Millî Görüş çevresinde gelişen ekonomik zihniyeti değerlendirirken Gümüş Motor, Milsan ve benzeri sanayi teşebbüsleriyle Kombassan, Yimpaş ve Jetpa gibi çok ortaklı şirket tecrübelerini bütünüyle görmezden gelemeyiz. Ancak bu kuruluşların hepsini aynı tarihsel ve hukuki kategoriye yerleştirmek de doğru değildir.
Gümüş Motor, 1956’da kurulmuş bir sanayi girişimidir. Şirketin yönetimi ve mülkiyet yapısı 1964’te pancar kooperatifleri ile şeker fabrikalarının ağırlık kazandığı yeni bir yapıya geçmiş, adı Pancar Motor olmuş ve işletme onlarca yıl üretimini sürdürmüştür. Şirketin uzun yıllar zarar etmesi ve nihayet 2011’de kapanması; yatırım tercihi, verimlilik, yeniden yapılanma ve kurumsal yönetim bakımından eleştirilebilir. Fakat Gümüş Motor’u, 1990’larda özellikle yurt dışındaki vatandaşlardan para toplayan çok ortaklı holdinglerle aynı grupta değerlendirmek tarihsel bakımdan yanlıştır. Aynı şekilde Milsan ve benzeri girişimler hakkında da güvenilir bilanço, denetim raporu veya kesinleşmiş yargı kararı bulunmadan kasıtlı biçimde “zarar ettirildikleri” ya da bütün yatırımcıların aynı şekilde mağdur edildiği söylenemez. Buna karşılık, yüksek ideallerle başlatıldığı hâlde beklenen kalıcılığa ve verimliliğe ulaşamayan teşebbüslerin yatırımcı zararları doğurması, ekonomik zihniyetin uygulamadaki başarısını değerlendirirken dikkate alınması gereken bir göstergedir.
Kombassan, Yimpaş ve Jetpa gibi 1990’ların çok ortaklı şirketleri ise farklı bir olgudur. Bu şirketlerin bir bölümü, özellikle Avrupa’da yaşayan vatandaşlardan dinî aidiyet, hemşehrilik ve toplumsal güven ilişkileri üzerinden para topladı. Para toplama yöntemlerinin sermaye piyasası mevzuatına uygunluğu, ortaklık belgelerinin hukuki niteliği ve yatırımcıların paralarını geri alamaması yıllarca tartışıldı; çok sayıda mağduriyet iddiası yargıya ve TBMM’ye taşındı.
Burada da toptancı hüküm vermemek gerekir. “Bu şirketlerin tamamı battı” veya “toplanan bütün paralar başka kişilere aktarıldı” gibi ifadeler, her şirket bakımından ayrı ve kesin deliller bulunmadan kullanılamaz. Nitekim Kombassan bütünüyle ortadan kalkmamış, 2017’de Bera Holding adını alarak Borsa İstanbul’da işlem görmeyi sürdürmüştür. Bununla birlikte çok sayıda ortağın parasına erişemediği ve yıllarca hak aradığı gerçeği de görmezden gelinemez.
Bu örnekler, Refahyol’un makroekonomik politikalarının zorunlu olarak başarısız olacağını tek başına kanıtlamaz. Hükümet politikasıyla özel şirketlerin yönetimini özdeşleştirmek analitik bir hata olur. Ancak bu tecrübeler, ekonomik fizibilitenin, bağımsız denetimin, şeffaf muhasebenin ve kurumsal yönetimin yerine ideolojik aidiyet ile dinî güven konulduğunda ne kadar büyük riskler doğabileceğini gösterir. İnsanların “aynı inanç dünyasına mensubuz” düşüncesiyle ekonomik sorgulamadan vazgeçmesi; kötü yönetime, denetimsizliğe ve suistimale elverişli bir ortam oluşturabilir. İyi niyet, ekonomik yeterliliğin; dava arkadaşlığı da hesap verebilirliğin yerini tutmaz.
Ekonomik Başarı Algısı Nasıl Mite Dönüştü?
Refahyol’un ekonomik başarısının zamanla bir mite dönüşmesinde birkaç unsur birlikte etkili oldu. İlk olarak ücret ve aylıklardaki yüksek nominal artışlar, bazı kesimlerde gerçek fakat kısa süreli bir rahatlama sağladı’’. İkinci olarak’’ hükümetin uzun dönemli ekonomik sonuçları ortaya çıkmadan 28 Şubat müdahalesiyle iktidardan uzaklaştırılması, “yarım bırakılmış başarı” düşüncesini besledi. Bir politika tamamlanmadan kesintiye uğradığında, başarısızlığının da başarısının da kesin biçimde sınanması zorlaşır; böylece gerçekleşmemiş gelecek, siyasi hafızada kolaylıkla ideal bir ihtimale dönüşebilir.
Üçüncü olarak sonraki yıllarda yaşanan ekonomik sorunlar, “Erbakan’ın sistemi terk edildiği için ortaya çıktı” şeklinde açıklandı. Böylece model, başarısız sonuçlardan sorumlu tutulamayacak ve pratikte yanlışlanamayacak bir konuma yerleştirildi. Dördüncü olarak “faiz lobisi”, “dış güçler”, “ABD” veya “Siyonizm” tarafından Türkiye’nin dünyayı etkileyecek yükselişinin engellendiği iddiası, ekonomik tartışmayı ölçülebilir göstergelerden uzaklaştırarak büyük bir mağduriyet anlatısına dönüştürdü. Dış baskıların veya çıkar çatışmalarının siyasette hiçbir etkisi bulunmadığını söylemek ne kadar safça ise, bütün ekonomik sorunları somut kanıt göstermeden tek bir gizli merkezin müdahalesiyle açıklamak da o kadar indirgemecidir.
Burada temel bir ayrımı korumak gerekir: 28 Şubat’ın antidemokratik bir askerî-bürokratik müdahale olduğunu kabul etmek, Refahyol’un bütün ekonomik uygulamalarını başarılı saymayı gerektirmez. Aynı şekilde Refahyol’un ekonomik politikalarını eleştirmek de 28 Şubat müdahalesini haklı çıkarmak anlamına gelmez. Bir hükümetin yanlışları seçimle, Meclis denetimiyle, bağımsız yargıyla ve hukuk içinde düzeltilmelidir. Askerî ve bürokratik vesayet, hiçbir ekonomik eleştirinin meşru aracı olamaz.
Sonuç
Refahyol döneminde hiçbir olumlu ekonomik gelişme yaşanmadığını söylemek doğru değildir. Bazı kamu çalışanları, emekliler ve düşük gelirliler bakımından gerçek bir gelir artışı olmuş; iç piyasa canlanmış ve kamu kaynaklarının ortak yönetilmesine yönelik dikkate değer bir uygulama başlatılmıştır. Bunlar, döneme ilişkin olumlu hafızanın bütünüyle hayal ürünü olmadığını gösterir.
Ancak kısa süreli gelir artışını kalıcı kalkınma, piyasadaki canlılığı yapısal dönüşüm ve yaklaşık bir yıllık hükümet tecrübesini Adil Düzen’in kesin başarısı saymak da doğru değildir. Enflasyonun hızlanması, kamu finansman ihtiyacının büyümesi, bütçe dengelerinin bozulması ve kalıcı kurumsal dönüşümün gerçekleştirilememesi, görünürdeki refah artışının ciddi sınırları ve maliyetleri bulunduğunu göstermektedir.
Bu nedenle asıl mit, “Refahyol döneminde hiçbir iyileşme yaşanmadığı” düşüncesi değildir. Asıl mit; Erbakan’ın Türkiye’yi kaçınılmaz olarak büyük bir ekonomik sıçramaya götürdüğü, uygulanan politikanın Adil Düzen’in eksiksiz örneği olduğu ve 28 Şubat müdahalesinin özellikle gerçekleşmek üzere olan bu ekonomik mucizeyi durdurmak amacıyla yapıldığı iddiasıdır.
Kısacası Refahyol dönemi, kanıtlanmış bir ekonomik mucize değil; bazı gerçek kısa vadeli kazanımların, yarım kalmışlık ve mağduriyet anlatısıyla büyütülerek kalıcı bir başarı efsanesine dönüştürüldüğü tartışmalı bir hükümet tecrübesidir.
































YORUMLAR