Ana Sayfa Arama Video
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Ahmet Semih Tulay
Ahmet Semih Tulay

SEVGİ VE SADAKAT (*)

En eski çağlardan günümüze insanoğlunun giysileri, taşıtları, yemek kültürü, ev eşyaları kısaca yaşam biçimi yıllara göre değişmiş ama tek değişmeyen sevgisi olmuştur. Mağara döneminde insanlar nasıl birbirlerine sevgi duyuyorlarsa günümüz modern dünyada da duyulan sevgi aynıdır. Sevginin bir gelişme süreci olmayıp hep aynı kalmıştır.

Sevgide birbirine bağlılık varsa o sevgi daha da yüceleşir. Her koşulda verdiği sözü tutanlar ve birbirlerine bağlı kalan insanlar erdemli insanlardır ve onların sevgisi en büyük sevgidir. Burada anlatılan öykü birbirlerini çok seven insanların isterlerse her koşulda birbirlerine bağlı kalabileceklerini anlatan en güzel Anadolu öykülerinden biridir. Antik çağın en sevdiğim öykülerinden biri olan bu öyküyü kısaltarak sunuyorum.

Efes (Selçuk-İzmir) Kenti’nin saygın kişilerinden Likomedes ile karısı Temiste’nin Habrokomes adında çok yakışıklı bir oğulları vardı. On altı yaşındaki oğlan ne aşk tanrısı Eros’u tanıyor ne de kızlara yüz veriyordu kısaca sevgiyle işi yoktu. Bu işe çok bozulan Eros ondan öç almayı kafasına koymuştu. O yıl düzenlenen Artemis şenliğindeki kortejlerde Efesli delikanlıların başında Habrokomes yürüyordu ve sanki genç bir tanrıydı gibiydi. Genç kızların başında da Megademes ile Evippe’nin kızları Antheia vardı. Kız henüz on dört yaşındaydı ama o da bir tanrıça gibi güzeldi. Şenlikte bir ara iki genç birbirlerini gördüler. Eros oklarını ikisine birden sapladı ve birbirlerine sevdalandılar. Efesliler onları çoktan birbirlerine yakıştırmışlardı bile.

Zaman geçti kara sevdadan her ikisi de yataklara düştüler. Aileleri adaklar, kurbanlar sundular ama bir yararı olmadı. Sonunda babaları Efes Kenti yakınındaki Klaros Apollon Tapınağı bilicisine başvurdular. Orada kendilerine tanrı buyruğu olarak şu yanıt verildi. “Sizler neden bu iki gencin hastalığının nedenini ve sonucunu öğrenmek istiyorsunuz? İyi bilin ki ikisini de aynı kötü olaylar bekliyor. İkisi de denizleri aşıp kurtulacak, ikisi de prangaya vurulacak. Uzaklardaki Nil Irmağı’ndan İsis topraklarına ayak basacaklar ve kurtarıcı tanrıça İsis onlara armağanlar bağışlayacak ve dahi çileleri dolduğunda yazgıları yeniden esenlik dolu günlere ulaşacak.” Bu yanıtı alan babalar ailece toplanıp çocukları evlendirmeye ve Efes’in dışına göndermeye karar verdiler. Efeslilerin yıllarca konuşacağı bir evlilik töreni yapıldı. Düğün sonrası aile büyükleri bir araya gelip onları kötü geleceklerinden korumak üzere uzak ülke Mısır’a göndermeye karar verdiler. Sağlam büyük bir tekne, güvenilir bir kaptan ve tayfalar hazırlandı. Tekneye bol yiyecek, içecek ve hizmetçiler kondu ve yanlarına çok miktarda para ve altın ve gümüşler verildi. Ertesi gün limandan onları uğurlayamaya sadece aileleri değil, tüm Efesliler koşup gelmişlerdi. Herkes gözyaşları içinde bu iki güzel genci yolcu edip sağ salim esenlikle geri dönmeleri için tanrılara yakarırlarken tekne limandan ayrılıp gözden kayboldu. Teknede yeni evli gençler tanrıça Hera’nın kutsal adası Samos’u geçinceye değin hep birbirlerine güzel sözler söyleyip ne olursa olsun birbirlerinden ayrılmayacakları sözünü verdiler.

Yolculuk sorunsuz ve güvenli geçiyordu. Knidos (Datça) ve Kos Adası’nı geçip Rodos Adası’na esenlikle vardılar. Karaya çıkan iki genci Rodoslular tanrı ve tanrıça sanıp, onurlarına büyük bir şölen verdiler. Yeni evliler kentten ayrılmazdan önce Helios Tapınağı’na giderek güneş tanrısına altın bir vazo armağan ettiler. Vazonun üzerinde “Ey güneş tanrısı, bu armağanı sana güzel Efes Kenti’nden Antheia ve Habrokomes adlı iki genç sundu.” yazısı vardı. Hazırlıklar tamamlanınca yolculuk yeniden başladı ama bir süre sonra rüzgar kesildi ve tekne yerinden kımıldamaz oldu. İşin kötüsü bir Fenike korsan gemisi onları göz hapsine almıştı. Korsan Korimbos Efes teknesinin değerinin farkındaydı. Korsanlar fırsatı bulunca tekneye saldırıp yağmaladılar ve teknedekilerin hepsini tutsak edip tekneyi ateşe verdiler. Bu arada kaptan Korimbos gönlünü Habrokomes’e adamı Evksinos ise gönlünü Antheia’ya kaptırdı. Her iki adam ayrı ayrı gençlere öneride bulunup şöyle dediler. “Tutsak yerine efendi, yoksul yerine varlıklı olmak sizin elinizde.” Genç evliler düşünmek için izin istediler ve gizlice buluşup olup biteni birbirlerine anlattılar. Yeniden birbirlerine bağlılık andı içtiler.

Karaya yanaştıklarında geminin sahibi korsan Aspirtos iki genci görünce çok beğendi ve iyi para edeceklerini düşündü. Adam yeni kölelerini alıp evine bıraktı ve bir iş için Suriye’ye gitti. Nasıl olduysa adamın tek kızı Manto birden gönlünü Habrokomes’e kaptırıverdi. Bir gün Antheia’ya göz kulak olan ve onunla birlikte tutsak edilmiş olan Rhode adlı köle kıza içini döktü. O da onlarla birlikte esir edilen Levkon’a, Levkon da Habrokomes’e söyleyince genç çok kızdı ama yapacak bir şeyi yoktu, sonuçta bir köleydi. Bu yolla sonuç alamayan kız tuttu sevdasını dile getiren sevgi sözcükleriyle dolu bir mektup yazdı. Mektubu alan Habrokomes, kızın isteğini geri çevirdi. Bu sırada Manto’nun babası Suriye’den kızı için Moeris adlı bir damat adayıyla dönmüştü. Bunun üzerine öfkelenen Manto üstünü başını yırtıp saçlarını dağıttı ve babasına Habrokomes’in kendisini taciz ettiğini söyledi. Adam büyük bir öfke ile genci prangaya vurdurup dayanılmaz işkenceler yaptırdı. Kızını gelin ederken Antheia, Rhode ve Levkon’u köle diye ona armağan etti. Antheia yolculuğa çıkmadan önce zindana inip kocası Habrokomes’e yeniden bağlılık sözü verdi.

Manto Suriye’ye varınca Levkon ile Rhode’yi tutsak pazarına satılmak üzere gönderdi. Antheia’yı ise kıskançlığından olacak Lampo adlı uygarlık yüzü görmemiş bir çobana karı diye verdi. Antheia çobana başından geçenlerin tümünü anlattı. Kaba saba adam temiz kalpli birisiydi. Kızın başından geçenlere çok üzüldü ve yaşarmış gözlerle ona el sürmeyeceği sözünü verdi. Bu arada Aspirtos kızının yazdığı mektubu buldu ve yaptığı haksızlığı anlayarak oğlanı serbest bıraktı ve özür diledi. Bunlar olurken Manto’nun kocası Moeris Antheia’ya göz koydu ve çobana derdini açıp karısını istedi. Çoban olanları gidip Manto’ya anlattı. O da kızı öldürmesini söyledi. Çoban kıza kıyamadığı için limana götürüp Kilikya’dan gelen haydutlara satmaktan başka çıkar yol bulamadı. Sonra da Manto’ya kızı öldürdüğü yalanını söyledi. Manto’nun babasına yazdığı bir mektuptan Antheia’nın başına gelenleri duyan Habrokomes uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra çobanı buldu. Bu sırada Antheia’yı satın alan korsanlar Tarsos (Tarsus) yakınlarında fırtınaya kapılıp bir köye sığındılar. İşlerinin yolunda gitmesi için kızı Ares’e kurban etmeye karar verdiler. Tam işe başlıyorlardı ki Tarsos yöresi yöneticisi Perilaos yetişti. Kızı korsanların elinden alıp sarayına getirdi. Onu ilk gördüğünde hemen aşık olmuştu ve onunla evlenmek istiyordu. Antheia, zaman kazanmak için otuz gün kendisine dokumamama sözü karşılığı evlenme önerisini kabul etti.

Habrokomes Antheia bulabilmek için Anadolu’yu dolaşmaya başlamıştı. Bir gün bir adam Antheia’yı kendilerinin aldığını ama kendilerinden de Perilaos’un aldığını söyleyince düştü Tarsos yoluna. Bu sırada Tarsos’a Efesli bir hekim gelmişti. Perilaos hemşerisi diye onu Antheia’ya getirdi. Kız başından geçenleri ona anlattı. Hekim Efes’te iken onların öyküsünü duymuştu. Kız kendisini öldürmeyi düşündüğünü, bunun için kendisine bir zehir vermesini rica etti ve konuşmasını kocasına bağlı kalmak için namus sözü verdiğini söyleyerek tamamladı. Bunun üzerine Efesli hekim ona kimi ilaçlar vererek düğün günü almasını söyledi.

Düğün günü hekimin dediklerini yapan kız yığılıp kaldı. Öldü diye büyük bir cenaze töreni yapıldı. Bir süre sonra mezar odasında kendine geldi. Doktor belirli bir süre onu cansız gibi gösterecek ilaçlar vermişti. Tam bu sırada soyguncular mezar odasına girip eşyaları yağmaladılar ve onu alıp bir gemi ile İskenderiye’ye götürüp Psamis adlı bir Hintli prense sattılar. Bu olaylardan hemen sonra Tarsos’a gelen Habrokomes burada karısının başına gelenlerin tümünü öğrendi ve yeniden yollara düştü. Antheia’yı satın alan Prens onunla evlenmek isteğinde bulunduğunda Antheia prense İsis’e adanmış olduğu için bir yıldan önce evlenemeyeceğini söyledi. Adam da korkusundan bekleme sözü verdi.

Bir süre sonra kız prensin yanından kaçtı. Yolda Rodos Adası’na uğrayıp Helios tapınağına gitti. Saçlarından bir tutam kesip, “Antheia çok sevdiği kocası Habrokomes adına saçlarını tanrıya sundu.” yazısıyla birlikte sunuda bulundu. Tam bu sırada umutsuzluğa düşen Habrokomes de Efes’e dönmeye karar vermişti O da Rodos’ta tapınağa gidip daha önce güneş tanrısına sundukları altın vazoya bakarken saç tutamını ve sunu yazısını gördü. Eline alıp yazıyı okuduğunda gözleri doldu öylesine kalakaldı. Oradaki bir rahip ona bu yazı ile neden ilgilendiği sorusuna başından geçenleri anlattı. Rahip “o kadın az önce buradaydı, hemen koş.” deyince Habrokomes tapınaktan bir ok fırlayıp Rodos sokaklarında gözyaşları içinde “Antheia! Antheia!” diye bağırarak koşmaya karısını aramaya başladı. Az sonra kent sokaklarından birinde birbirlerini bulup sarmaş dolaş oldular. Rodoslular ise gözyaşlarıyla olup biteni izliyorlardı.

Adalılar onlar için geldiklerindeki gibi görkemli bir şölen düzenleyip ertesi gün büyük bir törenle uğurladılar. Birkaç gün sonra iki genç esenlikle Efes’e ulaştılar. Onların geldiğini duyan herkes limana koşup gelmişti. Anne ve babaları çoktan öteki dünyaya gitmişlerdi ama kardeşleri ve akrabaları oradaydı. İki genç birlikte Artemis tapınağında sunuda bulunup başlarından geçenleri bir yazıtla ölümsüzleştirdiler. Geri kalan tüm yaşamları Efes’te mutluluk içinde geçti.

Sözün özgü; Sevgi yüce bir duygudur. Sadakat ve güvenle taçlanırsa daha da büyür ve önünde hiçbir engel duramaz.

(*) A.Semih Tulay, “Habrokomes ile Antheia”, Ege’nin Antik Öyküleri, İzmir, 2020 (16. Baskı)

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER