Bugünlerde kütüphanelerin sessizliği, sosyal medyanın gürültüsüyle boğuluyor. Kitapçı rafları, derinlikten ziyade ‘hız’ vaat eden, kapağı içeriğinden daha parıltılı eserlerle dolu. Bu manzara karşısında insanın aklına şu soru düşüyor: Sahi, o meşhur ‘elit okur’ nereye kayboldu?
Öncelikle bir yanlışı düzeltelim: ‘Elit okur’ derken, elinde kadehiyle fildişi kulesinden halka bakan bir zümreden bahsetmiyoruz. Bizim aradığımız elit; metnin katmanları arasında kazı yapabilen, yazarın kurduğu labirentte kaybolmaktan korkmayan, okumayı bir boş zaman aktivitesi değil, bir zihinsel disiplin olarak gören kişidir.
ÇOK SATANLARIN GÖLGESİNDE NİTELİK
Günümüzde edebiyat dünyası bir ‘beğeni’ kuşatması altında. Algoritmalar bize neyi okumamız gerektiğini fısıldarken, ‘en çok okunanlar’ listeleri edebi niteliğin değil, pazarlama stratejilerinin birer karnesine dönüştü. Elit okur ise bu gürültüde fısıltıyı duyabilen kişidir. O, metnin sadece ne anlattığıyla değil, nasıl anlattığıyla ilgilenir.
- Sabır: Elit okur, ilk on sayfada olay örgüsü patlamadı diye kitabı fırlatıp atmaz.
- Sorgulama: Yazarın her cümlesini mutlak doğru kabul etmek yerine, metne sorular sorar.
- Derinlik: Bir romanı bitirdiğinde sadece ‘güzeldi’ demez; o eserin sosyolojik, psikolojik ve estetik izlerini sürer.
DİJİTAL ÇAĞIN DİKKAT DAĞINIKLIĞI
Günde yüzlerce tweet, binlerce görsel tükettiğimiz bu çağda, 500 sayfalık yoğun bir romana odaklanmak artık ‘elit’ bir eylem haline geldi. Dikkat süresinin 8 saniyeye düştüğü iddia edilen bir dünyada, Proust’un o bitmek bilmeyen cümlelerinin peşinden gitmek, modern bir kahramanlıktır.
Ancak tehlike şurada: Okur, zorlanmaktan kaçtıkça; yazar da ‘anlaşılmama’ korkusuyla kalemini yontmaya başlıyor. Sonuç ise tek düze, derinliksiz ve birbirinin kopyası metinler…
ELİT OKUR BİR ‘AZINLIK’ MI KALACAK?
Edebiyatın elit okuru aslında ölmedi, sadece yeraltına çekildi. O hala bir sahafın tozlu rafında, küçük bir yayınevinin risk alarak bastığı bir çeviride ya da unutulmuş bir klasiğin satır aralarında yaşıyor.
Edebiyatın geleceği, sadece yazarların cesaretine değil, bu ‘zor beğenen’ okurların sadakatine bağlıdır. Çünkü nitelikli bir edebiyat ancak, kendisinden fazlasını talep eden bir okur kitlesiyle nefes alabilir.
Sonuç olarak; elit okuru bulmak, aslında bir bakıma kendimizi yeniden bulmaktır. Ekranın ışığını kısıp, kâğıdın kokusuna ve zihnin derinliklerine dönme vaktimiz gelmedi mi?
‘Okumak, iki ruh arasındaki bir konuşmadır; ancak elit bir okur, bu konuşmada sessiz kalmayı ve dinlemeyi de bilir.’
































Kaleminize, yüreğinize sağlık Melih Hocam. Ne güzel anlattınız.