Ana Sayfa Arama Video
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Hüseyin Bay
Hüseyin Bay

Yapay Zekâ Çağında Biricik Miyiz? (I)

Bize Özel mi, Önceden Seçilmiş mi?

Kişiselleştirilmiş bir dünyada yaşamak, kişilik sahibi olduğumuz anlamına gelmez. Bazen bize özel hazırlanan şeyler, bizi bize benzetmekten çok birbirimize benzetir.

“Siz biriciksiniz.”

Sosyal medya platformlarından reklam şirketlerine, kişisel gelişim uzmanlarından yapay zekâ uygulamalarına kadar çağımızın en sık tekrarlanan cümlelerinden biri budur. Her ürünün “bize özel”, her önerinin “kişiselleştirilmiş”, her hizmetin “tam ihtiyaçlarımıza göre” hazırlandığı söylenir. Dinlediğimiz müziklerden izlediğimiz filmlere, satın aldığımız kıyafetlerden okuduğumuz haberlere kadar her şeyin tercihlerimize göre biçimlendirildiği ileri sürülür.

Peki gerçekten biricik miyiz?

Eskilerin ifadesiyle “nev‘i şahsına münhasır”, yani kendine özgü bireyler miyiz? Yoksa bize sunulan sınırlı seçenekler arasından tercihte bulunurken kendimizi özgür ve farklı zanneden, önceden tasarlanmış kişilik kalıplarından birini mi seçiyoruz?

Frankfurt Okulu düşünürlerinden Theodor W. Adorno, kültür endüstrisini eleştirirken “sözde bireyselleştirme” kavramını kullanmıştı. Ona göre modern kültür endüstrisi görünürde çok sayıda seçenek üretiyor; fakat bu seçeneklerin temel yapısını birbirine benzetiyordu. Şarkıcılar, oyuncular, ambalajlar, sloganlar ve hikâyeler değişiyor; ancak üretim, tüketim ve kâr mantığı aynı kalıyordu. Tüketici, kendine özgü bir seçim yaptığı duygusunu yaşıyor; fakat tercihlerinin sınırları daha önceden belirlenmiş bulunuyordu.

Bugün Adorno’nun sözünü ettiği düzen, yapay zekâ ve algoritmalar sayesinde çok daha incelikli bir hâle geldi. Artık herkese aynı ürünün sunulması gerekmiyor. Aynı sistem, farklı insanlara farklı görüntüler, şarkılar, haberler ve reklamlar gösterebiliyor. Platform bizi herkesten ayırıyormuş gibi görünürken aslında davranışlarımızı ölçülebilir örüntülere dönüştürüyor.

Yaşımız, yaşadığımız şehir, eğitimimiz, gelirimiz, siyasi eğilimimiz, dinlediğimiz müzik, izlediğimiz video, bir görüntünün üzerinde ne kadar durduğumuz, hangi haberi açtığımız ve neyi satın aldığımız kaydedilebiliyor. Ardından bizim için bir profil oluşturuluyor:

“Bunu dinleyenler şunları da dinledi.”

“Bu ürünü alanlar bunları da satın aldı.”

“İlginizi çekebilecek kişiler.”

“Size özel içerikler.”

Buradaki “size özel” ifadesi üzerinde düşünmeliyiz. Çünkü sistem çoğu zaman bizi bütün derinliğimizle tanımaz; geçmiş davranışlarımızdan hareketle hangi davranışı tekrarlama ihtimalimizin yüksek olduğunu hesaplar. Yapay zekâ bizim kim olduğumuzu değil, çoğu zaman neye tıklayabileceğimizi tahmin etmeye çalışır. İnsan kişiliğini anlamaktan çok, davranışı öngörmekle ilgilenir.

Oysa insan geçmiş tercihlerinin toplamından ibaret değildir. Bazen daha önce hiç dinlemediği bir müziği merak eder, kendisine aykırı bir düşünceyi okumak ister, alışkanlıklarını terk eder, kanaatini değiştirir ve kendisinden beklenmeyen bir karar verir. Bireysellik tam da bu beklenmedik alanda ortaya çıkar.

Algoritma ise genellikle bizi geçmişimize bağlar. Daha önce sevdiğimizi yeniden gösterir, daha önce düşündüğümüze benzeyen görüşleri karşımıza çıkarır ve zamanla bizi kendi tercihlerimizin yankılandığı bir çevrenin içine yerleştirir.

Böylece kişiselleştirme, farkında olmadan kişiliğin daralmasına yol açabilir.

Bir müzik platformunda milyonlarca eser bulunması elbette gerçek bir çeşitliliktir. Fakat bu eserlerden hangilerinin görünür olacağı dinleme süresi, etkileşim oranı, popülerlik ve gelir hedefleri tarafından belirleniyorsa milyonlarca seçenek, kullanıcının önünde fiilen birkaç öneriye dönüşebilir.

Demek ki seçeneklerin çokluğu ile seçim alanının genişliği aynı şey değildir.

Sosyal medya da benzer biçimde herkese kendisini ifade edebileceği bir alan sunduğunu söyler. Gerçekten de geçmiş dönemlerle karşılaştırıldığında insanın sesini duyurma imkânı artmıştır. Ancak aynı platformlar görünür olmanın ölçülerini de belirlemektedir. Daha fazla beğeni almak, daha çok paylaşılmak ve algoritma tarafından öne çıkarılmak isteyen kişi, zamanla kendi dilini platformun beklentilerine göre değiştirebilir.

Böylece herkes “kendisi olmaya” çağrılırken birbirine benzeyen fotoğraflar çeker, benzer cümleler kurar, aynı gündemlere öfkelenir ve aynı moda akımlarını takip eder. Farklılık bile belirli kalıplar içerisinde üretilir. İnsanlardan yalnızca sıradan olmaları değil, önceden hazırlanmış biçimlerde “özgün” olmaları beklenir.

Çağımızın çelişkisi burada yatıyor: Hiçbir dönemde bu kadar çok “kendin ol” denilmemişti; fakat belki de hiçbir dönemde insanlar kendilerini bu kadar başkalarının bakışıyla kurmamıştı.

Bütün bunlar bizi daha zor bir soruyla karşı karşıya bırakıyor: Tercihlerimizin, beğenilerimizin ve hatta kendimizi ifade etme biçimimizin algoritmalar tarafından yönlendirildiğini fark ettiğimizde ne yapacağız?

Biricik olmadığımızı anlamak, bireyselliğin sonu mudur; yoksa gerçek bireyleşmenin başlangıcı mı?

Bir sonraki yazıda bu sorunun cevabını arayacağız.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER