Ana Sayfa Arama Video
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Ahmet Semih Tulay
Ahmet Semih Tulay

BİR YONTUNUN ACI ÖYKÜSÜ

Kimi zaman antik öykülerde söylencelerle gerçekler birbirine karışır. İşte böyle bir öykü de Afrodisyas (Aydın-Karacasu-Geyre) Kenti ile ilgilidir. Afrodisyas, 500 yıl süresince bir heykel ekolünün olduğu, ünlü ve adlarını bildiğimiz ustalarca şaheser yontuların yani heykel ve kabartmaların yapıldığı çok önemli bir kenttir. Tanrıça adına kurulan bu kente Roma imparatorları çok önem vererek ayrıcalıklar sağlamışlardır. İmparator Avgustos, “Anadolu’da bu kenti kendim için seçtim” demiştir.

MÖ 4. yy’ın ikinci yarısında yapımına başlanan ve dünyanın yedi harikasından biri olan Halikarnassos (Muğla-Bodrum) Anıt mezarında çok tanınmış yontu sanatçıları çalışıyordu. Bunlardan birisi de Karyalı bir yontucu olan ünlü Briyaksis idi. Onun da Edallis adında yetenekli bir yardımcısı vardı. Bu genç gün boyu bıkıp usanmadan ustasının yanında anıt mezarın mermerlerini yontar dururdu. Halikarnassos’da yaşam böyle sürerken daha ötelerde Karya’nın öteki ucunda yukarıda sözünü ettiğim Tanrıça Afrodit’in adını taşıyan bir kent olan Afrodisyas’da yöneticinin tanrıça Afrodit kadar güzel Fidellis adında bir kızı vardı. İki genç birbirlerinden habersiz yaşamlarına bir yarışmada karşılaşıncaya değin devam ettiler.

O zamanlar Afrodisyas Kenti’nde tanrıça Afrodit adına düzenlenen şenlikler sırasında bir de güzellik yarışması yapılırdı. Bu şenliğe ve yarışmaya her taraftan genç kızlar yanında hatırı sayılır kalabalık bir izleyici grubu da gelirdi. En güzel genç kız yarışmasına sıra gelince nefesler tutulur, birbirinden güzel kızları görmek ve onların gözüne girebilmek için bekar delikanlılar arasında da gizliden bir çekişme başlardı. İşte böyle bir şenlik zamanı Edallis Afrodisyas’a gider. Fidellis’in en güzel kız seçildiği yarışma sırasında Tanrıça Afrodit’in beyaz güvercinleri kadar zarif Fidellis ile güneş yanığı tenli, bukleli saçlı ve Apollon kadar yakışıklı Edallis birbirlerine o an sevdalanırlar. Ama o kalabalıkta sadece birbirlerini görmekle kalırlar.

Edallis, Halikarnassos’a dönünce unutamadığı güzel kızın yüzünü ölümsüzleştirmek ve özlemini gidermek için başlar koca bir mermer bloğu yontmaya. Yontuda belki de hiçbir zaman gerçekte yaşamayacağı bir anı ölümsüzleştirir. Kendisiyle Fidellisi birbirlerine sarmaş dolaş biçimde işler. Sonra tamamladığı yapıtını ustası Briyaksis’e gösterir. Usta Briyaksis yardımcısının yaptığını çok beğenerek ona övgü dolu sözler söyler. Ustası beğenir ya Edallis durur mu gayrı ondan aldığı güçle yüklenir yapıtını düşer Afrodisyas’ın yoluna. Amacı yapıtının beğenilmesi yanında genç kızı bir daha görmek ve kalbini fethetmektir. Ama bilmez ki genç kız da çoktan ona onun kadar yangındır ve gece gündüz onu düşünmektedir.

Afrodisyas’a ulaştığında heyecanla kent yöneticisinin huzuruna çıkıp kendini tanıtır ve yaptığı yontuyu kendisine armağan etmek istediğini söyler. Yönetici çok memnun olur ona övgü dolu sözler söyler. Sonra adamlarının önüne getirdikleri yontuya dikkatle bakar ki ne görsün? Mermer grubundaki delikanlı bu yakışıklı delikanlı da kıza gelince… Kız da kendi biricik kızı Fidellis. Yani bilmediği bir genç gözünden sakındığı kızını kucaklıyor ve bu sahneyi ölümsüzleştirmiş. Birden içinde fırtınalar koparsa da bir şey demez aksine güzel sözlerle onu yeniden yüceltir. Gencin armağanı heykeli kızının görmemesi için hemen sarayın deposuna koydurur.

O akşam Edallis’in onuruna bir yemek şöleni düzenlenir. İki genç yemek masasında yeniden birbirlerini görürler. Kızın babasının gözü gencin üzerindedir ve kafasında hiç de iyi olmayan planlar yapmaktadır ama hiç belli etmez. Şölen bitiminde gence kalacağı oda gösterilir. Edallis büyük bir mutlulukla yatağa uzanır, sevdalandığı kızı düşüne düşüne uykuya dalar. Ama sabahı göremez. Çünkü gecenin bir yarısında yöneticinin adamları gizlice gencin canına kıyıp ortadan kaldırırlar.

Aradan uzun bir süre geçer. Günlerden bir gün Fidellis iki kez görüp bir daha göremediği ve unutamadığı Edallis’in yapıtını sarayın bodrumunda bir rastlantı sonucu bulur. Tozlarını temizleyip kucaklar. Sonra da işin gerçeğini öğrenmenin ardına düşer ve acı sonu öğrendiğinde ise yeniden sarayın bodrumuna iner. Kucakladığı heykeldeki sevgilisini öper, gözyaşlarıyla onun yüzünü ıslatır. Ardından Afrodisyas kentinin kuzeydoğusundaki bugün bile görülebilen mermer ocaklarına gidip en yüksek yerden kendini aşağıya bırakarak canına kıyar.

Heykel grubuna ne olmuş derseniz bu konuda kesin bir şey söyleyemem. Ama bakarsınız günün birinde bir arkeolojik kazıda gün ışığına çıkıverir ve müzede salonun bir köşesine koyup  “Edallis ile Fidellis” diye etiket koyarlar. Ben size şimdiden bu yontunun öyküsünü anlatmış oldum.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER