı. Cafer ustam çok iyi bir hayvan severdi. Cafer ustam geniş karınlı derler ya işte tamda böyle bir insandı. Çok beyefendiydi. Kızdığı zaman ağzını açmaz sadece gözlüklerinin üzerinden bakardı biz kızdığını o zaman anlardık. Ustamı ve terzi dükkanını çok severdim. Ama terzi çıraklığım kısa sürdü unutmadan yazayım haftalığım ikibuçuk liraydı.
Ustamı hiç unutmadım evde ütü işi oldumu ben ısrar eder yapardım. Annem dikiş makinesini açtığında ben dikeyim diye eziyet ederdim. Hatta yaptığım kuklalara elbiseler dikerdim. Bana terziliği sevdirmişti.
Allah ustamdan razı olsun bizleri çok kısa sürede olsa tam da babamın istediği gibi yetiştirdi. Mekanı Cennet olsun. Nur içinde yatsın.

































YORUMLAR