Ana Sayfa Arama Video
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Ahmet Semih Tulay
Ahmet Semih Tulay

AĞUSTOS BÖCEĞİ

Yaz günlerinde kulaklarımızı tırmalayarak ses çıkaran bir böcek türü vardır ki bu 17. yüzyıl Fransız fabl yazarı Jean de La Fontaine’nin öykülerinden tembel olmasıyla tanınan Ağustos böceğidir. Bu böcekler sıcak bölgelerde kendilerine özgü koro şeklindeki ötüşleri ile tanınırlar ve kimi yörelerde Cırcır Böceği olarak adlandırılırlar. Ağustos böceği adı Hemiptera takımının ağustos böceğigiller (Cicadidae) familyasından böceklerin ortak adıdır. Batılı dillerdeki cicada ve türevi adları, Latince cicada “çekirge” sözcüğünden gelir.

Ağustos böceklerinin ilginç bir yaşam süresi vardır. Bu böcekler yaşamlarının çok büyük bir bölümünü toprak altında larva olarak geçirirler ki bu yeraltı süresi böceğin türüne bağlı olarak 2 ila 17 yıl arasındadır. Yeryüzüne çıktıktan kısa bir süre sonra genellikle 2 ya da 6 hafta içinde çiftleşip yumurtalarını bıraktıktan sonra doğal yaşam döngülerini tamamlayarak ölürler. Ağustos böcekleri, toprak altında geçirdikleri uzun yıllar boyunca tüneller açarak toprağın havalandırmasını sağlarlar ve öldüklerinde ise bedenleri toprağa karışarak zengin besin maddeleri ve azot döngüsü oluşturur. Ayrıca kuşlar, yarasalar ve kemirgenler gibi birçok hayvan için bir besin kaynağıdırlar. Isırığı insanlar için tehlikeli olmayıp, Çin, Malezya, Burma, Kongo ve Latin Amerika’da yiyecek olarak kullanılır.

Halk arasında sıkça karıştırılan ağustos böceği (Cicadidae) ile cırcır böceği (Gryllidae) değişik familyalara ait, ses çıkarma yöntemleri ve yaşam alışkanlıkları tamamen ayrı iki farklı böcek türüdür.

Ağustos böcekleri gündüzleri ağaçlarda karnındaki zarları kullanarak öterler. Bu sesler çiftleşme zamanında çıkmaya başlar. Ağustos böcekleri genellikle haziran ayı başından adını aldıkları ağustos ayının sonuna değin sıcak ve güneşli havalarda ağaç dallarında, yaprak aralarında ve parklardaki büyük gövdeli ağaçların üzerinde daha çok gündüz saatlerinde ve güneşin en dik geldiği öğle vakitlerinde yüksek sesle koro halinde öterler. Ötüşleri havalar serinleyince, genellikle sonbahar aylarına girip sıcaklıklar 20-25 derece altına düştüğünde ve üreme dönemi bitip ömürleri tamamlandığında kesilir.

Cırcır böcekleri ise genellikle yaz aylarında, akşamüstü ve geceleri daha yüksek sesle öterler. Gecenin sessizliğinde, dişi böceklere çağrı yapmak ve bölgelerini korumak için ön kanatlarını birbirine sürterek ses çıkarırlar. Mevsim olarak ilkbahar sonundan başlayıp yaz boyunca ve sonbahara değin aktif olurlar. Gececi canlılar oldukları için gün batımından sonra ve gece saatlerinde sesleri çok daha net duyulur. Toprak altındaki çukurlarda, taş altlarında, otluk ve çorak arazilerde, tarla kenarlarında ya da çalılıkların arasında yaşarlar ve geceleri bu saklandıkları yerlerde öterler.

Ağustos böcekleri antik çağlardan beri gerek yaşam biçimleri gerekse ötüşleri ile insanoğlunun dikkatini çekmiştir. Şimdi onunla ilgili en eski öykülerden birini anlatalım. Bu onun insan iken nasıl böcek olduğunu anlatan bir öyküdür.

Eos ve Tithonos. MÖ 5. Yüzyıla ait bir vazo resmi

Mitolojik öykümüzün kahramanlarından Eos, Helios (güneş) ile Selene (ay)’ın kız kardeşleri olup şafak tanrıçasıdır. Tithonos, ise Truva krallarından Laomedon ile Skamandros (Karamenderes) nehir tanrısının kızı Strymo’nun oğludur. Aynı zamanda Truva kralı Priamos’un ağabeyi bir Truva prensidir. Tithonos, çok yakışıklı bir delikanlı idi. Burada bir parantez açalım. Truvalı erkekler yakışıklılıklarıyla ünlenmişlerdir. Örneğin, Helena’yı kaçıran Truvalı prens Paris, Tanrıça Afrodit’in aşık olduğu Priamos ile kardeş çocuğu olan Ankhises ve onun oğlu Aineias. Tanrıça Afrodit ile Ankhises’in oğlu ve en ünlü yiğitlerinden biri olan Aineias da çok yakışıklı idi. Hektor’dan sonra Truva’nın en büyük kahramanı sayılan ve Truva Savaşı’ndan sonra topraklarını terk ederek yeni bir yurt kuran bu kişi, Roma’nın ulusal kahramanı ve imparator Augustus’un soy atası sayılır. Dönelim öykümüze; Şafak tanrıçası Eos, yakışıklı Truvalı genç Tithonos’a sevdalanarak onu alıp Habeşistan’a kaçırdı ve orada onunla evlendi. Bu evlilikten Memnon ile Emathion adlı iki oğulları doğdu. Bunlardan Memnon Habeş kralı oldu ve Truvalıların yanında Truva Savaşı’na katıldı. Ne yazık ki bu savaşta Akhilleus tarafından öldürülünce Eos buna çok üzüldü ve her sabah onun için gözyaşı döker oldu. İşte bugün kimi sabahlarda gördüğümüz çiğ taneleri hala onun oğlu için döktüğü gözyaşlarıdır.

Bu arada Eos, deli gibi aşık olduğu ve çok sevdiği kocasını Baştanrı Zeus’tan ölmezler arasına almasını istemiş, bu isteği Zeus tarafından kabul olunmuştu. Ancak zaman geçtikçe Tithonos yaşlanmaya başladı. Çünkü Eos, kocası için Zeus’tan ölümsüzlük istemiş ama sonsuz gençlik istemeyi unutmuştu. Bir süre sonra yakışıklı genç Tithonos çok çirkinleşti ve durmadan konuşan bunak bir ihtiyar haline gelerek çekilmez biri oldu. Eos, kocasının utancından ve gevezeliğinden bıkarak onu bir odaya kapatmak zorunda kaldı. Zavallı Tithonos bu odada sabahtan akşama değin sürekli olarak hiç susmadan kendi kendine yüksek sesle konuşur dururdu. Sonunda geveze, sarsak bu ihtiyara acıyan tanrılar onu bir böceğe çevirdiler. Hangi böcek mi? Hani şu az önce sözünü ettiğimiz böcek olan ağustos böceğine. Bundan sonra bir ağustos böceği görürseniz onun Anadolu’nun görkemli krallıklarından Truva’nın bir prensi olduğunu anımsayın.

NOT: Tüm okurlarımızın ZAFER HAFTASI ve 30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI kutlu olsun.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER