İnsan ruhunu besleyen, güzelleştiren sevgi olup, insanoğlunun en yüce duygularından birisidir. Vatan sevgisi, doğa sevgisi, sanat sevgisi, insanların birbirlerine duydukları sevgi içten, güzel ve temiz duygularla besleniyorsa ve ruhun derinliklerinde hissediliyorsa işte o sevgi ölümsüzdür. Böyle bir sevgiye sahip insanlar her zorluğu yenerler. Klasik Mitoloji’nin Batı Anadolu kökenli en tanınmış öykülerinden birisi sevgi ile ruhun birbirini tamamlayan önemli ögeler olduğunu vurgular. Öykünün kahramanlarından birisinin adı Eros “sevgi, aşk” öteki ise Psyche “nefes, yaşam, can” ve “ruh”dur.
Çok eski zamanlarda Batı Anadolu’da Filozoflar kenti olarak ünlenen Milet (Aydın-Didim-Balat) kralının üç güzel kızı varmış. Hepsi güzelmiş ama en küçükleri Psykhe çok daha güzelmiş. O kadar güzel ve iyilik dolu bir kızmış ki, insanlar onun bir tanrıça olduğuna inanıp ona tapınmaya başlamışlar. Onun yüzünden güzellik ve aşk tanrıçası Afrodit’in tapınağı boş kalmış, neredeyse adı unutulur olmuş. Bu duruma çok kızan tanrıça oğlu aşk tanrısı Eros’u yanına çağırmış ve bu kendini bilmez genç kızı aşk oklarıyla bir canavara aşık etmesini söylemiş. Bu arada ablaları evlendiği halde Psykhe evde kalmış. Çünkü bu denli güzel bir kızla evlenmeyi hiç kimse göze alamıyor, onun bir tanrı ile evleneceğine inanıyorlarmış. Onun bu durumuna çok üzülen babası bilicilere danışmak için Didim Apollon Tapınağı’na gitmiş. Tapınakta verilen yanıtta kıza düğün giysileri giydirilerek Söke yakınlarındaki Mykale (Samson) Dağı’nda bir kaya üstüne oturtulması ve kocası olacak yaratığın gece gelerek onu alıp götüreceği bildirilmiş. Ailesi ve kent halkı gelin olarak hazırlanan kızı yanlarına alarak büyük bir üzüntü içinde yola koyulmuşlar. Alay sanki gelin alayı değil de cenaze alayı gibiymiş. Ne var ki ellerinden bir şey gelmiyormuş. Tanrı Apollon’a karşı koymak kimin haddine… Denilen yere geldiklerinde güzeller güzeli kızı bir kayanın üzerine oturtup gözyaşlarıyla geri dönmüşler. Karanlık basmış, kız korkudan titrerken gecenin bir saatinde ılık bir yel esmiş, bir bulut gelip kızı sarmalayıp kaybolmuş.
Sabah gözünü açan kız, bir sarayda olduğunu görmüş. Her taraf cennet gibiymiş. Her istediği anında yerine getiriliyormuş. Kocası ise ortalıkta yokmuş. Gece karanlık bastığında yatağına uzanmış. Biraz sonra kocası gelmiş. Ortalık zifiri karanlık olduğu için görememiş, ama dokunarak onun normal bir insan yapısında olduğunu anlamış. Kocası hep geceleri geldiğinden ve aydınlatma aracı kullanılmadığından yüzünü hiç göremese de birbirlerini çok sevmişler. Eşi sadece geceleri yanına geliyor, ortalık aydınlanmaya yakın kayboluyormuş.
Aradan günler geçmiş. Kent halkı, güzel kızın canavar tarafından parçalandığına inandıkları için yas tutar olmuşlar. Arada bir kız kardeşleri ve sevenleri bırakıldığı kayanın yanına gidip ağlıyorlar onun için adaklar sunuyorlarmış. Bir zaman sonra kız bir gece kocasına yaşadığını insanlara göstermek istediğini ve ailesini çok özlediğini söyleyerek evine gitmek için izin istemiş. Kocası, “bak eğer bizim sırrımızı insanlar öğrenirlerse mutluluğumuz yıkılır, çocuğumuz ölümlü olarak doğar.” demiş. Ancak kız hiç kimseye bir şey söylememe sözü verince kocası kabul etmiş ve onu sabah evine göndereceğini söylemiş. Sabah olunca hafif bir yel esmiş beyaz bir bulut kızı sarmalamış ve kız bir anda kendini Milet’te bulmuş. Karşılarında kızı sapasağlam gören ailesi ve kent halkı bayram etmişler. Bir süre sonra kız, ablalarını sarayına getirerek konuk etmiş ve yaşadığı sarayı onlara göstermiş. Evlerine dönerken onlara çok değerli armağanlar vermiş. O günden sonra kardeşler sıklıkla birbirlerine gelir gider olmuşlar. Küçük kardeşlerinin yaşantısını gören iki abla bir süre sonra çekememezlikten çatlayacak duruma gelmişler. Ablalar geliş gidişlerinde çok istemelerine karşın eniştelerini göremiyorlarmış ya bunu kullanarak kıza kesinlikle kocasının yüzünü görmesi gerektiğini söylemeye başlamışlar. Hatta hamile olan küçük kıza çocuğunun bir canavar olacağını, eğer kocası da canavar ise, kesinlikle onu öldürmesi gerektiğini de söylemeye başlamışlar. Bütün bunların etkisinde kalan kız, bir gün gündüzden bir kama ile bir kandil hazırlayıp geceyi beklemiş. Gece olunca kocası gelip yatağa onun yanına uzanmış. Kız onun uyuduğundan emin olunca kalkarak kandili sakladığı yerden çıkarıp kamayı eline almış. Yatağa yaklaştığında şaşkınlıktan küçük dilini yutacak olmuş. Çünkü yatakta dünyanın en güzel erkeği Eros uyuyormuş. Nefes almadan hayranlıkla onu izlemeye koyulmuş. İşte tam bu sırada nasıl olmuşsa kandilden bir damla kızgın zeytinyağı Eros’un omzuna damlamış. Hemen uyanan Eros çok kızmış, “annem oklarımla seni bir canavara aşık etmemi söylemişti. Ben ise seni görünce oklarımı kendime sapladım. Çünkü seni sevdim. Karım yaptım ama sen bütün bunlara değmezmişsin.” demiş ve kanatlarını çarparak oradan uzaklaşmış. Onun ayrılmasıyla bir anda her şey yok olmuş ve kız kendini kuru bir toprak üzerinde bulmuş. Eşini ve her şeyini kaybeden kız çok üzülmüş. Kaynanası Afrodit’e kendisini bağışlaması ve kocasıyla barıştırması için yalvarmış. Afrodit onu sınavdan geçireceğini, kazanırsa bağışlayacağını söylemiş. Çünkü hala ona kin duyuyormuş.
Sınav başlamış. Kızı bir odaya koymuşlar. Birer çuval buğday, arpa, susam ve haşhaş getirip hepsini karıştırmışlar ve sabaha değin bunları ayrı, ayrı çuvala koymasını söyleyerek, kapıyı kilitleyip gitmişler. Her şeyin sonunun geldiğini düşünen kız, ağlamaya başlamış. O anda incecik bir ses duyulmuş. “Ağlama güzel kız, biz sana yardım ederiz!” Kız sesin sahibini araştırınca konuşanın bir karınca olduğunu görmüş. Sabaha değin on binlerce karınca tüm hububatı ayırmışlar. Sabahleyin odanın kapısını açan tanrıça şaşkına dönmüş. Ona yeni bir görev vermiş. Nehrin karşı kıyısındaki bulunan ve aslında birer canavar olan koyunların altın yünlerinden bir tutam getirmesini istemiş. Kız tam karşıya geçecek iken bir kamış dile gelip, karşıya geçmemesini, koyunların akşama bu tarafa geleceklerini, o zaman çalılara takılan yünlerini toplamasını söylemiş. Kız, denileni yapmış ve altın yünleri toplayıp Afrodit’e vermiş. Afrodit bu işe çok bozulmuş, fakat bir şey söylememiş. Kız kendisine verilen her görevi başarıyla tamamlıyormuş. Tanrıça yeni bir iş olarak dağdaki kaynaktan vereceği testiyi doldurmasını istemiş. Kaynakta bir canavar varmış. Bu kez ona Zeus’un kartalı yardım etmiş. Testiyi doldurarak getirip kıza vermiş. Afrodit son olarak ona yer altına inerek Persephone’nin makyaj kutusunu getirmesi buyruğunda bulunmuş. Bir kartal kıza Pamukkale Hierapolis’teki Hades’in girişini göstermiş. Kız gidip kutuyu almış. Dönüş yolunda merak ederek kutuyu açınca derin bir uykuya dalmış. Artık dayanamayan Eros onun yardımına koşmuş, kucaklayıp sarayına getirmiş ve “Bu denli sınama yeter artık!” diyerek annesine karşı gelmiş. Afrodit’in de yüreği yumuşamış çünkü sonuçta o bir aşk tanrıçasıdır. Sevgisi için her şeye katlanan gelinini bağışlamış. Sevgi ve ruh sonsuzluğa değin bir daha ayrılmamak üzere kavuşmuşlar.
Çünkü sevgisiz bir ruh, ruhsuz bir sevgi düşünülebilir mi? En sonunda Psykhe Olympos’a tanrılar katına alınmış ve ölümsüzlük verilmiş. Eros ile Psykhe’nin Hedone Latince Voluptas (Zevk) adını verdikleri bir kızları olmuş. Sevgi, Can ve Zevk birbirlerinden ayrılmaz üçlü olmuşlar.
































YORUMLAR