Ana Sayfa Arama Video
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Hüseyin Bay
Hüseyin Bay

100 İl ve 1000 ilçe ile çözülen Sorunlarımız!

Türkiye’nin ihtiyacı yeni iller mi, yoksa mevcut illerde yaşayan insanların sorunlarına cevap verebilen bir siyaset mi?

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “100 İl, 1000 İlçe” projesini okurken aklıma takılan soru bu oldu. Bahçeli, Türkgün gazetesine yaptığı açıklamada 19 yeni il ve 78 yeni ilçe kurulmasını öngördüklerini söylüyor. Nüfus, gelişme potansiyeli, coğrafi koşullar ve hizmete erişim gibi ölçütlerden söz ediyor.

Bu ölçütlerle birlikte projenin ülkenin ihtiyaçları arasındaki yerini de konuşmak gerekiyor. Çünkü siyasetin sorumluluğu, hangi işi neden öne aldığını da açıklamaktır.

Emekli, gelirini kira, gıda ve ilaç giderlerine nasıl yetiştireceğini düşünürken yaşadığı ilçenin plaka numarasıyla ne kadar ilgilenebilir? Gençler barınma ve iş bulma kaygısı taşırken yeni bir idari statünün kendi hayatlarında neyi değiştireceğini sormaz mı?

Siyasetin görevi, bu beklentilerin her birine somut cevap üretmek. Birinin heyecanını diğerinin sıkıntısını unutturacak şekilde büyütmek değil.

Bu beklentilere nasıl cevap verileceğini tartışırken Bahçeli’nin açıklamalarında yer alan şeffaflık, liyakat, adalet ve hakkaniyet vurguları da bize bir başlangıç noktası sunuyor.

Şeffaflık deniyorsa kamuoyunda konuşulan fon iddialarının aydınlatılmasını istemek gerekir. Kim hakkında hangi somut iddia vardır? Hangisi belgeye, hangisi söylentiye dayanmaktadır? Siyasi nüfuz veya kamu görevi kullanılmış mıdır? İlgili kurumlar neyi incelemektedir?

Aynı ihtiyaç, adalet başlığında da karşımıza çıkıyor. Özellikle muhalefet belediyelerine yönelik soruşturmalarda suçlamaların dayanakları, tutuklama gerekçeleri ve yargı kararları kamuoyunun anlayabileceği biçimde ortaya konulmalıdır. Belediye yönetimlerindeki tartışmalı siyasi değişimlerle yargısal süreçler arasında bağ bulunduğu iddiaları da somut dosyalar üzerinden açıklığa kavuşturulmalıdır.

Bir siyasi hareketin adalet anlayışının inandırıcılığı, bu sorular karşısındaki tutumuyla ölçülür. Ancak siyasi öncelikleri değerlendirirken bakmamız gereken alan, iç meselelerle de sınırlı değil.

Azerbaycan ile yaşanan gerilim, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir dış politika meselesi. Okullardaki başörtüsü düzenlemeleri üzerinden başlayan tartışmaların ardından İlham Aliyev’in Ankara’daki Türk Devletleri Teşkilatı zirvesine katılmaması, görüş ayrılıklarını daha görünür hâle getirdi. İlişkilerin koptuğunu söylemek için yeterli dayanak yok; fakat yaşananları önemsiz saymak da mümkün değil.

Türk dünyasının geleceğini siyasi söyleminin merkezine yerleştiren MHP’den, bu gerilimin nasıl aşılacağı konusunda güçlü ve somut bir yaklaşım beklemek hakkımızdır.

Bu noktada Bahçeli’nin Azerbaycan’ın egemenliğine saygıyı vurgulayan açıklamasını da teslim etmek gerekir. Bu açıklama sonunda her şey düzeldi mi?

Türk dünyasında dayanışmanın geleceği konuşulurken kamuoyunun önüne büyük bir heyecanla il ve ilçe sayılarının çıkarılması, siyasi öncelikleri sorgulatıyor. Bu sorgulama, Avrupa’da yaşananlara baktığımızda daha da önem kazanıyor.

Hayat pahalılığı, barınma ve eğitim sorunları etrafında gelişen gösteriler; gençlerin öncülük ettiği hareketler ve hükümetler üzerinde artan baskı, siyasetin toplumla ilişkisindeki sorunları görünür kılıyor. Ülkelerin koşulları ve gösterilerin talepleri farklı olsa da gelecek kaygısının önemli bir başlık olduğu görülüyor.

Bu kaygıyı anlayabilmek için Avrupa’da gençlerin sokakta sorduğu sorulara kulak vermek gerekiyor: Nasıl geçineceğiz? Nerede yaşayacağız? Aldığımız eğitim bize nasıl bir gelecek sağlayacak? Sesimizi kime duyuracağız?

Bu soruların Türkiye’de karşılığı bulunmadığını kim söyleyebilir?

Dünyanın farklı yerlerinde siyaset ile toplum arasındaki mesafe tartışılırken Türkiye’de siyasetin kendi gündemini hangi ihtiyaçlara göre kurduğunu sormak zorundayız. “100 İl, 1000 İlçe” önerisi de tam bu sorunun ışığında sınanmalıdır.

Hangi ilçede hangi hizmet eksiktir? İl statüsü bu eksikliği nasıl giderecektir? Yeni kurumların, binaların ve kadroların maliyeti ne olacaktır? Aynı kaynak mevcut hizmetleri iyileştirmek için kullanılsa nasıl bir sonuç alınacaktır?

Yüz, akılda kalan bir sayıdır. Cumhuriyetin ikinci yüzyılıyla ilişkilendirildiğinde güçlü bir siyasi slogan da olabilir. Ancak kamu yönetiminin başarısı, sayıların uyumuyla ölçülmez. Vatandaşın hizmete erişimi, harcanan kaynağın karşılığı ve hayatındaki iyileşme esas alınır.

Bu hesabın kamuoyu önünde tartışılmasını sağlamak bakımından medyaya da sorumluluk düşüyor.

Ülkenin diğer ağır meseleleri karşısında aynı ısrarı göstermeyen iktidar yanlısı yandaş ve MHP’ ye yakın yayıncılığın bu projeye ayırdığı büyük ilgi, doğal olarak başka sorular doğurur.

Bu bir gündem değiştirme çabası mı? Topluma her şeyin yolunda olduğu duygusunu verme isteği mi? Siyasetin vatandaşın gündeminden uzaklaştığının göstergesi mi? Yoksa başka başlıklarda etkili bir söz üretemeyenlerin, beklenti yaratabilecekleri bir alana yönelmesi mi?

Niyeti kesin olarak bilemeyiz. Fakat bu soruları cevaplarken ortaya çıkan etkiyi tartışabiliriz.

İnsanlar hesap verilmesini bekledikleri meseleleri konuşmak yerine hangi ilçeye il müjdesi geleceğini tartışmaya yöneliyorsa, bu tercihin siyasi bir sonucu vardır. Projeyi gündeme getirenlerin de onu büyüten medyanın da bu sonuçtan bağımsız olduğu söylenemez.

Tam da bu nedenle, geleceğe ilişkin bir projenin bugünün sorularına da cevap vermesi gerekir. Çünkü bir ülkenin geleceği, bugünün zor soruları ertelenerek kurulamaz.

Türkiye’nin haritasına on dokuz yeni il ekleyebilirsiniz.

Asıl mesele, o haritada yaşayan insanın hayatına ne ekleyeceğinizdir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER