Ana Sayfa Arama Video
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Ahmet Semih Tulay
Ahmet Semih Tulay

SITKI OLÇAR VE UCUZA GİTMEK        

Mesleğim gereği Türkiye’nin batısından doğusuna çeşitli bölgelerde görev yaptım. Yeri geldi yerli-yabancı üst düzey devlet adamları, bilim adamları ile aynı masada bulunduğum gibi yeri geldi görev için gittiğim köylerde yer sofrasında yemek yedim, Güneydoğudaki kazılarda çalışırken Fırat Nehri’nin suyundan yapılma çay içtim. Yeri geldi görev nedeniyle beş yıldızlı otellerde, tatil köylerinde kalırken yeri geldi katıldığım arkeolojik kazılarda çok basit yerlerde kaldım hatta Şanlıurfa’daki bir kazıda üç ay boyunca toprak dam üstünde uyudum. Bütün bunlar sırasında çok değerli, filozof gibi insanlar tanıdım.

Kimi insanlar bilgileriyle, yaptıkları işlerle, söylemleriyle bir hazinedirler. Bu bağlamda Unesco’nun ‘Yaşayan insan hazinesi’ diye bir ödüllendirmesi de vardır. Bir insan hiç ummadığınız bir anda bir sözüyle yaşamınıza, düşüncelerinize etki edebilir. Değerli abim Ahmet Dikyamaç sıklıkla “Hamdolsun bir dikili bir ağacım bile yok ama itibarım var” der. Ne anlamlı söz. Eğer bir gün makamınızı, servetinizi kaybettiğinizde etrafınızda hiç kimse kalmıyorsa demek ki sevilen, değer verilen kişiliğiniz değil paranız ve makamınız olduğu anlaşılır. İnsan her şeyini yitirebilir ama kaybetmeyeceği en büyük serveti onuru, şerefi ve güzel ahlakıdır. Varsıl olup, kötü olarak anılmaktansa yoksul olup, önünde saygıyla eğilen bir insan olmak daha değerlidir.

Kulağıma küpe olan güzel ve anlamlı sözlerden birini yıllar önce bir kardeş gibi sevdiğim ve abi dediğim Sıtkı Olçar söylemişti. Kütahyalı çini ustası, Sıtkı Olçar Türkiye’nin Yaşayan İnsan Hazineleri Ulusal Envanterine girmiş bir kültürel miras taşıyıcısı olup, ‘Çininin Picassosu’ ve ‘Çini Dervişi’ gibi adlarla da anılır.

Sıtkı Abiyle Kütahya’da mesleğe ilk başladığım 1977 yılında tanıştım. Dostluğumuz onu kaybedinceye değin kesintisiz devam etti. Yollarımız bulunduğumuz yerlere düştüğünde mutlaka birbirimizi ziyaret ederdik. İzinlerimde Kütahya’ya gidişimde mutlaka ona uğrardım. Her defasında yaptığı güzel işleri kah atölyesinde, kah mağazasında heyecanla uzun uzun anlatır, gelecek projelerinden söz eder, düşüncelerimi sorardı.

S. Olçar, 1980’lerden itibaren yurt içinde ve yurt dışında açtığı sergilerle sönük bir durumda olan Kütahya Çiniciliğini şahlandıran ve dünyaya tanıtan bir sanatçı, bir ustadır. Avusturya, Belçika, Japonya, Fransa, İspanya, İngiltere, İsviçre, Cezayir, ABD ve Yunanistan gibi ülkelerde sergiler gerçekleştirerek Türk çiniciliğini tanırken aynı zamanda, çok sayıda sanatsever dostlar edinmiştir. Eserleri İngiltere British Museum, Danimarka Louisiana Museum, Norveç Deniz Müzesi, ABD’deki lndiana Art Museum gibi önemli müzelerde ve özel koleksiyonlarda yer almıştır.

Çinicilikte bir dünya markası olan Sıtkı Olçar bütün bu başarılarına karşın alçak gönüllüğü elden bırakmazdı. Bir gün İstanbul sosyetesiyle aynı karede yer aldığını görürken, ertesi gün onu Kütahya’da bir mahallenin delisiyle kol kola görebilirdiniz. Aslında duygu ve düşünceleriyle bir veli olan Sıtkı Abi öylesine mütevazı idi ki Kütahya, Sofça Köyü’nde düzenlediği mağaranın duvarına astığı keçe üstüne ‘Deli Sıtkı’ diye yazdırmıştı. Dünyaca ünlenmiş bir sanatçı kendini deli olarak adlandırıyordu. S. Olçar İyiliksever, alçakgönüllü, sevecen, gösterişi hiç sevmeyen, doğal oluşuyla ve en önemlisi hep güleç yüzlü adam gibi bir adamdı. Otuz küsur yıllık dostluğumuzda bir gün somurttuğunu, kaşlarının çatıldığını görmedim. En can sıkıcı olaylar karşısında bile gülümseyen pozitif enerji dolu bir insandı.

Sıtkı Olçar, çinicilik alanında çalışmaları yanında Kütahya’nın tanıtılması, Frig vadisinin bir kamp ve turizm bölgesi olması için epey uğraştı. On sekiz yıl boyunca her yıl Frig Vadisi’nde kamplar düzenledi. ‘Rahvan At Yarışları’, ‘Sivil Havacılık Olimpiyatı’ gibi etkinliklerin yapılmasına öncülük etti. Yaşadığı yörenin sorunları ve hayır işleri ile uğraştı. Kütahya’nın dışına taşıp Denizli-Yatağan Bıçakçılık Festivali ağalığı yaptı oradaki parka adı verildi. Denizli-Tavas’ın bir köyünde çok nitelikli seramikler üreten Necip Savcı’yı kendisiyle tanıştırdığımda yaptığı seramikleri beğenip onu İstanbul’a götürdü. Sıtkı Abi’nin sayesinde seramikleri Paşabahçe mağazalarında satılan Necip, ‘kaçak kazı ve eski eser işlerini!’ fazla sevdiğinden bu konumunu değerlendiremedi. S. Olçar, tüm bunların yanı sıra Kütahya’nın sorunlarını yetkililere duyurmak ve halkı bilgilendirmek amacıyla köşe yazıları da kaleme almıştır.

Kütahya’nın simgesi olan çini sanatının uluslararası tanıtımına yaptığı katkılar ve aldığı büyük ödüllerden dolayı 2001yılında Yerel Televizyonlar Birliği tarafından her ilden bir kişiye verilen ‘Halk kahramanı’ ödülüne layık görüldü. 2008 yılında UNESCO Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi kapsamında UNESCO Bilim Kurulu tarafından ‘Yaşayan İnsan Hazinesi’ unvanı verildi. Bu arada Ulusal basının önemli köşe yazarlarına konu olmuş, kendisinden övgüyle söz edilmiştir. Ölümünden sonra adına Kütahya’da bir müze kurulmuştur. Sıtkı Abi ne yazık ki 15 Kasım 2010 tarihinde en verimli çağında vefat etti. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütahya Çini Sanatçısı ünvanlı kızı Nida Olçar babasından aldığı bayrağı layıkıyla taşımaktadır.

Şimdi gelelim bunları neden anlattığıma: Sıtkı Abinin benim kulağıma küpe olan ve son zamanlarda değerini daha da anladığım ‘ucuza gitmeyeceksin’ diye bir sözü vardı. Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre ‘ucuza gitmek’ deyimi, bir şeyin hak ettiği değeri görmemesi anlamına gelir. Yani basit, kolay ya da önemsiz olarak değerlendirilmek demektir. 1986 yılında, müdürlüğüm sırasında Afrodisias Müzesi sanat galerisinde Sıtkı Abi’nin çinilerinden oluşan bir aylık sergi açtık. Sergi, özellikle yabancı turistlerden büyük ilgi gördü. Ziyaretçiler eserleri satın almak isteyince, Sıtkı Abi’den müzede satabileceğimiz çiniler getirmesini rica ettim. Getirdiği bir araba dolusu çini eşya kısa sürede tükendi. Çiniler yabancı turistler tarafından el işi olduğu için adeta kapışılıyordu. İkinci siparişi getirdiği temmuz ayında, bir ikindi vakti koliler arabadan indirilirken kalabalık bir Japon turist grubu da bu anı izlemeye başladı. Özellikle çini tabaklara büyük ilgi gösteriyorlardı.

Satış yerindeki çalışanlar bunları kaça vereceklerini sorduklarında, ben ürünlerin geliş fiyatının iki katını söyledim. Sıtkı Abi ise bana kenara çekilmemi işaret etti ve benim söylediğimin dört katı bir fiyat belirledi. “Abi çok değil mi” demeye kalmadan susmamı istedi. Sonuç şaşırtıcıydı: Koliler henüz açılırken ürünlerin neredeyse beşte biri satılmıştı. İş bitip odama dönerken koluma girip bana şöyle dedi: “Bak abim, bir şeyi, bir malı, yaptığın işi ucuza verirsen değeri bilinmez. ‘Demek ki ucuz, demek ki bir halt değil’ diye düşünürler. Yaptığın işi ucuza verip değerini düşürmeyeceksin. Yüksek diyeceksin ki kıymeti daha iyi anlaşılsın.”

Kırk yıl önce söylenen bu sözü hiç unutmadım. Kimi olaylar karşısında bu sözün ne denli doğru olduğunu anladım. Anladım ki değerinin altına düşmeyeceksin. Değer verilmediğin yerde bulunmayacaksın. Sana değer vermeyen seni sömürmeye çalışan insanlarla muhatap olmayacaksın. Hak etmeyen insanlara değer vermeyeceksin. Sen mütevazı oldukça, ‘vatan-millet-Sakarya’ dedikçe eğer karşındaki adam  “Cahil ata binince bey oldum sanır, şalgam aşa girince yağ oldum sanır” atasözündeki gibi bir adam ise senin kariyerini, deneyimini göz önüne almadan bahçesindeki işçisi ile bir tutup marabası zanneder. Siz, siz olun ucuza gitmeyin. Kalın sağlıcakla.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER