Bildiğiniz gibi II. Abdülhamid, Osmanlı’nın 34. padişahıdır ve 31 Ağustos 1876 – 27 Nisan 1909 tarihleri arasında yaklaşık 33 yıl imparatorluğu yönetmiştir. 27 Nisan 1909 tarihinde, İttihat ve Terakki Cemiyeti etkisindeki hareket sonucunda tahttan indirilmiştir.
- Abdülhamid; saltanatı döneminde, tahttan indirildikten sonra, Cumhuriyet’in ilk yıllarında ve günümüzde en çok tartışılan padişahlardan biri olmuştur. Onun değeri çoğu zaman tarihsel hakikatinden ziyade, yüklenen sembolik anlamlar üzerinden şekillenmiştir.
Saltanatı dönemindeki baskıcı ve sıkı kontrolcü yönetim anlayışı nedeniyle, dönemin birçok yazarı, fikir insanı ve bazı din adamları tarafından ciddi biçimde eleştirilmiştir. Muhalifleri, “Kızıl Sultan” nitelemesi altında istibdat yönetimini eleştiri konusu yapmışlardır. Buna karşılık, daha çok muhafazakâr ve dinî çevrelerce Osmanlı’yı yıkılmaktan koruduğu ve İslam birliği siyasetini benimsediği gerekçesiyle “Ulu Hakan” olarak anılmıştır.
Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde, modern ve laik bir ulus devlet kimliği inşa edilirken geçmişle mesafe koyma ihtiyacı da belirginleşmiştir. Bu bağlamda II. Abdülhamid, yalnızca tarihsel bir şahsiyet değil, aynı zamanda “geçmiş”in ve “öteki”nin sembolü hâline getirilmiştir. “Kızıl Sultan” nitelemesine ek olarak “Müstebit” ve “Jurnalci Sultan” gibi ifadeler, bu sembolik inşanın dilsel araçları olmuştur.
Cumhuriyet’in erken döneminde resmî tarih söyleminin baskın ve doktriner etkisine rağmen, muhafazakâr ve dinî çevrelerin bir kısmı II. Abdülhamid’i yalnızca “Ulu Hakan” olarak değil, aynı zamanda “Veli Sultan” olarak da anmaya devam etmiş; böylece onu tarihsel bir siyasî aktör olmanın ötesine taşıyarak, manevî bir sembol olarak da yeniden inşa etmişlerdir.
- Abdülhamid etrafındaki bu gerilimli tarihsel algı 2000’li yıllara kadar varlığını sürdürmüş; ancak bu döneme gelindiğinde muhafazakâr yorumun kamusal alanda daha görünür hâle geldiği bir kırılma yaşanmıştır. Özel televizyon ve radyo yayınlarının serbestleşmesiyle birlikte, daha önce basılı mecralarla sınırlı kalan anlatılar geniş kitlelere taşınmış; böylece Abdülhamid’in olumlu yönde bir sembolik yeniden inşası hız kazanmıştır.
3 Kasım 2002 genel seçimlerini kazanarak tek başına iktidara gelen AK Parti’nin siyasal gücünü tahkim etmesiyle birlikte, II. Abdülhamid’e ilişkin muhafazakâr ve dindar çevrelerdeki olumlu yorumun kamusal ve resmî söylemde daha belirgin hâle geldiği görülmektedir.
Bilgisayar ve internetin yaygınlaşmasıyla birlikte sosyal medya ve YouTube gibi platformlarda iktidar yanlısı propaganda ve doktriner söylemin etkisi belirgin biçimde artmıştır. Buna ek olarak, iktidarın kontrolündeki resmî televizyon ve radyoların yanı sıra etkisi altındaki özel kanallarda yayımlanan dizi ve programlar aracılığıyla II. Abdülhamid’in siyasî ve dinî kimliği olumlu bir sembolik çerçevede yeniden inşa edilmiş; bu sembolik temsil, tarihsel gerçekliğin önüne geçerek yeni bir tarihsel ve siyasal figür üretmiştir.
Tarihsel şahsiyetler —II. Abdülhamid örneğinde olduğu gibi— nesnel ve çok boyutlu bir değerlendirmeye tabi tutulmadıkça ne tarihsel hakikate ulaşmak mümkündür ne de onlar hakkında üretilen sembolik anlatılara güvenilebilir. Zira tarihsel kişi ile onun etrafında inşa edilen sembolik figür çoğu zaman aynı değildir. Sembol, belirli siyasal ve ideolojik ihtiyaçlar doğrultusunda yeniden şekillenir; hakikat ise bu inşanın ötesinde, daha karmaşık bir zeminde durur.
Sorun yalnızca bir tarih yorumu meselesi değildir; mesele, hakikatin kamusal hafızada sembolik temsil aracılığıyla nasıl dönüştürüldüğüdür. Sembol anlamı yoğunlaştırırken aynı zamanda sadeleştirir ve seçici davranır; böylece tarihsel şahsiyet, bütün çelişkileriyle değil, idealize edilmiş bir suretle sunulur. Bu sunum zamanla hakikatin yerini alabilir.
- Abdülhamid örneği, sembol ile hakikat arasındaki mesafenin ne kadar kırılgan ve yoruma açık olduğunu hatırlatmaktadır. Belki de asıl mesele, geçmişi savunmak ya da yargılamak değil; onu, sembol ile hakikat arasındaki bu ince çizgide yeniden ve daha dikkatle okumayı öğrenmektir.
































Ne demiş oldun sen şimdi. Bir de karın gurultusu ötesinde asıl demek istediğini bi desydin anlardik. Zaten imparatorluk kavramından fikirlerinin pişmemiş olduğu anlaşılıyor. Hangi emperyalist tavrından imparatorluk olduğunu kabul ettin.