Ana Sayfa Arama Video
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Ahmet Semih Tulay
Ahmet Semih Tulay

FRİGYALI PRENS ADRASTE

Günümüzden 2500 yıl önce Lidya tahtında Kral Kroisos (Krezüs) oturuyordu ve onun sayesinde Lidyalılar mutluluk dolu bir yaşam sürüyorlardı. Lidya başkenti Sardes (bugünkü Salihli) zenginliği ve yüksek yaşam düzeyi ile göz dolduruyordu. Elbette halkı gibi kral da yaşamından memnun idi. Ancak kralın bu mutluluk dolu günleri çok uzun sürmedi. Bir gece gördüğü kötü bir düş onun tüm yaşamını alt üst etti. Kral düşünde sağır ve dilsiz oğlunun konuştuğunu, daha kötüsü büyük oğlu Atys’in başına bir mızrak saplanarak öldüğünü görmüştü. Bu kötü düşü yorumlattığı bilicilerin yapabilecekleri hiçbir şey yoktu. O biliyordu ki tanrıların gösterdiği kimi düşler geleceğin habercisi idiler. Özellikle Atys’in başına gelecek felaketi önlemek üzere hemen birtakım önlemler almaya başladı. Önce saraydaki tüm korumalarının uzun ve kısa mızraklarını toplattı. Ardından oğlunu ordu komutanlığı görevinden aldı ve saraydan uzaktaki dış görevlere göndermedi. Son olarak onu en kısa sürede evlendirmek için hemen nişanladı.

MÖ 554 yılında Atys’in evlilik töreni hazırlıklarının yapıldığı günlerin birinde saray görevlileri Kroisos’a bir yabancının kendisiyle görüşmek istediğini bildirdiler. Kralın kapısı herkese açıktı ve herkes huzuruna çıkıp ona isteğini, sıkıntısını rahatlıkla anlatabilirdi. Bu nedenle yabancıyı hemen kendisine getirmelerini istedi. Salona giren yakışıklı adamın giyinişinden ve davranışlarından soyluluğu yanında saray kurallarına da çok alışkın biri olduğu hemen belli oluyordu. Adam rahat bir davranışla önce krala esenlikler diledi ve ardından çok düzgün bir söylemle adının Adraste olduğunu, Frigya Kralı Gordias’ın oğlu, Kral Midas’ın da torunu olduğunu söyledi. Kral daha ilk görüşte karşısındaki adamın çok soylu aileden gelen bir prens olduğunu hemen anlamıştı. Kroisos ona kendinden ne dileği olduğunu sordu. Adraste Kelainai Kenti’nde yanlışlıkla kardeşini öldürdüğü için babası tarafından ülkesinden kovulduğunu, gelenekler gereği bu suç ve günahtan arınması için yaşadığı yerden uzaklaşması ve birilerine hizmet etmesi gerektiğini söyledi. Kral bu genci beğenmişti ve ondan yaralanabileceğini düşündü. Bu düşüncelerle isteğini severek kabul ettiğini, kendisini konuk edeceğini ve sarayında bir görev vereceğini söyledi. Gerçekten Kroisos dediğini hemen yaptı. Önce onun için tapınakta bir arınma töreni düzenleyip sonra ona sarayında iyi bir görev verdi.

Konuk prens ile kralın oğlu Atys kısa sürede kaynaşıp iyi bir arkadaşlık kurdular. Her şey yolunda gidiyor, ortalıkta hiçbir olumsuzluk görünmüyordu. Kral bu durumdan çok memnun idi. Fakat bir gün birtakım köylüler saraya gelip kralın huzuruna çıktılar. Köylüler Misya’daki Olympos Dağı (Bursa-Uludağ) yöresinde azılı bir yaban domuzunun ekinlerine çok zarar verdiğini, onunla baş edemediklerini söyleyerek kraldan yardım istediler. Özellikle avcılıkta çok başarılı olduğunu duydukları Atys’in gelmesini istiyorlardı. Kral köylülerin yardım isteklerini kabul etti ve hemen iyi avcılardan oluşan bir ekip hazırlanması buyruğunu verdi. Yeni evlenmiş olan oğlu Atys’e ise bir şey söylemedi. O söylemedi ama oğlan bunu duydu ve babasına av ekibinde yer almak istediğini bildirdi. Kroisos onun isteğine karşı çıktı ve o güne değin anlatmadığı kötü düşünü oğluna anlatıp sözlerini şöyle bitirdi.

“Oğlum, senin de bildiğin gibi kardeşin konuşamıyor yani bir dilsiz. Bu nedenle onun benim yerime kral olması olanaksız. Bu durumda benden sonra Lidya tahtının tek sahibi sensin. Başına olmadık bir iş gelerek seni kaybetmek ve ülkemin kralsız kalmasını istemiyorum.”

Atys kararlı fakat yumuşak bir ses tonuyla babasına şöyle dedi.

“Sevgili babacığım, sen de biliyorsun ki tanrılar kader diye bir şey yazmışlarsa olacakların önüne hiçbir ölümlü insan geçemez. Bu ava katılmazsam evimdeki karıma, yarın öbür gün doğacak çocuklarıma ne diyeceğim? Karım kocasının korkak bir erkek, çocuklarım avdan bile kaçan bir babaları olduğunu düşünmezler mi? Onurlu ve korkusuz bir erkek önce ailesini sonra yurdunu korur. Korkak insanlar ise bunlardan hiçbirini yapamazlar.” Sonra gülerek sözlerini şöyle tamamladı. “Ayrıca domuzun mızrak kullanacak elleri mi var?”

Bunları dinleyen kral oğluna hak verdi. Ama yine de gitmesini istemiyordu. Uzun konuşmanın sonunda onu ikna edemeyince istemeyerek gitmesini kabul etmek zorunda kaldı ve hemen Adraste’yi yanına çağırttı ve ona şöyle dedi.

“Sevgili konuğum, günahından arınman için senden hiçbir karşılık beklemeden arınma töreni düzenledim ve sana sarayımın kapısını ardına kadar açtım. Şimdi ben de senden bir şey istiyorum.” Adraste her ne isterse yapacağını söyleyince kral sözlerine devam etti. “Oğlum av ekibiyle birlikte azgın bir yaban domuzunu avlamaya gitmek istiyor. Ben buna karşıyım. Çünkü görmüş olduğum kötü bir düşün etkisindeyim. Ancak ne yaptım ne söyledi isem gitmemesi konusunda onu ikna edemedim. Bu yolculuğa sen de katıl. Onu yalnız bırakma, gözet ve koru.”

Adraste, ona şöyle karşılık verdi.

“Saygı değer kralım, normal koşullarda bu görevi kabul etmezdim. Çünkü, zan altındaki şansız bir adamın kendinden daha şanslı kimselerle birlikte olması bence doğru değildir. Ne var ki size saygım ve hepsinden önemlisi gönül borcum var ve bu borcumu da oğlunuzu koruyarak ödeyeceğime söz veriyorum.”

Adraste böyle söyleyip kralın isteğini kabul edince Kroisos biraz olsun rahatladı.

Ertesi gün avcılar ve köpeklerden oluşan kalabalık bir ekip Sardes Kenti’nden Olympos Dağı eteklerine doğru yola çıktı. Yol boyunca Adraste’nin gözü sürekli Atys’in üzerindeydi. Çünkü kral onu oğlunun koruyuculuğu ile görevlendirmişti.

Birkaç günlük bekleyişten sonra nihayet azılı yaban domuzuyla karşılaştılar. Onu öldürmek için hemen çembere aldılar. Domuzdan çok iri bir boğaya benzeyen hayvan kaçacağı yerde ok gibi üzerlerine doğru koşarak onlara saldırmaya başladı. Herkes soluk almadan domuzu kollamaya başladıklarında domuz birden büyük bir hızla Adraste’ye doğru yöneldi. Korkusuz bir yiğit olan Adraste yerinden hiç kımıldamadan mızrağını hazırlayıp domuzun iyice yaklaşmasını bekledi ve tam uygun bir zamanda tüm gücüyle fırlattı. Mızrak havada ıslık çalarak yıldırım gibi domuza doğru yol almaya başlamıştı, herkes domuzun işinin bittiğini düşünürken nasıl olduysa birden ortaya Atys atıldı… Ve mızrak tüm hızıyla onun başına saplandı. Genç Lidyalı prens bir kaya gibi yığıldı. Bir sessizlik oldu, herkes donup kalmıştı. Kendilerini toparlayıp Atys’in yanına koşturduklarında onun çoktan öteki dünyaya gittiğine tanık oldular. Adraste oradakilerle birlikte büyük bir acıyla ağlayıp sızladı ama yapacak bir şey yoktu. Talihsiz gencin cesedini yüklenip saraya geldiler.

Adraste kucağındaki Atys ile saraya girip kralın önüne oğlunun cansız bedenini koyduğunda Kral Kroisos gözyaşlarını tutamayıp ağlamaya başladı. Ne yazık ki düşü gerçek olmuştu.

Adraste, çok üzgün bir sesle şöyle dedi.

“Kralım, size söz verdiğim halde arkadaşım olan oğlunuzu koruyamadım. Üstelik istemeden bir kaza sonucuyla da olsa onun ölümüne ben neden oldum. Kaçmadım, işte huzurunuza geldim. Bana istediğiniz cezayı verin hatta benim de canımı şimdi hemen burada siz alın. Zira bu acıyla ve utançla yaşamak istemiyorum.”

Kral onurlu olduğu kadar çok soğukkanlı bir adamdı. Gözyaşlarını silerken şöyle dedi. “Konuğum, bu olayda senin hiçbir suçunun olmadığını, tanrıların böyle istediğini biliyorum. Alın yazgısının önüne geçmek biz ölümlülerin işi değildir. Üstelik senin kendi ölümünü kendi dilinle istemen benim için yeterli ve onurlu bir davranıştır. Bu nedenle seni bağışlıyorum.”

Atys için büyük görkemli bir cenaze töreni düzenlendi. Mutlu insanların ülkesi Lidya şimdi derin bir yasa bürünmüştü. Törenden sonra Adraste ortalıkta hiç gözükmedi. Kral onun nerede olduğunu merak ederek sordu. Cenaze töreninden sonra hiç kimse onu görmemişti. Her tarafı aramalarını ve onun hemen bulunması buyruğunu verdi. Gerçekten bu onurlu adamın sarayından gitmesini istemiyordu. Kısa bir süre sonra adamları saraya koşup gelerek acı haberi verdiler. Adraste, herkes çekilip gittikten sonra yığma mezar tepesinin önünde kendi yaşamına son vermişti. Aslında onu çoktan bağışlamış olan Kral Kroisos çok üzüldü. Şimdi iki evladını birden kaybetmiş bir baba gibi acısı ikiye katlanmıştı.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER