Ana Sayfa Arama Video
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Ahmet Semih Tulay
Ahmet Semih Tulay

SULTAN MAHMUT’UN KÖPEKLERİ

Burada anlatılan öyküyü yıllar önce Kütahya Sarraflar Çarşısı’ndaki bir işyerinde dinlemiştim. Çok beğendiğim kimi olaylara kapak olan ve yeri geldiğinde kimi sohbetlerde anlattığım öyküyü burada da paylaşmak istedim. Öncelikle hiçbir siyasi amacımın ve yergimin olmadığını, kimseyi hedef almadığımı belirtmek isterim. Gelelim öykümüze;

Soğuk bir kış günü Sultan Mahmut maiyetiyle birlikte ava çıkmış. Akşama doğru önlerine bir geyik çıkınca Sultan tek başına geyiğin peşine düşmüş. Geyik kaçmaya o kovalamaya başlamış. Derken adamlarından epeyce uzaklaşmış. Bu arada atı bir şeyden ürkmüş olacak ki gemi azıya alıp Sultanı üstünden atıp kaçmış. Mahmut’un kavuğu bir yana, yayı bir yana savrulmuş. Üst baş çamura bulanmış, kaftan yırtılmış. Düştüğü yerden kalkıp, sağa sola seslenmişse de duyan, yanıt veren olmamış. “Eyvah, buralarda kurda kuşa yem olacağım.” diye söylenip umarsız bir şekilde nereye gideceğini kestiremeden yola düşmüş. Bu arada akşam karanlığı basmaya başlamış. Derken tepede dumanı tüten bir kulübe görünce dünyalar onun olmuş. Hemen oraya doğru hızlı adımlarla yürümeye başlamış ama kulübeye yaklaştığında üç tane azman çoban köpeği havlayarak ona doğru koşmaya başlamışlar. Kurda kuşa değil ama köpeklere yem olacağını düşünerek var gücüyle bağırmaya başlamış. Az sonra bir adam belirip köpeklere seslenince köpekler aniden durmuşlar. Güleç yüzlü bir adam, beti benzi atmış Sultana şöyle demiş.

– Korkma, korkma bir şey yapmazlar.

– Ne yapmazlar yahu, köpeklerin parçalayıp yiyeceklerdi beni.

– Korkma, korkmaaa! Bunlar Sultan Mahmut’un köpekleri değil.

Bu söze çok bozulmuş ama bir şey dememiş. Adamın kim olduğu, buralarda ne aradığı sorusuna İstanbullu bir tüccar olduğunu, adının Mahmut olduğu, arkadaşlarıyla ava çıktıklarını ama atının kendisini üstünden atıp kaçtığı yanıtını vermiş. Adam da adının Yörük Memet olduğunu ve hayvancılık yaptığını söyleyerek konuğunun elini yüzünü yıkayıp, üstünü başını temizlemesine yardım edip kulübesine davet ederek karnını doyurmuş. Ocağın başında sohbet ederlerken Sultan kafasına takılan sözü sormuş. “Ne demek Sultan Mahmut’un köpekleri, böyle demekle ne demek istedin?” Yörük Memet Sultanın yüzüne bakıp. “Sen biraz saf bir adama benziyon, şimdi sana anlatmaya kalksam anlamazsın” deyince çok bozulmuş ama bir şey dememiş. Biraz daha konuşup yatmışlar.

Sabah Yörük Memet konuğunu taze süt, peynir, kaymak, tereyağı ve sıcak ekmekten oluşan kahvaltıya buyur etmiş. Sultan Mahmut karnını doyururken “Sultan Mahmut’un köpekleri ne demek” diye yeniden sormuş. Memet geçiştirmiş. Sultan konuyu değiştirmek için “Memet sen İstanbul’a geliyor musun?” diye sormuş. Memet, “Senede bir kez Kurban Bayramı’na yakın kurbanlık satmaya gelirim.” diye yanıt verince “Öyleyse geldiğinde bana uğra” demiş. Memet onu nasıl bulacağını sorunca Mahmut parmağındaki yüzüğünü çıkarıp uzatarak, “Bunu kime göstersen seni bana getirirler” demiş. Vedalaşmışlar. Sultan Mahmut atın üstünde iken bir kez daha sormuş. “Memedim Sultan Mahmut’un köpekleri ne demek?”  Memet’ten “Boş ver Mahmut’um sen biraz ahmak görünüyon, anlatsam da anlamazsın” yanıtını alınca kızsa da bir şey dememiş atını mahmuzlayıp oradan uzaklaşmış.

Aradan bir süre geçmiş. İstanbul gelip kurbanlıklarını satıp paraları kuşağına dolduran Memet’in aklına dostu Mahmut gelmiş. Gidip şunu bulayım diyerek rastladığı birkaç kişiye “Mahmut nerede?” diye sormuşsa da bilen çıkmamış. Sonunda bir yeniçeriye rastlamış ona sormuş. O da “Bilemedim. Böyle bulamazsın adresi yok mu?” diye sorunca yüzük aklına gelmiş. “Hele bir dur bana yüzüğünü vermişti. Kime göstersen seni bana getirirler dediydi” deyip kuşağındaki keseden yüzüğü çıkarıp uzatmış. Yüzüğü gören yeniçeri “Bre zındık nerden buldun bunu?” diyerek yakasına yapışmış. Zavallı Memet kendi verdi filan demişse de sonunda karakolu götürülmüş, orada sorguya çekip biraz tartaklamışlar. Sonunda içlerinden biri saraya sormayı akıl edince yüzük saraya gönderilmiş. Az sonra iki saray muhafızı gelip bizim konuğumuzdur diye Memet’i alıp götürmüşler.

Topkapı Sarayı’nda ana kapıdan içeriye girerken Memet söyle bir etrafına bakıp “Üleeen şu işe bizim ahmak Mamut’un oturduğu yere bak” diye söylenmiş. Az sonra geldikleri bir yapının önünde Sultan Mahmut onu kapıda karşılamış “Hoş geldin Memedim” diye sarılmış. İçeri girerlerken karnının aç olup olmadığını sorduğunda “açım” yanıtını alınca hemen sofra hazırlanması emrini vermiş. Çok geçmeden Memet’i kuş sütü eksik bir sofraya buyur etmişler. Memet’in gözleri faltaşı gibi açılmış. Şimdiye değin görmediği yiyecekler altın, gümüş kaplar içinde sunuluyormuş. “Ülen bu kaşık ne güzel, bu tabak ne güzel.” diye söylendiğinde Sultan “beğendiğin varsa al Memedim” deyince Memet beğendiklerini heybesine atmaya başlamış. Bu arada aralarında şöyle bir konuşma geçmiş.

– Len Mahmut ne güzel yerde oturuyon, bu yiyecekler… filan demek çok varsılsın sen.

– Öyle Memedim. Ama bunlar deden babadan kalma miras.

– Belli, belli. Sende bunlara kazanacak yetenek görmüyorum. Biraz saftiriksin sen.

Sultan çok kızsa da sabredip bir şey dememiş.

Bir ara Sultan Mahmut dışarıya çıktığında oradaki hizmetkarlardan biri, Memet’e “bre adam sen canına, kanına mı susadın?” deyince Memet merakla “neden” diye sorar. Adam, “İki saattir ahmak, saf dediğin kişi cihan sultanı padişahımız efendimiz.” deyince Memet oturduğu yerde beti benzi uçup “şak” diye bayılır. Sultan içeriye gelince bir bakar ki Memet boylu boyunca yerde yatıyor. “Tez ayıltın şunu” der. Saray hekimi koşturup gelir. İlaç milaç derken ayıltırlar. Memet karşısında padişahı görünce bir kez daha kendini kaybeder. Yeniden ayıltırlar. Kendine gelen Memet, “Ben ettim sen etme padişahım, affet beni.” deyip yalvarmaya başlar. Sultan Memet’e der ki “Ya ettiğin sözü açıklarsın ya da kellen gider.” Memet titreyerek “Öyleyse bana bir günlüğüne padişahlığı ver sana anlatayım.” demesi üzerine hemen ferman çıkarılıp Yörük Memet’in padişahlığı ilan edilir ve Memet tahta oturur. Sultan da taht odasındaki kafesin arkasından izlemeye başlar. Az sonra saray erkanı sadrazam, vezirler, paşalar ve öteki baş görevliler gelip el etek öperek Memet’in padişahlığını kutlarlar amma bu arada aralarından beş-altı kişi Memet’in kulağına eğilip “tahta oturmuşken sakın kalkma, ben arkadayım.” derler. Herkes çekilince Memet Sultan’ın yanına gider. “Sultanım anladın mı şimdi. İşte senin köpeklerin bunlar. Benim köpeklerim benim sözümden çıkmazlar, arkamdan iş çevirmezler.” Sultan, “daha fazla bir şey demene gerek yok Memedim, her şeyi çok iyi anladım. Sen bu sözü etmekle çok haklıymışsın.” diyerek Memet’e değerli armağanlar vererek köyüne gönderir.

Kıssadan hisse: Her dönemde “Sultan Mahmut’un köpekleri” gibi çıkarcı, arkadan iş çeviren insanlar olmuştur ve olacaktır. Ama onların oyunlarını bozan, niyetlerini açığa çıkaran Yörük Memet’ler de hep var olacaktır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER