Ana Sayfa Arama Video
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Hüseyin Bay
Hüseyin Bay

Ambaryolu’nda Neler Oluyor? II

Bu yazı ne bir siyasi eleştiri ne bir kuruma haksızlık etme girişimi ne de popülist bir goygoyculuktur. Bu yazı sadece ama sadece bir durum tespitidir.

Ben şehirde yürümeyi; yürürken çevremde olup bitenleri, insan ve şehir manzaralarını seyretmeyi severim. Bir şehri en iyi tanıyanlar, bazen o şehri yönetenlerden çok, sokaklarında aylak aylak dolaşan şehir tutkunlarıdır.

Bu meyanda, Afyonkarahisar’ı en iyi tanıyanlardan birinin de ben olduğumu söyleyebilirim. Bana “Şehrimizin en büyük sorunu nedir?” diye sorsanız hiç tereddüt etmeden “Trafik, kirlilik ve düzensizlik!” derim.

Üç büyük problem saydım, değil mi? “Peki, hangisi en büyüğü?” diye sorar gibisiniz. Aslında üçü de birbirini besleyen, aynı bütünü tamamlayan kardeşlerdir. Düzensizlik kirliliği, kirlilik düzensizliği; her ikisi trafiği, trafik de dönüp diğer ikisini tetikler. Birbirleriyle pek güzel geçinirler. Olan, aralarında yaşamaya çalışan insana olur.

Oysa şehirde yaşamak, yalnızca bir şehir adresine sahip olmak değildir. Medeni olmak da apartmanda oturmakla, otomobile binmekle veya dükkânın tabelasına gösterişli bir isim yazdırmakla tamamlanmaz. Medeniyet, biraz da insanın yaşadığı beldenin temizliğine, imarına ve düzenine nasıl katkıda bulunduğuyla ölçülür. Kaldırımı yayaya bırakmak, çöpünü ortalığa atmamak, aracını başkasının yolunu kesmeden park etmek, ortak alanı kendi mülkü sanmamak…

Büyük lafların küçük ama görünür karşılıklarıdır bunlar.

Şehrin imarı yalnızca bina dikmek değildir; insanların rahatça yürüyebileceği, nefes alabileceği, birbirinin hakkını çiğnemeden yaşayabileceği bir çevre kurmaktır. Yoksa binalar yükselirken şehir hayatı pekâlâ yerlerde sürünebilir.

İlimizin bu anlamda en problemli noktalarından biri, ticaretin ve trafiğin yoğunlaştığı Ambaryolu’dur. Şehrin diğer bölgeleri ve caddeleri de Ambaryolu’ndan pek geri kalmaz; o da bahsi diğerdir.

Caddeye Park Afyon tarafından girip şehir merkezine doğru yürümeye başladığınızda kirliliğin, düzensizliğin ve trafik keşmekeşinin en katmerlisini görürsünüz. Görmek de ne demek; adeta içinde yaşarsınız! İnsanın yürümesini bile engelleyen bu karmaşaya yalnızca tanık olmaz, doğrudan maruz kalırsınız.

Özellikle yan sokakların caddeye açıldığı noktalardaki trafik, insanı çileden çıkaracak boyuttadır. Araç ve yaya sirkülasyonu yetmiyormuş gibi seyyar elbise ve ayakkabı satıcıları, köy ürünleri satan amcalar, teyzeler… Tezgâhlar, kasalar, çuvallar, poşetler…

Kaldırımlar yetmez, sokaklara taşılır. Cadde esnafının dükkân önlerini işgal etmesi yetmez, kaldırımın yol tarafı da sahiplenilir. Yayaya ise bütün bunların arasında kendine bir geçit bulmak kalır.

Ne de olsa kaldırımın asıl işlevi, dükkânın açık hava deposu olmaktır! Yayanın orada ne işi var?

Cevizcisi, sebzecisi, beyaz eşyacısı, şekercisi, elektronik eşyacısı, balıkçısı, bisikletçisi, hırdavatçısı… Daha adını sayamadığım bilumum esnaf ve seyyar satıcı…

Şinanay da yavrum, şinanay!

Cevizcisi, sebzecisi, ayakkabıcısı…

Şinanay da yavrum, hopa şina şinanay!

Bütün bunların üstüne, birçok tezgâhın ve dükkânın çevresi de satılan ürünlerin çürüğü çarığı, ambalajı, kutusu ve türlü artığıyla doludur.

Aman Allah’ım! İnsanda biraz utanma, biraz sıkılma olmaz mı? Bu ne itinasızlık, bu ne duyarsızlık!

Dükkânın içi temiz olsun da önünden geçenin ne gördüğü, neye bastığı, neyi soluduğu pek mühim değil herhâlde. Ortak alan dediğimiz yer, herkesin kullandığı ama kimsenin sorumluluk üstlenmediği bir sahipsizliğe dönüşmüş. Her şey her yerde, herkes herkese bigâne…

Bir de araç parkları var ki anlatamam!

Geçenlerde yine caddeye çıkan sokaklardan birinin köşesinde, bir adamın inşaat malzemeleri satan bir firmaya ait koskoca kamyoneti, parkı engellemek için yerleştirilen dubaların üzerine çıkarmaya çalıştığını gördüm. Bununla da yetinmiyor, dubaları kırmak istercesine aracını ileri geri hareket ettiriyordu.

“Ne yapıyorsun?” der gibi el işareti yaptım. Umursamadılar bile. Bu arada, “Sen ne karışıyorsun?” diye araçtan inip bana çıkışırlar mı diye korkmadım da değil hani.

Şehirde yaşamanın bir başka inceliği: Yanlışa itiraz ederken başınıza iş açılıp açılmayacağını da hesaplayacaksınız!

Dörtlülerini yakıp gidenler, park etmiş araçların yanına ikinci sıra oluşturanlar, park yasağı bulunan noktalara araç bırakanlar, “Yük kamyonetim gelecek!” diye dükkânının önünü kapatanlar… Şehir merkezinde oturduğu hâlde aracını getirip caddeye bırakan, akşama kadar orada bekletenler…

Tam bir curcuna!

Dörtlüleri yakınca yasak kalkıyor, dükkânın önüne iki kasa koyunca yol tapuya ekleniyor, kaldırıma mal dizince yayanın geçiş hakkı kendiliğinden sona eriyor olmalı. Bizim bilmediğimiz birtakım şehircilik kuralları var anlaşılan!

Peki, suçlu kim?

Seyyar satıcılar mı?

Şehrin esnafı mı?

Yayalar mı?

Şehrin düzeninden sorumlu zabıta mı?

Trafiği düzenlemekle görevli trafik polisi mi?

Belediye mi?

Valilik mi?

Bence hiçbiri!

Herhâlde bütün sorumluluk anne babalarda ve okul öğretmenlerinde. Çocuklara temizlik ve başkasının hakkına saygı öğretilseydi, yetişkinlerin kurallara uymasına, kurumların da görevlerini yapmasına gerek kalmayacaktı zaten!

Ama asıl suçluyu buldum: Şehrimizi gezmeye gelen turistler!

Evet, evet, kesinlikle turistler…

Bütün bu kaldırımları onlar işgal ediyor, çöpleri onlar bırakıyor, araçları ikinci sıraya onlar park ediyor, dubaları da onlar kırıyor olmalı!

Başka kim olabilir ki?

“Temizlik imandandır.” diyen Peygamberimiz olacak değil ya!

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER