Geçen sen ortaya atılan “CHP’li Afyon Belediye Başkanı Burcu Köksal CHP’ye geçti, geçiyor” iddiaları yeniden hortladı. Köksal’ın, geçen sonbaharda yaptığı “CHP benim evimdir, son nefesime kadar bu davanın neferi olarak mücadele edeceğim” sözleriyle kış boyu gündemden düşen iddialar, birkaç gün önce gazeteci Sinan Burhan ve gazeteci Barış Yarkadaş’ın “Burcu Köksal CHP’den istifa edeceğini” sözleriyle yeniden gündeme taşındı.
CHP İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt ise Köksal’ın eşi üzerinden tehdit edildiğini ileri sürerek, AK Parti’ye katılmaya zorlandığını iddia etti, Köksal’a çağrıda bulunarak, “Hiçbir tehdide boyun eğme, bu tuzağı boz” çağrısında bulundu.
Köksal’ın alacağı siyasi pozisyonu kestirmek güç ancak Afyon’da özellikle kendisine oy veren geniş bir kesimin beklentisi “Böyle bir katılımın olmayacağı” yönünde. Bir süredir Ankara’da olduğunu bildiğimiz Köksal’dan ise yeni bir açıklama gelip gelmeyeceği belirsizliğini koruyor. Bekleyip göreceğiz.
***
Ancak uzun zamandır siyaseti yakından takip eden birisi olarak şu notu da düşmek gerektiğini biliyorum: Siyasette olmaz olmaz.
Türkiye’de daha önce “partinin has evladı” olarak bilinen kimi isimlerin bir anda yuvadan uçtuklarını şahit olduk.
Bu durum, Türkiye’de sıklıkla yaşansa da aslında tam olarak bizim ülkemize özgü değildir.
Devlet gücü, merkezi kaynak dağılımı, siyasi baskı, yerel hizmet kapasitesi ve seçmen iradesi gibi çok daha derin etkenlerin altında gerçekleşen ‘parti değiştirme ya da bağımsız kalma’, yalnızca Türkiye’ye özgü bir durum değildir.
Demokratik sistemlerle yönetilen dünyanın birçok ülkesinde, özellikle başkanlık veya yarı başkanlık sistemine yakın yapılarda, yerel yöneticiler zaman içinde başka partilere geçebilmekte, bağımsızlaşabilmektedir.
Latin Amerika ülkelerinde, Hindistan gibi güçlü yerel patronaj sistemine sahip demokrasilerde, Balkan ülkelerinde, Afrika’daki yarı demokratik sistemlerde, iktidar partisine yönelme oldukça yaygındır.
Bunun temel nedeni, yerel yönetimlerin merkezi bütçeye bağımlı olmasıdır. Belediye başkanı, seçildiği partiden çok; merkezi iktidarla kurduğu ilişki sayesinde yatırım, kredi, altyapı, personel ve bürokratik kolaylık elde edebilir.
Ancak Batı Avrupa’daki yerleşik demokrasilerde bu durum daha sınırlıdır. Çünkü kurumsal yapı daha güçlüdür, belediyelerin mali özerkliği daha yüksektir, seçmen sadakati daha ideolojiktir, parti değiştirme siyasi etik açısından daha ağır sonuç doğurur.
***
Türkiye’deki durumun ise 2024 Yerel Seçimleri’nin ardından dünyadan farklılaştığını söylemek mümkündür. Çünkü 2024 seçimlerinin sonuçları, Cumhuriyet Halk Partisi açısından tarihî bir başarı, Adalet ve Kalkınma Partisi açısından ise uzun yıllar sonra gelen önemli bir gerileme ortaya çıkardı. Yerel seçimlerin ardından CHP birinci parti konumuna yükselirken, bu durum AK Parti açısından ciddi bir siyasal kırılma yarattı. CHP’nin yeni yönetiminin yerel seçimlerin ardından başlattığı ‘yumuşama’ siyaseti kısa sürede bilindik şekline geri geldi ve özellikle İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ve ardından çok sayıda CHP’li belediye başkanı ve üst düzey belediye görevlilerinin tutuklanması ya da yargılanmasıyla dozu artan siyasi bir gerilime dönüştü.
Bu atmosferde bazı belediye başkanlarının seçildiği CHP’den istifa ederek, özellikle AK Parti’ye katılmaları seçmenleri ve siyasal gözlemciler tarafından hiçbir zaman ‘kişisel tercih’ meselesi olarak görülmedi. Hep arka planda bir şeyler olduğu söylendi ya da ima edildi. Türkiye’de yerel siyasetin yapısal karakterini gösteren bir olgu olarak değerlendirildi.
***
Yerel yönetimlerin merkezi devlet mekanizmasına son derece bağımlı olduğu Türkiye’de belediye başkanlarının parti değiştirmesi yeni değildir. 1960’lardan itibaren belediye başkanlarının güçlü iktidar partilerine yöneldiği bir realitedir. Fakat bu durum son dönemde daha görünür hale geldi. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle yürütmenin ağırlığı arttığı ülkemizde merkezi bütçe üzerindeki kontrol büyüdü. Büyük altyapı yatırımları Ankara merkezli izinlere bağımlı hale geldi. Belediyelerin kredi ve finans erişimi büyük ölçüde merkezi onay mekanizmalarına bağlandı. Sıklıkla dillendirilen “Yargılanmamak için parti değiştirdi” söylemlerine maruz kalan belediye başkanlarının parti değiştirilmelerinde yalnızca siyasi değil aynı zamanda yönetsel bir pozisyon alma kaygısının da olduğunu düşünüyorum.
***
Olaya siyasi açıdan bakıldığında ise 2024 yerel seçimlerinden moral üstünlükle çıkan ve ilk genel seçimde iktidara yürüme hedefinin belirlendiği CHP’de ciddi kaygılara neden olmuyor değil. Bazı belediye başkanlarının iktidar partisine yönelmesi, ‘siyasi çözülme’ endişeleri yaratırken, bu durumu yersiz bulanlar da çoğunluktadır. Bu değerlendirme sahiplerine göre, geçişlerin çoğunun küçük ilçelerde, belde belediyelerinde, ekonomik olarak merkezi bütçeye daha bağımlı yerlerde olmasına ideolojik yakınlıktan çok ‘kaynak erişimi’ açısından bakılması gerekiyor.
****
AK Parti’ye katılan belediye başkanlarına rozetlerin doğrudan Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından takılması merkezi siyasal stratejinin parçası olarak yorumlanırken, CHP yöneticileri belediyelerin mali baskı altında bırakıldığını, kredi ve yatırım süreçlerinde ayrımcılık yapıldığını, yargı ve idari baskının siyasi araç olarak kullanıldığını iddia ederek duruma tepkisini sürdürüyor.
AK Parti kanadı geçişlerin tamamen ‘gönüllü siyasi tercih’ olduğunu savunarak, bu iddiaları reddediyor. Bu bakış açısına göre, AK Parti’ye geçen belediye başkanları seçildiği partisinde hizmet üretmekte zorlandığı, seçmenine daha iyi hizmet götürmek istediği, ideolojik olarak zaten yakın olduğu için iktidar partisine katılıyor.
***
Başkanların parti değiştirmesinin ardından seçim çevrelerinde neler yaşanabilir sorusu ise hem siyasetin hem de seçmenin kafasındaki en önemli sorulardan birisini oluşturur. Bize göre, başkanı o makama sahip olduğu ideoloji değil, yerelin dinamik şartları taşır. Özellikle küçük ilçelerde akrabalık ilişkileri, aşiret dengeleri, ticari ağların parti kimliğinden daha etkili olduğunu biliyoruz. Bundan dolayı seçmenlerin parti değiştiren belediye başkanını takip eder ya da sert biçimde cezalandırmaz.
Fakat yine de parti değiştiren belediye başkanları yeni partisinde yalnız kalabilir, il örgütüyle çatışabilir, meclis çoğunluğunu kaybedebilir. Son söz olarak şu soruyu sormak gerekir: İktidar partisine geçmek yerel siyasi hayatta kalma yöntemi midir?
































YORUMLAR