2 Ekim’de aramızdan ayrılan, dünyaca tanınan Rum asıllı Türk filozof İoanna Kuçuradi’den bahsetmek istiyorum.
Kendisini ve fikirlerini ancak üç yıl önce tanıyabildim. Keşke daha önce tanısaydım diye düşündüğüm insanlardan biriydi. Hem felsefe hem de ülkemiz için büyük bir değerdi. Yazdıkları ve söyledikleri, insanı düşünmeye, kendi yargılarını sorgulamaya ve çevresine daha dikkatli bakmaya çağırıyordu.
İyi ki tanımışım. İyi ki fikirlerinden faydalanmışım.
4 Ekim 1936’da İstanbul’da doğan Kuçuradi, doksanıncı doğum gününe iki gün kala hayata veda etti. Ardında, insanın değerini ve onurunu anlamaya adanmış uzun bir ömür bıraktı.
1954’te Zapyon Kız Lisesini, 1959’da İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümünü bitirdi. Takiyettin Mengüşoğlu’nun yanında çalıştı; 1965’te doktorasını tamamladı. Erzurum Atatürk Üniversitesindeki görevinin ardından Hacettepe Üniversitesine geçti. 1970’te doçent, 1978’de profesör oldu.
1969’da Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümünü kurdu ve 2003’e kadar bölüm başkanlığını yürüttü. Daha sonra Maltepe Üniversitesinde çalışmalarına devam etti. Onun başkanlığında kurulan UNESCO Felsefe ve İnsan Hakları Kürsüsü, bu uzun yolculuğun önemli duraklarından biriydi.
Kuçuradi’nin emeği üniversiteyle sınırlı kalmadı. 1974’te kurulan Türkiye Felsefe Kurumunun kurucuları arasında yer aldı ve uzun yıllar başkanlığını yürüttü. Uluslararası Felsefe Kuruluşları Federasyonunda 1988–1998 yılları arasında genel sekreterlik, 1998–2003 yılları arasında başkanlık yaptı. UNESCO çalışmalarında, insan hakları eğitiminde ve çeşitli bilimsel kuruluşlarda sorumluluk üstlendi.
İnsan ve Değerleri, Etik, Nietzsche ve İnsan, Sanata Felsefeyle Bakmak ve İnsan Hakları: Kavramları ve Sorunları gibi eserleriyle düşüncelerini kuşaklarla paylaştı. Kitapları, dersleri ve söyleşileri bugün de insanla ilgili sorularımıza eşlik ediyor.
Onun düşüncelerinde en çok önemsediğim şey, insanlara ve olaylara bakarken gösterdiği özen. Bir insanı anlamak, bir davranışı değerlendirmek kolay değil. Kendi alışkanlıklarımız, çıkarlarımız ve önyargılarımız çoğu zaman gördüğümüzün önüne geçiyor. Kuçuradi, bunların farkına varmamıza yardımcı oluyor.
Etik değerlerle kültürel değer yargılarını ayırması da bu yüzden önemli. Bir toplumun doğru kabul ettiği her şey üzerine yeniden düşünmek, bunların insan onurunu koruyup korumadığını sormak gerekiyor. Bazen en çok da doğruluğundan emin olduğumuz yargılarımızı sorgulamak gerekiyor.
Şimdi, önemli bulduğum birkaç sözünü paylaşarak kendisini minnetle yâd etmek istiyorum:
“Fikirler saygı konusu değildir, insanlar saygı konusudur. Fikirler değerlendirme konusudur.”
Bu söz, bana göre birlikte yaşamanın en önemli meselelerinden birine dokunuyor. Bir insanın fikrine katılmayabilir, onu eleştirebiliriz. Bunu yaparken karşımızdakinin insan olduğunu ve onurunu unutmamamız gerekir.
“Felsefe en çok da insanlar arasındaki ilişkilerde işe yarar.”
Bu cümleyi seviyorum. Çünkü felsefenin hayatımızdaki yerini çok açık anlatıyor. Evde, işte, sokakta; birini dinlerken, bir anlaşmazlığı çözmeye çalışırken, bir karar verirken düşünmeye ihtiyacımız var.
“İyi niyet de bizi çok yanlış yerlere götürebiliyor.”
İyi niyetimize güvenmekle yetinmemek gerektiğini hatırlatıyor. Yaptığımızın sonuçlarını görmek, içinde bulunduğumuz koşulları anlamak ve bilgimizi sorgulamak da sorumluluğumuzun bir parçası.
“Edebiyat eserleri, etik ve değerler eğitimi için bir hazinedir.”
Bir romanın, bir öykünün, bir şiirin bize başka hayatları gösterebilmesi ne büyük imkân… Kendi yaşamadığımız bir acıyı, karşılaşmadığımız bir çıkmazı düşünmemize kapı açıyor.
Kuçuradi’ye veda ederken, onun fikirleriyle kurduğum bağın süreceğini biliyorum. Söylediklerini yeniden okuyacağım. Kendi yargılarımın nereden geldiğini, bir insanı değerlendirirken neleri gözden kaçırdığımı sormaya devam edeceğim.
Toprağı bol olsun. Kendisine huzur dolu bir uhrevi yaşam diliyorum.
İyi ki tanımışım, iyi ki fikirlerinden faydalanmışım.
Teşekkürler… Huzurla uyu!
Felsefe yolda olmaktır.
Yolunuzun felsefeden geçmesi dileğiyle…

































YORUMLAR