Bir ülkenin, bir ulusun kültürel zenginlikleri arasında edebiyatı gelir. Edebiyatında ise masallar, öyküler, söylenceler ve destanlar önemli yer tutar. Bunlar tarihin derinliklerine indikçe değerleri artar. Kültürlerin kesintisiz olarak birbirini izlediği Anadolu’da bugünkü yaşamımızda geçmişten izler bulmak olasıdır. Günümüzde kimi antik deyimler hala kullanıyor, kimi öyküler hala dilden dile dolaşıyorsa bu kültürel zenginliğimizin göstergesidir. Büyüklerimizden dinlediğimiz çoğu masallar, bu topraklarda doğmuş mitolojik ya da yaşanmış öykülerdir. Çoğunlukla insan, hayvan sevgisiyle dolu barışçıl ve ders alınacak öykülerdir bunlar. Anadolu öykülerinde sevgi vardır, dostluk vardır, sevecenlik vardır, aşk vardır.
Konumuz olan antik öyküleri, gerçek yaşanmış öyküler ve mitolojik olmak üzere ikiye ayırıyoruz. Anadolu’nun antik çağ öyküleri en az 4000 yıllıktır. Bu da Anadolu topraklarının kültürel zenginliğini gösterir.
Antik Çağ’ın en büyük ozanları bu topraklarda yetişmiş, en güzel yazın eserleri Anadolu’da yazılmıştır. Batılıların kendilerini bağlamak için olağanüstü bir çaba gösterdikleri Hellen uygarlığı adını verdikleri uygarlık Yunanistan’da değil, Anadolu’da doğmuştur. Klasik Mitoloji’nin en güzel öyküleri kıraç ve kayalık Yunanistan’da değil de ve de mavi denizin gökyüzü ile kucaklaştığı yemyeşil Anadolu kıyılarında kotarılmıştır. Kayalık karanlık Yunanistan’da ne öykü olacak? Ancak cehennem, bataklık ejderhaları öyküsü olurdu ki öyledir. Atina, Girit bir de Rodos’u saymayın geriye doğru düzgün öykü kalmaz. Zaten üçünün öykü toplamı Efes ile Milet’in toplamı kadar etmez. Sonra siz bakmayın onların Yunanlaştırma özlemlerine. Dünyanın ilk güzellik yarışması, dünyanın ilk müzik yarışması Batı Anadolu topraklarında olup, binlerce yıl öncesindedir. Ne var ki bizim boş vermişliğimizden, değerlerini bilmemizden Anadolu’nun özellikle mitolojik öykülerine Yunanlılar sahip çıkarak kendilerine mal etmişlerdir. Dinarlı Marsyas’ın, Truvalı Hektor’un ve öteki kahramanların Yunanla ne ilgisi vardır? Marsyas öz be öz Frigyalıdır. Ezop da öyle.
Bu öyküler kotarıldığında Atina karanlıklar içindeydi. Oysa batı Anadolu’daki Filozoflar Kenti Milet’te atomun tanımı yapılıyor, güneş tutulması gününden önce saptanıyor, doğa olayları bilimsel olarak açıklanıyordu. Atina, MÖ 5. yy’da karanlıklar içindeyken, kadınlar ikinci sınıf insan olarak görülürken Anadolu’da kadınlar hemen her konuda söz sahibi idiler. Onlar felsefeyle uğraşıyor (Miletli Aspasia), şiir yazıyor (Lesboslu Sappho), amirallik yapıyor, ülke yönetiyorlardı (Halikarnassoslu Artemisia kardeşler). Işıklı Batı Anadolu yani Ege bilim ve kültür merkezi idi. Atina’nın alfabesi bile yokken, her şeyi tanrılara bağlıyorlarken Anadolulu bilginler tanrının tek olduğunu, göksel olayların tanrıların işi olmadığını söylüyorlardı. Bu topraklardan dünyaya bilgi ve ışık saçan ünlüler vardı. Antik Çağ’ın yedi bilge kişisinden üçü Prieneli Bias, Miletoslu Thales ve Lesboslu tyran Pittakos Egeli’dir. Antik dünyanın başyapıtlarından Theogonia’ın yazarı Kymeli Hesiodos, kent plancısı Miletli Hippodamos, Amoriumlu bilge Ezop, tüm zamanların en büyük ozanı Smyrnalı Homeros, tarihin babası Halikarnassoslu Herodotos, ozan Alkaios, Atina’daki Platon’un Akademiası’nın başına geçen Pitaneli Arkesilaos ve daha onlarcası Anatolia “güneşin doğduğu yer” adı verilen ve gerçekten bir güneş gibi parlayan bu toprakların çocuklarıdır. Onlar dünyaya uygarlığı öğretenlerdir. Bu nedenle en güzel öykülerin bu topraklardan çıkmasını çok fazla yadsımamak gerekir.
Kimi zaman anlatılan ve yazılan “söylence” nerde başlar, “tarih” nerde biter ayırt edilemez. Antik öyküler en erken çağlardan beri yontucu, vazo ressamı, ressam ve mozaik ustası gibi birçok ustaya esin kaynağı olmuşlardır. Onlardan esinlenen sanatçılar güzel yapıtlar ortaya koymuşlar ve bir bakıma öykülerin yaşamalarını günümüze değin gelmelerini sağlamışlardır. Burada anlatılanlar Anadolu’nun belli bir yöresine ve belli bir zaman aralığına ait olan yazılı ve sözlü olarak bize ulaşan öykülerdir. Ya gelmeyenler ve yitip gidenler?
Anadolu’nun kültürel zenginliğini anlatmak için kaleme aldığım “Egenin Antik Öyküleri” adlı 490 sayfalık kitabımın ilk baskısı 2012 yılında yapıldı. 2020 de 16. baskıya ulaşmıştı. Değerli dostum Cumhuriyet gazetesi yazarı rahmetli Özgen Acar, gazetesinin 23 Mayıs 2013 tarihli Kitap Ekinde bu kitabımla ilgili olarak özetle şöyle yazmıştı. “…. Bir arkeolog olan yazar yaklaşık 200 kadar Ege ağırlıklı söylence-öyküleri günümüz kuşaklarına taşıyor. Keşke okullarımızda bu alanlarda seçmeli bir ders konulabilse.. Bu öyküleri okuyan okurların arkeoloji müzelerini gezerken gördükleri antik sanat eserlerini daha iyi algılayacaklarına hiç kuşkum yok. Velilerden çocuklarına güzel bir hediye kitap olabilir.”
İşte bu kitaptan seçmiş olduğum önemli öyküleri köşemde bir yazı serisi olarak sunmanın faydalı olacağı inancındayım. Böylelikle okurlarımız Anadolu’nun Antik Çağ öykülerini öğrenerek ne denli zengin bir kültüre sahip olduğumuz daha iyi anlamış olacaklardır. Sevgi ve esenlikle kalınız.
































YORUMLAR