Ana Sayfa Arama Video
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Ahmet Semih Tulay
Ahmet Semih Tulay

ARAKHNE-Örümcek Olan Kız

Doğadaki böcek türündeki harika canlıların başında arılar gelir. Ancak, arılardan başka “mimar böcekler” adı verilen kimi böcek türleri vardır. Örneğin, kusursuz havalandırma sistemleri kuran termitler, yeraltında devasa tarım kolonileri inşa eden yaprak kesici karıncalar ve avlanmak için adeta mühendislik yapan yazımızın konusu örümcekler. Örümcekler, Antarktika hariç dünyanın her tarafında yaşarlar. Mayıs 2026 itibarıyla, taksonomistler tarafından 138 familyaya ait 53.881 örümcek türü kayıt altına alınmıştır. Örümcek sözcüğü Eski Türkçe örümçek “küçük örücü” sözcüğünden evrilmiştir. Örümcekler (Araneae takımı) sekiz bacaklı ve hava soluyan eklem bacaklılar olup, ağ örme işi örümceklerin doğuştan kazandıkları bir sanattır ve örümcekler hemen her yerde muhteşem ağlarını örerler.

Örümcekler ve ördükleri ağları antik çağlardan beri insanoğlunun dikkatini çekmiş ve bununla ilgili güzel bir mitolojik Anadolu öyküsü kotarılmıştır. Bu öykü Anadolulu kadınlarının yetenekleriyle harmanlanmıştır. Çünkü Anadolulu kadınlar her zaman dokumacılıkta, nakış-oya yapmakta çok yetenekli olmuşlardır. Onların yarattığı her motifin her işlemenin bir anlamı vardır. Anadolu kadını duygularını, sevdasını, özlemini, acısını nakışlarla dile getirir. Bu kimi zaman bir oya, kimi zaman bir örtü, kimi zaman bir halı ya da kilim olmuştur. Antik Çağ’da da Batı Anadolulu kadınlar da böyle yetenekli idiler. Bunlardan birisi 2700 yıl önce Kolophon’da (İzmir-Menderes-Değirmendere) yaşayan ve kumaş boyacılığı yapan Lidyalı İdmon’un kızı Arakhne idi. Gergef işlemede ve oya yapmakta üstün bir yeteneğe sahipti. Öyle ki o biçimli elleriyle işini yaparken orman, dağ ve su perileri onun çevresine toplanıp saatlerce bıkıp usanmadan hayranlıkla onu izlerlerdi. Bir gün bunlardan birisi merak ederek ona sordu. “Arakhne söyle bana, bu sanatı sana tanrıça Athena mı öğretti ki bu denli güzel işler yapabiliyorsun?”

Kız omuzlarını silkti, “O da kimmiş ki? Bunları bana anam Egeriya ölmezden önce öğretti. Yani bu sanat bana anacığımdan kaldı. Benim bu konuda bildiklerimi Athena bile bilmez, ama isterse ona da öğretebilirim.” Bu sözler Yunanlı tanrıça Athena’nın kulağına gidince çok öfkelendi. Bu kendini bilmez ölümlü kız neler diyordu böyle? Hem de akıl ve zeka ve de el işlerinin tanrıçasına.

Bir gün tanrıça Athena bu densiz kıza kim olduğunu bildirmenin zamanı geldi diyerek ihtiyar bir kadın kılığına bürünüp Arakhne’nin evine gitti. Kapıyı çalıp biraz dinlenmek istediğini söyleyerek ona kısa süreli konuk oldu. Arakhne bir yandan elindeki nakışı işlemeye devam etti bir yandan da söyleşmeye başladılar. Yaşlı kadın kıza sanatının çok güzel olduğunu ama tanrılarla boy ölçüşmemesini, onları aşağılamamasını öğütleyerek sözlerini şöyle sürdürdü. “Güzel kızım, eğer gerçekten böyle yakışıksız ve saygısız bir davranışta bulunduysan hemen özür dile. Unutma ki tanrılarla hiçbir zaman boy ölçüşülemez.” Kız, yaptığı işten başını bile kaldırmadan yanıt verdi. “Ben tanrıların hakkında ileri geri konuşmuyorum. Sadece yeteneğimin üstün olduğunu söylüyorum ve de yeteneğime güveniyorum.”

Artık dayanamayan Athena gerçek kimliği ile göründü. “Madem ki kendine çok güveniyorsun o halde gel yarışalım.” Arakhne, umursamaz ve kendine güvenen bir davranışla bu öneriyi kabul edince yarışma başladı.

Arakhne ile Athena yarışması.  Diego velasquez (1657) yağlıboya tablo

Kız gergefindeki kumaşa kuğu biçimine giren Baştanrı Zeus ile Leda’nın aşkını, Zeus’un boğa biçimine girip Europa’yı kaçırmasını, İo ile yaşadığı macerayı kısaca Zeus’un aşk öykülerini resimli bir roman gibi işlemeye başladı. Athena ise halının üstüne on iki tanrıyı ve dört köşesine tanrılarla boy ölçüşen ölümlülerin başına gelenleri işliyordu. Aslında böylelikle kıza davranışının bir hata olduğunu, sözlerini geri almasının uygun olacağını yoksa başına kötü işlerin geleceğini anlatmak istiyordu. Kız ise onun yaptığı ile ilgilenmeden kendini işine vermişti ve onun yaptığına bakmıyordu bile. Hakemi olmayan bu yarışın bitiminde Athena kızın işinde hiçbir eksiklik bulamadı. İşin doğrusu kızın işledikleri onunkinden kat be kat daha güzel idi. Tıpkı tanrı müzik tanrısı Apollon’un Dinarlı müzisyen Marsyas’a yenildiği gibi yenilmişti. Athena öfkesinden ne yapacağını şaşırdı. Hemen bir hata bulup kızı cezalandırması gerekiyordu. İşin eksikliği, yanlışlığı yoktu ama tanrısal zekasını kullanıp onu cezalandırmak için hemen bir neden buluverdi. Ona göre kız aslında çok büyük bir suç işlemiş, saygısızlık yapmıştı. Kıza dedi ki; “Baştanrı Zeus’u böyle utanılacak durumlarda gösterdiğin ve bir tanrının aşklarını konu ettiğin için yarışmayı sen kaybettin.”  Ve ardından daha birçok kötü söz söyledi. Çok üzülen Arakhne ağlayarak gidip kendini astı. Bunu fark eden tanrıça onu hemen bir örümceğe dönüştürüp şöyle dedi. “Hayır, sen ölmeyeceksin, benimle boy ölçüştüğün için sonsuza değin yaşamın böyle ağın üstünde olacak ve sürekli ağlar yapacaksın.” Gerçekten de becerikli kız Arakhne o zamandan beri bir doğa harikası olan ağlarını hala gözümüzün önünde örer durur. Athena’ya gelince… Tanrıça Athena mı?  O çoktan unutulup gitmiş ve mitolojinin tozlu, sararmış sayfaları arasında kaybolmuştu bile.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER