Mısır Kralı I. Psammetik (MÖ 663-609) tahta çıktığında yaptığı ilk işlerden birisi dünyanın en eski ulusunun kimler olduğunu araştırmak oldu. Çünkü onun zamanına gelinceye değin Mısırlılar en eski ulusun kendileri olduğunu sanıyorlardı. Ancak bu söylentinin kanıtlanması gerekiyordu. Ne var ki Kral Psammetik’in yaptırdığı tüm soruşturma ve araştırmalara karşın dünyaya gelen ilk insanların kimlerin ve hangi ulustan oldukları konusunda kesin bir sonuca varılamadı. Çünkü her ulus kendilerinin dünyanın en eski ulusu olduklarını iddia ediyordu.
Kral sonunda çözüm olarak şöyle bir yöntem buldu. Bir çobana, rastgele seçilmiş iki tane yeni doğmuş çocuk verilip, bunlar bir ağıla konacak ve şöyle büyütülecekti; çoban her gün belli bir saatte keçileri alıp çocukların yanlarına götürecek, hiç konuşmadan onlara süt içirip karınlarını iyice doyuracak, sonra da kendi günlük işlerine bakacaktı. Kral Psammetik’in böyle yaptırmasının nedeni çocukların konuşma çağına geldiklerinde ağızlarından çıkacak ilk sözcüğü yakalayabilmekti. Bu sözcük hangi ulusa ait olursa o ulus dünyanın en eski ulusu sayılacaktı.
Çocukların çobana teslim edilişlerinin üzerinden yaklaşık iki yıl geçmişti ki bir gün çoban, çocukların karnını doyurmak üzere kapıyı açıp ağıla girdiğinde önünde diz üstü çökmüş iki çocuk, ellerini ona uzatarak, “bekos, bekos” diye bağırmaya başladılar. Çoban bu sözlerden bir şey anlamadı. Çünkü bu sözcükleri ilk kez duyuyordu. Çocukların ağzından rastgele çıktığını düşünerek pek fazla önemsemedi. Ancak daha sonraki günlerde her gelişinde çocukların aynı sözcüğü tekrarlamaları üzerine bu işte bir iş var diyerek efendisine haber verdi. Sonra ikisi birlikte çocukları alıp kendi gözüyle görsün ve kendi kulağıyla duysun diye krala götürdüler. Çocukların söyledikleri sözcüğü Psammetik kendi kulağı ile işittikten sonra, hiç kimsenin bilip duymadığı “bekos” sözcüğünün ne anlama geldiğini ve bunu kullanan insanların kimler olduklarının araştırılması emrini verdi. Uzun ve titizlikle yapılan araştırmaların sonunda Frigyalıların ekmeğe “bekos” dedikleri öğrenildi. Böylece Mısırlılar ister istemez Frigyalıların kendilerinden daha eski ulus olduklarını kabul ettiler.
Anadolulu Friglerin dünyanın en eski ulusu olup olmadıkları elbette tartışılabilir. Ancak hiç kuşku yoktur ki onlar dünyanın en kibar, en uygar, en sanatçı ve en yetenekli uluslarından biridirler. Onlar gittikleri her yere uygarlık, sanat ve dostluk iyilikler götürmüşlerdir. Onlardan günümüze birçok miras kalmıştır. Örneğin, Müzikteki “Frig Gamı” Anadolu Türkülerinde olduğu gibi, tüm dünyada kimi müzik dallarında halen kullanılmaktadır. Frig dini önemli olup, dini törenleri ve din adamları gizemlerini hep korumuşlardır. Din adamları hekim, gelecekten haber veren bilici ve doğa üstü güçleri olan herkese yardım eden kişilerdi. İşte bunlarla ilgili bir öykü Batı Anadolu’da geçmiştir.
Çok eski zamanlarda Ege bölgesinde Milet (Aydın-Didim-Balat) adında çok büyük bir liman kenti vardı. Bu kent Tales, Anaksimenes, Anaksimadros, Aspasia gibi filozof ve bilim adamlarının kenti olduğu için “Filozoflar Kenti” olarak adlandırılmıştır. İşte bu güzelim kentte hüküm süren Amphitres adındaki tiran yani bir despot yönetici halka türlü eziyetler ederek insanlara acı dolu günler yaşatıyordu. Herkes korkudan sinmiş seslerini bile çıkaramıyorlar, acımasız yönetici ise her geçen gün baskısını daha çok artırıyordu. Bir gün kentin ileri gelenleri bu durumu aralarında görüşmek üzere gizlice toplandılar. Görüşmelerin sonunda bu kötü durumdan nasıl kurtulacakları yönünden akıl danışmak ve geleceklerini öğrenmek için yakınlardaki bilicilik merkezi Didim’deki Apollon Tapınağı’na bir heyet göndermeye karar verdiler.
Tapınağa giden heyettekiler yaşadıkları olayları anlatıp baş biliciye bu durumdan kurtulmanın yolunu sordular. Tapınak bilicisi kesinlikle umutsuzluğa düşmemelerini çünkü yakın bir zamanda Frigya’dan Milet’e gelecek iki kişinin halkı bu acımasız adamdan kurtaracakları bilgisini verdi. Kurtarıcıların ne zaman, hangi şehirden ve hangi yolla gelecekleri konusunda ise hiçbir açıklama yapmadı. Miletliler daha fazla bir şey sormadan yüreklerine az da olsa su serpilmiş biçimde kentlerine geri döndüler.
Bilicinin sözleri halk arasında yayılınca insanlar günler boyunca gözleri limana gelen giden gemilerde gelecek iki kurtarıcıyı beklemeye başladılar. O zamanlar Milet’tin birkaç limanı vardı ve bu limanlara çok sayıda gemi gelir gider ve azımsanmayacak sayıda insan yolculuk ederdi. Peki, ya gelecek olanları nasıl tanıyacaklardı? Doğrusu bunu pek bilen yoktu. Bir gün öğlenden sonra bir gemiden her zamanki gibi yine çok sayıda yolcu inmişti. Yolcular arasında başlarında kıvrık uçlu Frigya başlıkları, ellerinde ucu kıvrık asaları ve ne olduğu anlaşılmayan eşyalar olan iki yabancı indi. Miletliler aralarında acaba kurtarıcılarımız bunlar olabilirler mi diye konuşurlarken bu iki adamdan biri onlara yaklaşıp Tiran Amphitres’in sarayını sordu. Birisi heyecanla onlara yolu tarif etti ama niçin sorduklarını öğrenemedi. Onlar saraya doğru giderlerken Miletliler bu iki adamın kurtarıcıları olmaları için dua ediyorlardı.
İşte o gün akşama doğru bu iki yabancı adam kimsenin anlayamadığı bir biçimde acımasız kan dökücü Amphitres’i tahtından alaşağı ettikleri kentte hızla yayıldı. Miletliler acımasız yöneticiden kurtulmuşlardı. Bugün onlar için bayram günü olmuştu. Yiyip içip eğlenmeye başladılar. Ama kafalarında birtakım sorular vardı. Bu iki adam yöneticinin acımasız biri olduğunu daha önceden mi biliyorlardı yoksa burada mı öğrenmişlerdi? Onu nasıl bu kadar kolaylıkla ortadan kaldırmışlardı? Onları kim göndermişti? İşte bu soruların yanıtlarını hiçbir zaman öğrenemediler. Çünkü sevinç içindeki halk onlara övgüler yağdırırken iki Frigyalı işlerinin bittiğini söyleyerek çoktan sessizce kentten ayrılıp Milet yakınlarındaki Assesos kutsal alanına doğru yola düşmüşlerdi bile. Yanlarında Kabeiroi mysterion kültüne ait kimi kutsal eşyaları da getiren bu iki Frigyalı’nın Assesos’da Kaberoi kültünü kurdukları söylenir. Gerçekten bu iki Frigyalı adamın asıl işleri acımasız tiranı tahtından indirmek miydi yoksa yeni bir kültü kurmak mıydı? İşte bu konu hiçbir zaman açıklığa kavuşmadı.
































YORUMLAR