Ana Sayfa Arama Video
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Hüseyin Bay
Hüseyin Bay

İstiklâl Marşı, Sadece Bir Beste Meselesi Değildir

Bazı metinler vardır, yalnızca okunmaz; bir milletin hafızasında yaşar. Bazı besteler vardır, yalnızca söylenmez; tarihî bir acının, ortak bir direnişin ve kurucu bir iradenin sesi olur. İstiklâl Marşı da böyle bir metindir. Onun üzerinde yapılacak her tartışma, teknik olmaktan önce tarihî, kültürel ve semboliktir.

Afyon Kocatepe Üniversitesi’nin ev sahipliğinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi himayelerinde düzenlenen “4 Şehir, 4 Mekân, 4 Âkif: Esaretten İstiklale, İstiklalden İstikbale Mehmet Âkif Sempozyumu” yalnızca akademik bir toplantı değildi. Başlığından mekânına, himayesinden konuşmacılarına kadar bu program, doğrudan millî hafızaya, Büyük Taarruz ruhuna, Mehmet Âkif’in şahsiyetine ve İstiklâl Marşı’nın kurucu anlamına yaslanan sembolik bir zemine sahipti.

Böyle bir zeminde söylenen her söz, sıradan bir konuşma cümlesi olmaktan çıkar; tarihin, siyasetin ve ortak hafızanın içine düşer. Hele konu İstiklâl Marşı olunca, kelimeler daha da ağırlaşır. Çünkü İstiklâl Marşı, yalnızca bir şiir değildir. Yalnızca bir beste de değildir. O, bir milletin ölümle hayat arasında verdiği tercihin sesidir.

Bu bakımdan, İstiklâl Marşı’nın bestesinin “yeniden ele alınması” yönündeki her ifade, ilk bakışta teknik bir musiki tartışması gibi görünse de toplumun geniş kesimlerinde daha derin bir anlam üretir. Çünkü halkın hafızasında İstiklâl Marşı’nın sözü, bestesi, törenlerdeki icrası, çocukluk anıları, okul bahçeleri, resmî merasimler, bayrak ve vatan fikri birbirinden kolay ayrılmaz. Orada artık sadece nota yoktur; hatıra vardır. Sadece ritim yoktur; ruh vardır. Sadece melodi yoktur; milletin ortak nefesi vardır.

Elbette sanat, musiki, güfte-beste uyumu ve icra bakımından her eser konuşulabilir. Elbette bir marşın okunma biçimi, kelime vurguları, müzikal yapısı üzerine akademik değerlendirmeler yapılabilir. Fakat mesele İstiklâl Marşı olunca, bu tartışmanın zemini ve dili son derece dikkatli kurulmalıdır. Çünkü burada konuşulan şey herhangi bir beste değil, milletin ortak değerlerinden biridir.

Üstelik bu tartışmanın Mehmet Âkif’i anmak üzere düzenlenmiş bir sempozyumda açılması, meseleyi daha da hassas hâle getirmektedir. Âkif’i anlamak, onun dizelerini törensel bir alıntı gibi okumaktan ibaret değildir. Âkif’i anlamak, onun istiklâl fikrini, ahlâk hassasiyetini, millet tasavvurunu ve hakikat karşısındaki tavrını da anlamayı gerektirir. Onun şiiri, yalnızca heyecan veren bir metin değil; aynı zamanda bir ahlâk çağrısıdır.

Burada dikkat çeken bir başka husus da “kendi musiki deryamız” türünden ifadelerin çağrıştırdığı anlamdır. Bu ifade masum biçimde, “Marşımız Türkçenin ritmine ve bizim musikimizin imkânlarına daha uygun icra edilsin” anlamına gelebilir. Fakat aynı ifade, başka bir bağlamda, Cumhuriyet döneminin sembollerini yeniden yorumlama, onları farklı bir medeniyet tasavvurunun içine çekme arzusu olarak da okunabilir.

İşte sorun da tam burada başlamaktadır.

Çünkü Türkiye’de semboller hiçbir zaman yalnızca sembol değildir. Bayrak yalnızca kumaş değildir. Marş yalnızca beste değildir. Alfabe yalnızca harf değildir. Kılık kıyafet yalnızca biçim değildir. Bunların her biri, tarihî kırılmaların, siyasal mücadelelerin ve medeniyet tercihlerinin taşıyıcısıdır. Bu yüzden bu alanlara dokunulduğunda toplum bunu çoğu zaman teknik bir düzeltme olarak değil, daha derin bir zihniyet müdahalesi olarak algılar.

İstiklâl Marşı’nın bestesi üzerinden açılan tartışma da bu nedenle dikkatle okunmalıdır. Burada mesele, “beste güzel mi, değil mi?” meselesi değildir. Mesele, bir milletin ortak hafızasında yer etmiş bir sembolün, hangi ihtiyaçla, hangi gerekçeyle ve hangi hassasiyetle tartışmaya açıldığı meselesidir.

Bazı değerler vardır ki onların üzerinde değişiklik teklif etmekten önce, o değerlerin toplum hafızasındaki karşılığını tartmak gerekir. İstiklâl Marşı, bir müzik eserinden önce bir varoluş belgesidir. Onu söylerken bazı kelimeler uzayabilir, bazı heceler bugünün müzik kulağına farklı gelebilir; fakat milletler sadece teknik mükemmellikle yaşamaz. Milletleri ayakta tutan şey biraz da ortak kusurlarıyla sevdikleri hatıralardır.

Bir çocuk okul bahçesinde İstiklâl Marşı’nı söylerken müzik teorisi bilmez. Bir yaşlı insan tören alanında ayağa kalkarken söz ile beste uyumu hesabı yapmaz. Bir şehit yakını marş okunurken notaların dizilişine bakmaz. Orada herkes başka bir şeyi hisseder: Bir milletin yokluktan varlığa yürüyüşünü, esaretten istiklâle çıkışını, diz çökmeden yaşama iradesini.

Bu yüzden İstiklâl Marşı’na dair her söz, ölçülü, dikkatli ve tarih bilinciyle söylenmelidir. Millî semboller, gündelik siyasetin, kültürel rövanş arayışlarının, görünürlük çabalarının ya da polemik üretme alışkanlığının malzemesi yapılamaz. Hele Âkif’in adıyla kurulan bir kürsüde, Âkif’in millete emanet ettiği marş üzerine konuşulacaksa, kelimeler daha da özenle seçilmelidir.

Çünkü Âkif, yalnızca şiir yazmadı; bir milletin vicdanını dile getirdi. İstiklâl Marşı da yalnızca bestelenmedi; milletin hafızasında yaşandı, söylendi, ağlandı, ayağa kalkılarak dinlendi.

Ezcümle, İstiklâl Marşı’nın bestesini tartışmak, sanıldığı kadar basit bir musiki meselesi değildir. Bu tartışma, ister istemez Cumhuriyet’in kurucu sembollerine, millî hafızaya, ortak değerlerimize ve tarih karşısındaki duruşumuza temas eder.

Bazı marşlar vardır, notayla değil; milletin kalp atışıyla ölçülür.

Milletin ortak hafızasına dokunurken, nota kadar niyetin, makam kadar mesuliyetin de doğru olması gerekir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER